“SÜLEYMAN'DAN HAKKIN ALIR KARINCA”

Somuncu Baba

Hicri X. Asrın başında doğan Kanuni Sultan Süleyman m. 1520-1566 tarihleri arasında hükümdarlık yapmıştır.

Hicri X. Asrın başında doğan Kanuni Sultan Süleyman m. 1520-1566 tarihleri arasında hükümdarlık yapmıştır. En yüksek Türk azamet devrinin padişahı olarak bilinir. Seyyid Lokman'a göre doğduğunda ismi için Kur'an-ı Kerim açılmış ve “İnnehû min Süleyman” ayeti denk gelmiştir. Bu ise kendisi için uğur sayılmış¸ Allah tarafından teyid edildiğine inanılmış ismi de bu surette Süleyman konulmuştur. Beden ve iman mükemmeliyeti; fikir¸ ahlak ve mefkûre yüksekliği ile mümtaz olan genç padişah milli vekar¸ irade ve kudretin tam bir örneğidir. İlim¸ tasavvuf¸ sanat ve edebiyat mensuplarına büyük saygı ve ilgi göstermiş imparatorluğun azameti¸ ekonomisi teknik ve sosyal yapısı ile ordu teşkilatı kendisinin cihan padişahı Sultan Süleyman olduğunu ispatlarken Avrupalılarda kendisine Muhteşem Süleyman demişlerdir.
Cihan padişahı olan bu ulu padişah o kadar ince fikirlidir ki bir defasında sarayın bahçesindeki elma ağaçlarını karıncaların istila etmesi üzerine bunlara dokunmamış ve hocasından fetva istemeye de utandığı için bahçedeki bir ağacın üzerine şunları yazmış hocası Zembilli Ali Cemâli Efendi'ye okutturulmasını istemiştir. Yazdığı beyit ise şu şekildedir;
Dırahtı eğer sarmış ise karınca
Ne lazım gelir karıncayı kırınca
Saray bahçıvanı bu beyiti Zembilli Ali Cemâli Efendi'ye okutunca çok zeki ve incelik sahibi olan Şeyhülislam hemen kalemini çıkararak bu beytin altına şunları yazmıştır:
Yarın Hakk'ın divanına varınca
Süleyman'dan hakkın alır karınca
Kendi hocasının yazdığı bu beyiti okuyan Kanunî bahçedeki karıncaya dokunamamıştır. İşte Osmanlı yönetimi bu kadar incelikli ve düşüncelidir.
Kanuni Sultan Süleyman seferlerden önce mutlaka İslam büyüklerinin türbelerini ziyaret eder zaferler için dualarda bulunurdu. Daha çok Eyüb Sultan¸ Şeyh Ebu'l-Vefa Hazretlerini ziyaret eder. Dedelerinden Fatih Sultan Mehmet¸ II. Bayezid ve babası Yavuz Sultan Selim'in kabri şeriflerini ziyarette bulunurdu. Mohaç Meydan Savaşı öncesinde şu şekilde dua etmiştir. “Ya Rabbi senin kudretin ve himayeni diliyor¸ Muhammed'in ümmetine yardımını niyaz ediyorum.” Akabinde zafer kazanılıyordu. Hem de öyle bir zafer ki Osmanlı Tarihi boyunca en kısa sürede kazanılmış olan meydan savaşı oluyordu. Maddi ve manevi kudrete sahip olan Osmanlı Ordusuna Orta Avrupa'nın kapıları açılıyor¸ Balkanlardan sonra bu sahalarda da İslamiyet yayılıyordu. Osmanlı Devlet erkânı ise bu başarının sırrının yalnızca maddi olmadığını çok iyi biliyor maneviyatın üstünlüğünü bir kez daha müşahede ediyorlardı.
Osmanlı Devleti şayet şarktaki Türk Devletleri¸ bilhassa Timur¸ Akkoyunlu ve Safaviler engellememiş olsaydı ve Hıristiyan Devletlerinin ittifaklarıyla karşılaşmamış olsaydı Avrupa'nın tamamı fethedilebilir ve İslamlaştırılabilirdi. Osmanlı Ordusunu tasvir eden İran elçisi (1555) şunları yazıyor. “Ordugâh muazzam bir kalabalıkla doluydu¸ insanlar heykel gibi duruyor¸ hiçbir gürültü¸ ses ve kıpırdama yok¸ sükûnet ve vakar hâkim. Hâlbuki bizde birkaç kişi bir araya gelince derhal gürültüler¸ vakalar ve nizamsızlıklar başlar.” Bu şekilde düzenli¸ disiplinli¸ çok iyi yetişmiş bir ordu¸ çok zaferler kazanır ve ilâi kelimetullah düşüncesini cihana yayar¸ yaymada da çok