YİTİK BİLGİ FELSEFE VE HİKMET

Somuncu Baba

Hakikati aramanın ve ona ulaşmanın formüllerini veren ve işaretlerini gösteren felsefe¸ çok çeşitli tanımlara muhatap olmuş bir alandır.

Hakikati aramanın ve ona ulaşmanın formüllerini veren ve işaretlerini gösteren felsefe¸ çok çeşitli tanımlara muhatap olmuş bir alandır. Filozofların sayısınca felsefe tanımlarının mevcut olduğu ileri sürülse¸ bu ifade herhalde abartılı olmayacaktır. Nitekim bu özelliğidir ki¸ felsefeyi¸ diğer ilmî disiplinlerden ayırmaktadır. Zira felsefe; düşünce ve fikrin zenginleştiği¸ bir o kadar da çeşitlendiği¸ aynı zamanda tartışıldığı bir sahadır. Şu halde bu farklılık ve dinamizme mekanlık yapan felsefenin¸ içinde barındırdığı niteliklerini¸ kendi tanımlarını ele alarak görelim.
Felsefe: Hikmet Sevgisi
Genel ifadeyle hikmet sevgisi olarak bilinen felsefe¸ sanatların sanatı¸ ilimlerin ilmidir. İnsanın kendisini bilmesi olarak da tarif edilen felsefe¸ bilen insanın mümkün olduğu ölçüde kendisini İlâha benzetmesine vasıta olacaktır. Zira Allah’a en yakın olan kul¸ en âlim¸ en âdil¸ en merhametli ve en müşfik olanıdır (es-sîretü’l-felsefiyye). Aynı zamanda varlıklar üzerine düşünmesine ve Yapıcı’yı (es-Sânî) tanımasına yardımcı olan felsefe¸ kalıcı ve sonsuz hayatın başlangıcı olan ölüme bir hazırlıktır.1
Felsefe-Hikmet İlişkisi
Felsefe ve hikmet kelimeleri¸ çoğunlukla birbirleri yerine kullanılmaktadır.2 Dolayısıyla hikmet¸ bir disiplin ve düşünce tarzı olarak da felsefeyle aynı anlamlara gelmektedir. Özellikle 9. yüzyıldan sonra¸ Müslüman filozoflar¸ felsefe kavramı yerine¸ hikmet kavramını benimsemişlerdir.3
Bunun nedenlerine bakıldığında¸ aynı dönemde ortaya çıkan felsefeye olan muhalefeti azaltmanın ve bu kavram yerine Kur’ânî bir ifade olan hikmeti öne çıkarmanın amaçlandığı söylenebilir. Bununla birlikte İslâm’a kendi iç bünyesine daha uygun ve yakın¸ yerli bir kavram özlemi de giderilmiştir. Hakikatte felsefe kavramı içinde¸ anlam bakımından hikmet kavramının taşıdığı ve içinde barındırdığı anlamlar dizgisi mevcuttur. Nitekim felsefe¸ Yunanca filosofia (philsophia)¸ sevgi anlamına gelen filo ve hikmet anlamına gelen sofia kelimelerinin bir araya gelmesinden oluşmuştur. Aksine olarak bazı düşünürler¸ felsefeyi¸ hikmetin içinde değerlendirmiş olabilirler.4
Ayrıca bazı zamanlar¸ İslâm filozoflarının hikmeti felsefeden ayırarak farklı anlamlar yükledikleri de görülmüştür. Zira onlar hikmete¸ felsefeden daha derin ve kapsamlı bir anlamlar yüklemişlerdir. Şu halde hikmet¸ kesin doğru bilgi¸ yapılması erdemli olan bir hareket tarzıdır. Kısaca¸ hikmet bu kullanışla felsefeden daha kapsamlı bir anlam örgüsüne ulaşır. Yani her felsefe¸ hikmet olabilir; ama her hikmet felsefe değildir. Bu çerçevede hikmet¸ felsefeden daha geniş bir anlam alanı kazanmaktadır.5
Hikmetin Anlam Zenginliği
Hikmet¸ anlam bakımından zengin ve kapsamlı bir kelimedir. Bununla birlikte Kur’ânî bir kavram da olan hikmetin mânâ zenginliğini¸ son dönem önemli tefsir âlimlerinden Elmalılı Hamdi Yazır’ın kaleminden¸ görmek mümkündür. Bu Kurân bilginimiz¸ tefsirinde¸ “hikmet” tariflerini bir araya toplayarak önemli bir yer ayırmıştır. Şimdi bu tarifleri ele alabiliriz:
