ÖZÜN BERÂETİ

Somuncu Baba

Ebû Hureyre (ra)'dan: “Her doğan çocuk temiz bir yaradılış (fıtrat) üzerine doğar¸ sonra anne-babası onu Yahudi¸ Hristiyan veya putperest yapar. Nitekim¸ her hayvan uzuvları tam ve kusursuz olarak doğar. Siz o yavruda (azalarında) eksik ve kesik bir şey görebilir misiniz?” Sonra Ebû Hureyre “isterseniz şu ayeti okuyunuz ” dedi¸ Rum 30. ayeti okudu.

Ebû Hureyre (ra)'dan: “Her doğan çocuk temiz bir yaradılış (fıtrat) üzerine doğar¸ sonra anne-babası onu Yahudi¸ Hristiyan veya putperest yapar. Nitekim¸ her hayvan uzuvları tam ve kusursuz olarak doğar. Siz o yavruda (azalarında) eksik ve kesik bir şey görebilir misiniz?” Sonra Ebû Hureyre “isterseniz şu ayeti okuyunuz ” dedi¸ Rum 30. ayeti okudu.

Dinlerin sahip oldukları insan tasavvuru¸ aynı zamanda onların temel karakterini de ortaya koymaktadır. İnsana verilen değer ve sunulan insan modeli din ve kültürün temelini oluşturmaktadır. Gerek Kur’ân-ı Kerim'den¸ gerekse Hz. Peygamber'in örnek yaşantısından ve sözlerinden anlaşıldığı üzere¸ İslam insana saygı duymakta¸ ona hak ettiği değeri vermekte¸ onu yüceltmektedir. Buna göre insan¸ doğuştan günahkâr olarak kabul edilen bir varlık değildir¸ aksine varlığın merkezinde bulunan¸ eşref-i mahlukat olandır. İslam’da asıl olan insanın özünün berâetidir. Kur’ân'da bir sureye adını veren ve Müslümanların mübarek saydığı bir gecenin de ismi olan berâet kavramı¸ temiz olma¸ arınma¸ kurtulma¸ selamete çıkma anlamlarına gelmektedir.
İslam geleneğinde “Fıtrat hadisi” olarak bilinen rivayet¸ hadis kaynaklarının pek çoğunda yer almakla birlikte¸ özellikle Buhâri¸ Müslim¸ Tirmizî¸ Ebû Davud tarafından nakledilmiştir.1 Hadisin farklı bölümlerde farklı varyantları olmakla birlikte¸ en çok Kader ve Cenaiz bölümlerinde yer almaktadır. İslam alimleri bu hadisten hareketle doğan çocuğun dini ve kaderi üzerinde kelamî tartışmalar yapmışlardır. Şerhlerin yanı sıra fıkhî eserlerde de hadise yer verilmiştir. İbn Abdilberr'in el-İstizkar adlı eserinde hadisle ilgili geniş fıkhî yorumlar yer almaktadır.2
Fıtrat¸ insanın yaradılışında getirdiği özellikleri¸ onun tabii durumudur. Genel olarak tüm insanlarda varolan¸ insanın özü¸ çekirdeğidir. Hadiste¸ her doğan çocuğun tertemiz bir yaradılış (fıtrat) üzere doğduğu zikredilmektedir. İslam alimleri burada fıtrattan kastın İslam olduğunu savunurlar. Yani insan¸ yaradılış itibariyle İslam’ı kabullenmeye müsait olarak doğmaktadır. Hadisin devamında Ebû Hureyre'nin okuduğu Rum Suresi 30. ayet de bunu desteklemektedir: “O halde Hakk'a yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah'ın yaratmasında hiçbir değişme yoktur¸ işte dosdoğru din budur.” Müfessirler bu ayeti Hak dini kabule yönelik kabiliyet olarak yorumlamaktadırlar. İnsanın özünde Hakk'a bağlılık ve O'na inanç vardır ve bu aynı zamanda onun tabiatına da uygun olandır. İnsanlar fıtratlarına uygun davrandıklarında İslam’a yaklaşmakta¸ aksi durumda ise hem doğru olandan¸ hem de yaradılışlarından uzaklaşmaktadırlar. İslam bu yüzden fıtrat dinidir¸ insanın hem aklına mantığına¸ hem de ruhuna hitab etmektedir.
