KURTLARA HÜKMEDEN SULTAN

Somuncu Baba

Eşitlik demek olan adalet¸ bir kimsenin karşısındakilere iyilikte de fenalıkta da aynı şekilde davranmasıdır.

Eşitlik demek olan adalet¸ bir kimsenin karşısındakilere iyilikte de fenalıkta da aynı şekilde davranmasıdır. Yapılan işlerde¸ söylenen sözlerde doğruluktan asla taviz vermemek¸ tam ve doğru olanı yapmak ve söylemektir. Ahlak terazisinin iki gözünün daima aynı seviyede¸ beraber bulunmasıdır. Bu hususta bizlere en güzel örneklerden biri Ömer b. Abdülaziz'dir.
Her hâli ile bataklığa düşmüş bir ülkeyi iki buçuk yıl gibi kısa bir sürede zirveye çıkartan Ömer b. Abdülaziz halife olup devletin başına geçince¸ halifelerin kullandığı saltanat binekleri ile kendisini almaya geldiller. Baktı ki¸ en güzelinden binekler donatılmış¸ insanlar etrafında pervane olmuş. Bu saltanat ve bineklerin hiçbirini kabul etmez¸ orada bulunanlara dedi ki:
-Benim katırımı getirin¸ ona bineceğim.
Bir zaman sonra hilafet makamına ait hayvanların ihtiyaçları¸ yiyecek ve bakıcı masrafları talep edilince¸ Ömer b. Abdülaziz şu emri verdi:
-Bu hayvanları satın¸ gelirlerini de beytülmale katın. Benim katırım bana yeter.
Allah'tan korkan¸ azla yetinen¸ ahireti için dünyasını unutan¸ ilim düşkünü¸ yaşayışıyla herkese örnek olmuş bir yol gösterici idi.
Ömer b. Abdülaziz'in dilinin söylediğini kalbi yalanlamazdı¸ kalbinin söylediğini de dili. Her işinde halkın menfaatini¸ devletin menfaatini önde tutardı. Şahsî bir mesele olduğunda¸ her zaman nefsine karşı milleti¸ devleti tercih ederdi. Anlatılır ki:
Hanımına¸ babası Abdülmelik¸ devrin en güzel mücevherlerinden oluşan bir takım hediye etmişti. Hediyeden haberdar olan Ömer b. Abdülaziz:
-Tercih yapmayı sana bırakıyorum. Ya mücevherleri tercih edeceksin¸ ya bana senden ayrılma izni vereceksin. O mücevherler sende olduğu sürece seninle kalamam.
Bu talebe verilen cevap da ondan aşağı kalır değildi:
-Bunların kat kat fazlası olsa¸ yine de seni tercih ederim.
Bunun üzerine Ömer b. Abdülaziz¸ hanımının mücevherlerini beytülmale kaydettirdi. Bu hâdiseden kısa bir süre sonra Ömer b. Abdülaziz vefat etti. Yerine geçen Yezid b. Abdülmelik¸ beytülmale mücevher bağışından haberdardı. Aynı zamanda da Ömer b. Abdülaziz'in hanımı¸ yeni halifenin de kız kardeşidir. Yeni halife kız kardeşine dedi ki:
-İstersen mücevherlerini sana iade edeyim.
Kadının verdiği cevap¸ rahmet-i Rahman'a kavuşan Ömer b. Abdülaziz'e yakışır türdendi:
-Vallahi ben bu hediyeleri onun hayatında istemedim ki¸ ölümünden sonra isteyeyim.
Böyle mükemmel bir insana¸ böyle mükemmel bir hanım…
Düşmanı olan zamanın Roma imparatoru¸ Ömer b. Abdülaziz vefat ettikten sonra ona olan hayranlığını gizleyemiyor ve şöyle söylüyordu:
-Bir insanın¸ imkânsızlıkları dolayısıyla¸ ruhbanca bir yaşantıya sahip çıkması¸ dünyadan el-etek çekmesi çok kolaydır. Çünkü onun zaten terk edeceği herhangi bir dünya malına sahipliği yoktur. Fakat bu halife gibi¸ dünyanın en büyük devletinin yöneticisi için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Onun elindeki hazinelere rağmen¸ bunların hiçbirine aldırmayıp¸ sıradan bir fakirin yaşantısına sahip çıkmasına hayran olmamak doğrusu mümkün değil.
Bizlere masal gibi gelen ve bu günün insanları ile karşılaştırmak şöyle dursun¸ isimlerini bile aynı anda anmanın doğru olmadığı bu eşsiz insan bakın ülkesini nasıl adil¸ refah¸ yaşanılır bir ülke haline getirmiş:
Bir ticaret kervanı Şam'dan yola çıkmış¸ güneye doğru gidiyordu. Kervanın çölde konakladığı yerde bir hayvan sürüsü vardı. Bu sürünün başında olan çoban¸ kervanın Şam'dan geldiğini anladı ve onlardan haber sordu:
“Halifemize bir şey mi oldu?” Kervandakiler:
“Hayır¸ biz hareket ettiğimizde görevinin başında idi.”
Çoban aldığı cevaptan tatmin olmamış¸ canı sıkılmıştı. Kervan yola koyuldu¸ ileride bir köye vardı. Kervandakiler köyde halife Ömer'in vefat haberini aldılar. Hayretler içinde çobanı hatırladılar. Çölün ortasında bir çoban halifenin başına bir iş geldiğini nasıl bilmişti? Kervanda bulunanlardan biri çok merak etti. Arkadaşlarından izin isteyerek Çoban'ı bıraktıkları yere vardı. Çoban şaşkındır.
“Hayırdır¸ bir şey mi unuttunuz burada?”
“Yok¸ Sen halifenin başına bir iş mi geldi diye bize sormuştun¸ biz de yok demiştik. Köye vardığımızda öğrendik ki¸ halife Ömer vefat etmiş. Sen bu haberi bu ıssız çölde nasıl öğrendin?” Bu haberi duyan çoban ağlamaya başladı.
“Ben uzun yıllardır bu bölgede çobanlık yapmaktayım. Ömer b. Abdülaziz halife olduğu günlerde¸ kurtlar sürümüze saldırmaz oldu. Hayvanlarımızla¸ kurtlar birlikte dolaşıyordu. Bundan anladık ki¸ bu halife çok adil bir hükümdar olacak. Siz geldiğinizin bir gün öncesinde kurtlar koyun sürümüze saldırdı¸ birkaç koyunumuz telef oldu. Bundan da anladık ki¸ Ömer b. Abdülaziz'in başına bir şey geldi. Demek ki halifemiz dünyadan ayrıldı.”
Birgün “Seni en çok hayrete düşüren şey nedir?” diye soran arkadaşına:
“Beni en çok şaşırtan şey¸ bir kimsenin¸ Allah'ı bilip¸ O'na isyan etmesi; Şeytan'ı bilip ona itaat etmesi ve dünyayı bilip ona meyletmesidir.” diye cevap verdi.
Her şeyi Allah'ta gören bir insanin neler yapabileceğinin en güzel örneğini veren Ömer b. Abdülaziz¸ hilafeti esnasında¸ içte ve dışta fevkalade hayırlı işler yapmıştır. Fitnecilerin fitnesine maruz kalan Halife¸ hicrî 101 yılının Recep ayında henüz kırk yaşlarında iken onu çekemeyenler tarafından bin dinar altın para karşılığında hizmetçisi eliyle zehirlenmiştir.

Sayfayı Paylaş