başarılı olabilir. Nitekim bunu da gerçekleştirmişlerdir. Ordu mensupları¸ askerler o kadar mükemmel yetişmişti ki fikirleri ve halleri çok müsbetti. Bir örnek verecek olursak; Kanuni Sultan Süleyman'ın Rumeli Seferinde bir bağdan geçilerek yola devam edilmiştir. Padişah ise Kapucubaşıya bu bağları kontrol edin emrini verdiğinde tüm bağlar kontrol edilmiş ve sonra Padişaha şu bilgiler verilmiştir. Askerler yedikleri üzümlere mukabil asmaların arasına akçe koymuşlar¸ bazılarına ise hiç dokunmamışlardır. Padişah ise bu habere çok memnun olmuş ve Allah'a binlerce şükrederek secdeye kapanmıştır. Böyle bir ordunun hükümdarı olduğu için memnuniyetini her defasında dile getirmiştir. İşte bu asker ve insan terbiyesi ile tarih boyunca büyük başarıların kazanılacağı da tüm dünyaya ispatlanmıştır.
Tüm dünyaya damgasını vuran Osmanlı Devletine XVI. Asırda eşit devlet ve dank hükümdar görmediklerinden onlarla anlaşma (muahede) imzalamamışlar ahidname göndermişlerdir. Burada ise Osmanlı devletinin büyüklüğü ve gücü çok net bir şekilde görülmektedir. Alman İmparatoruna¸ Avusturya ve İspanya'ya gönderdiği ahidnamesinin ilk kısmı şu şekildedir:
Hak Teâlâ'nın inâyeti ve Ulu Peygamberimizin mucizâtı berekâtı ile
Ben ki dünya hakanlarına tac giydiren sultanların sultanı yeryüzünde Allah'ın gölgesi¸ mukaddes Mekke¸ Medine¸ Kuds-i Şerif ve İstanbul şehirlerinin Kara ve Akdeniz'in¸ Anadolu ve Rumeli'nin¸ Karaman¸ Rum¸ Zulkadriye¸ Acem¸ Şam¸ Mısır¸ Arabistan ve Yemen beldelerinin hükümdarı¸ Gürcistan¸ Dağıstan¸ Tatar ve Kıpçak illerinin Eflak ve Buğdan¸ Budun¸ tahtının ve Erdel vilayetinin¸ kılıcımızla almış daha nice memleketlerin padişahı ve sultanı Süleyman Han bin Selim Han bin Bayezid Han'ım. Bu bizim ahid-nâmemizi okuyup işitmeyenlere mâlum olaki…
Kanuni Sultan Süleyman döneminde İslam mimarisi Hıristiyan mimarisini geçmiştir. Bu dönemde yapılan Süleymaniye ve Selimiye Camileri muhteşemdir. Süleymaniye Camiinin inşası gecikince İran Şahı bir sandık altın¸ mücevherat ve kıymetli taşlar göndermiştir. Kanuni ise elçiye “Bunlar benim camimin taşları yanında kıymetsizdir.” diyerek mücevherleri ve altınları minarenin mermerleri arasına koydurmuştur. Onun için bu minareye hâlâ Cevahir Minaresi ismi verilir.
Hıristiyan dünyası ise en güzel ve büyük kubbeli eserin Ayasofya olduğu devamlı gündeme getirilince Kanuni Sultan Süleyman bundan çok müteessir olmuş¸ üzülmüş; bunun içinde Ayasofya'dan daha büyük kubbeli bir eserin yapılmasını istemiştir. Selimiye Camiinin ustası olan Mimar Sinan bu camiyi Ayasofya'dan altı zira daha büyük inşa etmiştir. Böylece İslam mimarisi Hıristiyan mimarisini geçmiştir. Bu eserin muhteşemliği ise hâlâ tüm dünya tarafından konuşulur ve takdir edilir.
Kanuni Sultan Süleyman'ın hareket ve sözleri güzel¸ aklı kâmil¸ nezaketli¸ irfan sahibi¸ sözleri tatlı¸ âlim¸ maddi ve manevi iyilikleri şahsında toplamış emsalsiz bir padişahtır. Elâ gözlü¸ açık kaşlı¸ doğan burunlu¸ mert sözlü¸ boğuk sesli¸ seyrek ve inci dişli¸ uzun boylu¸ güzel giyimli¸ endamı güzel ve çok ahlaklı bir şahsiyettir.

Bibliyografya:

1- Ahmet Cevdet¸ Tarih-i Cevdet¸ Cilt III.
2- Evliya Çelebi¸ Seyehatname¸ Cilt I.
3- Hoca Sadedin Efendi¸ Tacü't-Teravih¸ Cilt I.
4- İon Hammer¸ Osmanlı Tarihi¸ Cilt V.
5- Osman Turan¸ Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi¸ Cilt II.

Sayfayı Paylaş