Fıtrat hadisinde değinilen bir diğer husus da temiz bir yaradılışla doğan insanın çevrenin etkisiyle daha sonra Yahudi¸ Hristiyan veya putperest olduklarıdır. Hz. Peygamber fıtrat üzere doğan insanın durumunu¸ uzuvları tam bir halde doğan behimeye (hayvan yavrusuna) benzetmektedir. Buna göre din duygusu insanın doğuştan sahip olduğu¸ özünde hep var olan bir ihtiyaçtır. Ancak¸ aile¸ çevre vb. etkenler sebebiyle bazen gizlenmekte¸ bazen açığa çıkmakta¸ kimi zaman da¸ farklılaşıp özünden farklı bir halde karşımıza çıkmaktadır. Kur’ân-ı Kerim'in ifadesiyle¸ kimi zaman başlarına bir kötülük geldiğinde¸ darda kaldıklarında¸ kimi zaman da korkup aciz kaldıklarında insanlar Allah'ı anmaktadırlar. Ancak; yıldıza¸ aya¸ güneşe bakarak Yüce Yaratıcı arayışında olan Hz. İbrahim örneğinde de olduğu gibi¸ insan kendinden yüce bir güce ihtiyaç duymaktadır.3
İslam’ı aşkla yorumlayan tasavvuf¸ insandaki din duygusunu “Bezm-i elest” ile ilişkilendirir. Buna göre¸ Kur’ân-ı Kerim'de açıklandığı şekliyle ruhlar aleminde insan Rabbine söz vermiş¸ O'nunla bir ahit yapmış¸ “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” (Elestü birabbiküm) sorusunu “Evet¸ sen bizim Rabbimizsin” (Kâlû: Belâ) şeklinde cevaplamıştır.4 Hulûsi Efendi¸ Divanının çeşitli yerlerinde insanın verdiği bu söze telmihlerde bulunmaktadır. Ahde vefalı olmayı şöyle dile getirmektedir:
“Elest hitabındaki belâyı lâya sây etme
Ol hükmü unutma olan ahd ü vefayı tut”5
Bir diğer beyitte¸ Yâre duyulan aşkın Elest bezmiyle başladığı¸ o günden bugüne devam ettiği belirtilmektedir:
“Ezelde tanıyıp bilmiş o yâre yâr olan canlar
Bu âlemde bilip ânı¸ yine âna yakîn olmuş”6
“Sırr-ı nefahtü”ye mahzar olan¸ ruhunda yaratıcıdan izler taşıyan bu yüzden yeryüzünde O'nun emanetçisi durumunda olan insan Bezm-i elest'te verdiği sözle sorumluluk da üstlenmiştir. Bu yüzden özüne sadık kalmalı¸ ahdine sahip çıkmalıdır. Hulûsi Efendi'nin şu sözleri insanın misyonunu özetler niteliktedir:
“Ey insan! Bil ve âgâh ol ki¸ sen oyuncak olarak yaratılmadın. Bil ki¸ bu güzergâh-ı fânide senin uhde-i insaniyetine tevdi olunan iş pek büyük ve kadrin ziyade-i âlîdir. Ezelî olmadığına bakma! Çünkü ebedisini Eğer ki cesedinle hâki ve suflîsin ama hakikat-i ruhunla ulvî ve rabbanisin…”

Dipnot


1- Buhari 23/93¸ 82/3; Müslim 4/2047; Ebu Davud 39/17; Tirmizi 30/5
2- İbn Abdilberr¸ el-İstizkar¸ 8/370-409
3- En'am¸ 76-78
4- Araf¸ 171-172
5- Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Divân-ı Hulûsî-i Darendevî¸ s. 18
6- Ateş¸ Dîvan¸ s. 89
7- Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Şeyh Hamid-i Velî Minberinden Hutbeler¸ 99. hutbe

Sayfayı Paylaş