EŞİNİZİ MUTLU EDİN!

Somuncu Baba

Çocuklarınızı Ruhsal Bakımdan Sağlıklı Yetiştirmek İstiyorsanız¸
Tek Bir Şey Yapın;
Eşinizi Mutlu Edin!

“Çocukların bizi kızdıran veya istenmeyen davranışları ne ise o konu üzerinde konuşulmalı¸ başka mevzular ve önceki davranışlar söz konusu edilmemelidir.”

Aile içinde anlaşmazlıkları çözmek¸ geçimsizliği azaltmak için¸ ana babanın hem kendi aralarında hem de çocuklarıyla ilişkilerinde gözetmesi yararlı olacak bazı kurallar vardır. Eğer usulüne uygun yani edebe adaba uygun davranılırsa anlaşmazlıkların sonucu güzel olur¸ tatlıya bağlanır.
Başkalarının yanında edebe uygun davranmak¸ adab-ı muaşerete (görgü kuralları) uymak yetmez. Edebe uygun davranan kişi her şeyden önce kendisi ile baş başa kaldığında da kurallara uymalıdır. Bu ancak Allah (CC)'ın rızasına talip¸ Rasül' ünün sünnetine uygun yaşamayı vazgeçilmez bir hayat tarzı kabul etmiş¸ inandığını davranışa dönüştürmüş bilinç düzeyi yüksek bireylerin yapabileceği bir iştir.
Toplumsal hayatta¸ iş ve arkadaş çevresinde aranan¸ beğenilen¸ saygın¸ kibar ¸ etkin¸ akıl veren¸ sevilen insanlar vardır. Acaba bu insanlar ev hayatında eş ve çocuklarıyla ilişkilerinde aynı oranla başarılı mıdır? Bir insan hem yalnızken hem de başkalarının yanında iken edebe ve görgü kurallarına uygun davranabiliyorsa¸ bu kişinin aynı zamanda şahsiyetli¸ ilkeli¸ erdemli ve bilge biri olduğunu söyleyebiliriz.
Biz burada iletişimin temel ilkeleri ve görgü kuralları çerçevesinde aile içi tartışmaların nasıl yapılacağını ele alacağız.
a) Eşler ayrı görüş¸ düşünüş ve beyinleri olduğunu bilmelidirler. Birbirlerine sevgi ve evlilik bağı ile bağlı olsalar da¸ ayrı çevrelerden¸ ayrı eğitimden geçerek gelmişlerdir. Değişik anlayış ve eğitimlerin evlilikteki uyumu bozması gerekmez. Ayrılıkların bilinip¸ ortak bir çizgiye doğru yaklaştırılması önemlidir. Bu ise eşlerin birbirini tanımaya ve anlamaya istekli oluşlarıyla sağlanabilir. Çocuklarımızın da ayrı bir birey olduğu unutulmamalıdır. Her ne kadar çocuğumuz ve küçüğümüz iseler de ayrı duyguları¸ düşünceleri¸ kararları¸ ayrı ilgi ve yetenekleri olduğunu kabul edip saygılı olmak zorundayız.
b) Meseleleri örtbas edip biriktirmektense¸ ortaya döküp tartışmak daha iyidir. Eşler birbirinden beklediklerini açıklıkla bilirlerse davranış ve tutumlarını ona göre düzenleyebilirler. Hem susup hem de eşinden kendi istekleri doğrultusunda davranış beklemek hayal kırıklığı ile sonuçlanır. Uzlaşmanın en kestirme yolu¸ açık yürekli konuşmaktan geçer. Çocukların istenmeyen davranışlarını görmezden gelip¸ üzerinde konuşulmaz ertelenir; daha sonra alakasız ve hiç de eş değer olmayan bir şekilde cezalandırılırsa çocuk neye uğradığını bilemez. Asıl cezalandırılan davranışın ne olduğunu anlayamaz¸ haksızlığa uğradığını düşünür.
c) Tartışma ve konuşma için uygun yer ve zaman seçmelidir. Eşlerin yorgun ve aç oldukları vakit en uygunsuz zamandır. Eşlerden birinin zor duruma düşebileceği yer ve topluluklarda tartışmadan kaçınmak iyi olur. Eşler¸ tartışmanın çığırından çıkmayacağına güveniyorlarsa çocukları önünde tartışmalarında bir sakınca yoktur. Ancak çok özel konuların karı-kocanın baş başa kaldıkları bir zamana ertelenmesi gerekir.
Çocukların bizi kızdıran veya istenmeyen davranışları ne ise o konu üzerinde konuşulmalı¸ başka mevzular ve önceki davranışlar söz konusu edilmemelidir. Başkalarının yanında özellikle arkadaşlarının yanında rencide edici¸ küçük düşürücü tavırlardan sakınılmalıdır.
d) Tartışmaya suçlayarak girmemeli¸ soru sorarak¸ eşi belli bir konuda açıklama yapmaya çağırmalıdır. Bu yolla haksızlık yapma ihtimali azalır¸ kısacası eşe kendini savunma imkanı vermeden saldırıya geçmemelidir. Aynı kural çocuklarımız için de geçerlidir. Konuya suçlayarak girdimiz zaman üzerinde düşünmek yerine savunmaya geçecek¸ yanlış davranışını fark edemeyecektir.