Sözde ve fiilde isabet etmek olan hikmet¸ hem ilim hem de ameldir. Bu anlamda hikmetli bilgi¸ tecrübe ile desteklenmiş ve uygulanabilir özellikler taşıyan ilimdir. Hikmetli hareket de bilimsel temellere dayalı olan ve bir ilmin ölçüsüne vurulduğu zaman doğru olduğu kesinleşen ameldir… Hikmet ilimle sanatın birleşmesidir.
Bir anlamda ilim ve fıkıh demek olan hikmet varlıkların özündeki manaları anlamaktır. Yani varlıklar arasındaki sebep sonuç ilişkilerini ve etkileşim düzenini izleyip¸ varlıkların özünü ve amaçlarını kavramak demektir.
Kur’ân’ın bir çok yerinde hikmet¸ peygamberlik kavramıyla birlikte bulunmaktadır ve çoğu zaman onun yerine kullanılmaktadır.6 İcat etmek” anlamına da gelen¸ hikmet¸ varlık düzeninde her şeyi yeri yerince koymak demektir ki¸ bu tarif de görünüşte bütün varlığı açıklamaya yönelik olduğundan¸ bir bakıma ilâhî hikmeti¸ ilâhî sıfatları topluca tarif sayılır.
Uygulama açısından hikmet adalet demektir. Amelî hikmet denilen ahlâk ilmi; ahlâkı¸ ifrat ve tefrit arasında adalet temeline dayadığından bu manayı almıştır.
İnsanı¸ güzel ve doğru işlere yönelten hikmet¸ siyasette¸ insanın gücü yettiği kadarıyla yüce Yaratıcı’ya benzemeye çalışmasıdır ki¸ bu da ilmini bilgisizlikten¸ icraatını zulüm ve haksızlıktan¸ ikram ve ihsanını cimrilikten¸ hoşgörüsünü bunaklıktan arındırmak ile mümkün olur.
Yaratıcı’ya benzeme gayreti içindeki kul¸ hikmet sayesinde Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmaktadır.
Bir bilgiye hikmet denebilmesi için üzerinde faydalı bir işin eserinin görülmesi gerekir. Herhangi bir faaliyete hikmet adı verilmesi de hem ilmî temellere dayanması ve ilmin gereklerine uygun olarak ortaya konması¸ hem de kötülüğü ve zararı amaçlanmamış olması gerekir.
Bu çerçevede hikmet¸ Allah’ın emirlerini düşünmek ve ona uymaktır ki¸ nihayetinde bunu gerçekleştiren kimse¸ mutlak şekilde Allah’a itâat edecektir.
Kulluk bilinciyle yoğunlaşmış olan kimseye Allah’ın lütfettiği hikmet¸ öyle bir nurdur ki¸ aklî karışıklıklar içerisindeki insan¸ vesvese ile gerçek makâm arasındaki farkı¸ onunla ayırabilir. Bundan dolayıdır ki¸ hikmeti elde eden isabetli¸ doğru ve hızlı karar verebilmekte ve gerçeğe ulaşmaktadır.
Ruhların sükûn ve güvenliğinin son durağı olan hikmet¸ bütün hallere hakkı tanık tutmaktır. Dolayısıyla¸ hikmet¸ sebepsiz işarettir. Yani öncesinde herhangi bir illet ve sebebe bağlı olmadan¸ Hak Teâlâ’dan kayıtsız şartsız vârid olan¸ içinde şek ve şüphe¸ zaaf ve fesat ihtimali bulunmayan¸ niçin ve neden diye sormaya hacet bırakmayan işarettir.
Şüphe ve kaosun kışkırtıcılığından ve karmaşasından insanı arındıran hikmet¸ hem din ve dünya düzeni hem de ledünnî ilimdir. Nihayetinde hikmet¸ ilhamın gerçekleşmesi için sırrı saklamaktır.7
Kadîm Kelam’da ve Peygamber Dilinde Hikmet
Hikmet kavramı¸ Kur’ân’da çeşitli anlamlar yüklenerek yorumlanmaktadır:
a. Kur’ân öğütleri anlamına gelmektedir: “Ve Allah’ın size indirdiği kitap ile size öğüt vermek için indirdiği hikmet…”8.
b. Anlamak ve bilmek anlamlarına gelmektedir: “Andolsun ki¸ Biz Lokman’a hikmet verdik.”9
c. Nübüvvet (Peygamberlik) manasına gelmektedir: “Gerçek şu ki¸ Biz İbrahim soyuna kitap ve hikmet verdik”10. “Ve Allah Davud’a hükümdarlık ve hikmet verdi.” 11
d. İnce sırları ile Kur’ân demektir: “Rabb’nin yoluna hikmetle davet et.”12. Ve yine bu ayetteki “Her kime hikmet verilmişse ona çok hayır verilmiş demektir.”13