e) Tartışma yolundan ve konusundan saptırılmamalıdır. Belli bir konuda tartışılırken¸ eskiler ortaya dökülmemeli¸ hele kişilikler işin içine karıştırılmamalıdır. Toptan suçlama ve genelleme yapmaktan sakınmalı¸ konu dışına çıkılmamalıdır. Sık yapılan bu yanlış¸ eşleri yaklaştıracak yerde uzaklaştırır. Tartışmada¸ kimi zaman¸ ses yükseltmekten¸ duygusal ve abartılı konuşmaktan kaçınmak zor olabilir. Ancak “İstemiyorsan ananın evine gidersin!” gibi son sözler baştan söylenmemelidir. “Ben böyleyim işte¸ ister kabul et¸ ister etme¸ işine gelirse!” gibi sözlerle tartışma çıkmaza sokulmamalıdır. Çocuklarımızla da konuşurken bağırmak meseleyi halletmek yerine onun da bağırarak konuşmasına ya da korkup sinmesine sebep olacaktır. Ayrıca vücut duruşumuz ve yüz ifademiz de önemlidir. Çocuklarımızın (tembel¸ şımarık¸ terbiyesiz¸ ne laf anlamaz çocuksun¸ bu adam olmaz¸ aptal¸ vb. ifadelerle) doğrudan kişiliklerine saldırmak hem o meseleyi çözmez¸ hem de ilişkilerimizi zedeler. Halbuki eleştirdiğimiz davranışı ne ise o belirtilmelidir. “Tembel” yerine “ders çalışmıyorsun¸ ihmal ediyorsun bu da beni kızdırıyor” gibi.
f) Amaç tartışmayı kazanmak değil¸ bir çözüme varmak olmalıdır. Seçenekler gözden geçirilmeli ve en uygunu üzerinde uzlaşmaya gidilmelidir. Uzlaşmayla biten tartışma yapıcı ve yaklaştırıcı olur. Eşlerden birinin yenik düşmesi onda kırgınlık yaratır. Yenilen erkek ise¸ çoğunlukla gücüne ve evin reisi olmanın verdiği yetkiye sığınır : “Ben böyle istiyorum¸ benim dediğim olacak¸ anlaşıldı mı?” diyerek kestirip atar. Yenilen kadınsa¸ boynunu büker¸ ağlar ve “Sen beni sevmiyorsun¸ beni hiç düşünmüyorsun¸ beni düşünseydin böyle konuşmazdın!” diye duygusal silahlara başvurur. Bu nedenle her iki eşin haklı olduğu noktaların açıklığa kavuşması¸ işin tatlıya bağlanmasını kolaylaştırır. Çocuklarımızla ise zıtlaşmamalı¸ işi inada bindirmemelidir. “Bacak kadar çocuğa sözümüzü geçiremeyecek miyiz?” düşüncesi ile işi güç gösterisine dönüştürmemelidir. “Seni sevmiyorum başkalarının annesi olacağım” tarzında sevgi tehdit aracı yapılmamalıdır. Kendimizi çocuğun yerine koyarak¸ onun da haklı olduğu noktalar belirtilmelidir.
g) Tartışma ve çekişme evin dışına taşmamalı¸ ana babalar taraf olmaya ya da hakemlik etmeye zorlanmamalıdır¸ hele çocuklar tartışmaya hiç karıştırılmamalıdır. Bir suçlamaya başka bir suçlamayla karşılık vermek de havayı gerginleştirir. Ortamın uygunsuz¸ sinirlerin çok gergin olduğu durumlarda 'ateşkes'e gidilmeli¸ tartışma uygun bir zamana ve yere ertelenmelidir. Ancak evden çıkıp gitmek ya da öteki eşi dize getirmek için küslüğü inatla sürdürmek yoluna gidilmemelidir. Çocuklarımızla kriz anında tartışılmamalıdır. Ancak büsbütün görmezden gelmek de doğru değildir. Ayrıca çocuklara küsmek¸ beddua etmek ve onlarla konuşmamak tehlikelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e bir gün bir şahıs gelir ve çocuğunun hayırsızlığından¸ saygısızlığından -beddua ederek- bahseder. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in hoşnutsuzluğu yüzünden belli olur ve “Hiç şikayet etme¸ çocuğun karakterini sen bozmuşsun” diye cevap verir.
h) Yeri geldiğinde özür dileyebilmek¸ gönül almak tartışmayı kısa yoldan iyi sonuca götürebilir. Kendi kusurunu görebilmek ve eşin haklı olduğu noktaları belirtmek de ortak bir çözüme varmayı kolaylaştırır. Şaka ve mizah yerinde kullanılınca havayı yumuşatır¸ aradaki buzları eritiverir; bu sebeple düzeyli şakalaşmayı bilmelidir.
Eğer çocuklarımıza karşı bir yanlışlık¸ bir haksızlık yapmışsak¸ yaşları ne olursa olsun özür dilemeliyiz. Özür dilemek çocuğumuzun gözünde bizi daha da yüceltir. Böyle bir durumda şımarır kaygısına kapılmamalıyız. Ana babalar¸ çocuklara her zaman bir büyük gibi davranmalı. Ancak onların çocuk oldukları unutulmamalıdır¸ büyük gibi davranması beklenmemeli. Yani katı kurallı olmamalı¸ yerine göre şakalaşmasına¸ nazlanmasına hatta şımarmasına izin verilmeli.
Ancak ağır kişilik bozukluklarında ya da ruhsal dengesizliklerde bu kurallar çarpık ilişkileri düzeltmeye yetmez. Üstelik çocukların ruh sağlığı da olumsuz etkilenir. Tartışmalardaki nezaketsizlik¸ argo¸ küfür çocukları her zaman rahatsız eder. Buna karşılık birbirini seven ve bencillikten kaçınmasını bilen eşler¸ kendilerine en uygun uzlaşma yollarını deneye deneye bulabilirler. Sağlıklı tartışma¸ anlaşma ve çözüme ulaşma kurallarını edep ve adab-ı muaşeret çerçevesinde kendileri geliştirebilirler ve mutlu olmayı hak ederler.

Sayfayı Paylaş