Genel olarak verdiğimiz bu tariflerle¸ hikmeti farklı yorumlamak ve izah etmek mümkündür:
1. Faydalı amele götüren ilim.
2. İlme dayalı olarak ortaya konan faydalı amel.
3. İlimde ve amelde ihkâm (sağlamlık).14
İlimden ayrı düşünülmeyen hikmet¸ Hz. Peygamber’in (s.a.v) ifadesiyle “Müminin yitiğidir. Onu nerede bulursa alır.”
Ancak kendisine hikmet verilen Hakîm Elçi (s.a.v) için¸ “hikmetin başı Allah korkusudur.”
Hikmete Ermek¸ Temiz Akıl ve Kalp
Hikmeti elde etmenin başlangıcı tefekkürdür. Bu hale kavuşmak da¸ ancak temiz akıl ve kalple mümkündür. Yaratıcı’nın bahşettiği aklı¸ ihtiras ve şeytanın vesveselerine köle edenler¸ ne iç dünyalarındaki ilhamlarını ne de dış dünyadaki ibret manzaralarını kavrayıp idrak edemezler. Zihinleri¸ var olan harikuladelikleri seçemez ve sezemez. Bunlar düşünmezler veya düşünseler bile geçmişe ait olanlara baktıklarında¸ hayır ve hakkın¸ hakikat ve irfanın nerede olduğunu bilemezler. O halde ilahî bir hediye olan hikmet¸ ancak selim akıl ve temiz kalp sahiplerine bahşedilir. (O¸ hikmeti dilediğine verir…15) Dolayısıyla gerçeği yakalamış akıl ve hayrı talep eden irade¸ hikmetin şartı; tefekkür de onun girizgâhıdır.16
En geniş anlamıyla fayda ve sağlamlık anlamlarına gelen hikmet¸ her güzel bilginin¸ erdemli ve yararlı işin adı olmuştur. Bu bağlamda hikmet¸ bir işi bağnazca yapmayıp sebep-sonuçlarını ve arka planını göz önüne alarak¸ meydana gelebilecek sıkıntı ve problemleri oluşmadan önlemek ve ona göre tedbir almaktır. Demek ki hikmetin gerçekleşmesi için¸ ilimle meşgul olmak ve eyleme geçip iş yapmak hayatî derecede öneme sahip iki husustur. 17
Hikmet Sahibi İnsan: Hakîm/Filozof
Hikmet sahibine veya hikmet erbabına¸ kısaca bütün bilgileri kendinde bulunduran kimseye hakîm (filozof) denmiştir. Kur’ân’da Hz. Lokman da hakîm olarak tanıtılmaktadır.18 Kendisine hikmet verildiği için Lokman el-Hekim denilmiştir. Ancak Türkçe’de hakîm kelimesi zaman içerisinde değişime uğrayarak hekim olarak değişmiş ve tabip (doktor) anlamında söylenegelmiştir. Bundan dolayı Lokman Doktor anlamına gelen Lokman Hekim ifadesi yaygınlaşmıştır. Hz. Lokman’a doktor olarak bakılması haksız bir yakıştırma değildir. Gerçekte çoğu filozofun¸ yani hakîmin¸ aynı zamanda tıpla ilgilenen tabipler (doktor) olduğu bilinmektedir.19
Hülasa¸ hakikî filozof¸ bedenleri tedavi edip şifa bulmalarına vesile olduğu gibi¸ öncelikle kendi nefsini eğitmek amacıyla yeri geldiğinde mübah olan hazların bir çoğunu terk edebilendir.20 Sonra da hayat ve servetin girdabında boğulan erdemleri ve ilâhî ilkeleri unutan ve kaybedenlere her iki âlemin kapılarını açan ebedî formülleri veren ve doyumsuz iksiri sunabilendir. Bir anlamda peygamberlerin halefleri olan hakîm ve filozoflardan mahrum olan toplumların¸ adalet¸ cömertlik¸ onur¸ cesaret ve yiğitlik vasıflarını yitirmiş¸ egemen kültür ve güçlerin hâkimiyetine razı olmaktan başka seçenekleri kalmayacaktır. Yaşadığımız çağ bunun tanıklığını yapmaktadır. Bugün İslâm dünyasının ve Müslüman toplumların karşı karşıya kaldıkları krizler ve kırılmalar bunun en açık göstergeleridir. Her türlü olumsuz koşullara ve imkânsızlıklara rağmen¸ Müslüman coğrafya¸ üçüncü dönem yükseliş medeniyetini gerçekleştirecek hakîm ve filozoflarını beklemektedir.

* Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Felsefesi Öğretim Üyesi. bacetink@cumhuriyet.edu.tr

DİPNOT

1- Eflatun¸ Devlet¸ çev: S. Eyüboğlu¸ M. A. Cimcoz¸ VIII. baskı¸ İstanbul 1995¸ (613a-613b)¸ 229-230; Kindî¸ Risâle fî Hudûdi’l-Eşyâ ve Rusûmiha (Felsefî Risâleler içinde)¸ çev: M. Kaya¸ İstanbul 1994¸ 66-67; Ebû Bekr er-Râzî¸ Kitâbu’l-Sîretü’l-Felsefiyye (Resâilu Felsefiyye içinde)¸ V. baskı¸ Beyrut 1982¸ 108; İhvân-ı Saf⸠Resâil¸ neş: B. Bustani¸ Beyrut¸ trz¸ IV¸ 290; Mehmet Bayrakdar¸ İslâm Felsefesine Giriş¸ Ankara 1988¸ 26.
2- İhvân-ı Saf⸠er-Risâletü’l-Câmia ( Resâilu İhvâni’s-Safâ…içinde)¸ neş: A. Tâmir¸ Beyrut-Paris 1995¸ V¸ 32; Risâletü Câmiati’l-Câmia (aynı eser içinde)¸ V¸ 344.
3- Bayrakdar¸ İslâm Felsefesine Giriş¸ 27.
4- Bayrakdar¸ age¸ 27.
5- Bayrakdar¸ age¸ 27.
6- Bkz. Bakara¸ 129¸ 151; Âl-i İmrân¸ 79¸ 81¸ 164; Nis⸠54; Mâide¸ 110; En’âm¸ 89; Yusuf¸ 22; Ra’d¸ 37; Nahl¸ 125; İsr⸠39; Meryem¸ 12; Ahzâp¸ 34; Sâd¸ 20; Zuhruf¸ 63; Câsiye¸ 16; Cum’a¸ 2.
7- Elmalılı M. Hamdi Yazır¸ Hak Dini Kur’an Dili¸ sad: İ.Karaçam¸ E. Işık¸ N. Boelli¸ A. Yücel¸ İstanbul trz¸ II¸ 204-205; ayrıca bkz. Kindî¸ Risâle fî Hudûdi’l-Eşyâ ve Rusûmiha¸ Risâle fî Hudûdi’l-Eşyâ ve Rusûmiha¸ 71.
8- Bakara¸ 231.
9- Lokman¸ 12.
10- Nis⸠54.
11- Bakara¸ 251.
12- Nahl¸ 125.
13- Bakara¸ 269; Yazır¸ Hak Dini Kur’an Dili¸ II¸ 216-217.
14- Yazır¸ Hak Dini Kur’an Dili¸ II¸ 217
15- Bakara¸ 269.
16- Yazır¸ Hak Dini Kur’an Dili¸ II¸ 204.
17- Yazır¸ age¸ 205.
18- Bkz. Lokman¸ 12.
19- Bayrakdar¸ İslâm Felsefesine Giriş¸ 29-30.
20- Ebû Bekir er-Râzî¸ Kitabu’s-Sîretü’l-Felsefiyye¸ 102.

Sayfayı Paylaş