ÇOCUKLAR İÇİN (HİKÂYE: KÜÇÜK KUL)

Somuncu Baba

Çocuklar İçin sayfamızda yayınlanmasını arzu ettiğiniz; bilmece¸ bulmaca¸ fıkra ve şiirlerinizi bekliyoruz çocuklar…

ARKADAŞ

İnsanlar duygu ve düşüncelerini paylaşabileceği birileri ile samimiyet kurup onlarla birlikte bir hayat sürdürürler. Günlük hayatta birçok olay yaşanır. Yeni şeyler öğrenip bazı olaylar hakkında merak duyarsınız. Bunları paylaşmak için kendi yaşantınıza uygun bir arkadaşınız olmalıdır. Buraya kadar her şey güzel¸ fakat arkadaşınızın şahsiyetinin sizin fikir yapınıza ve yaşantınıza yön vermesi kaçınılmazdır. Burada çok dikkatli olmalısınız. Önünüzde bir hayat var; dur ve düşün! “Nasıl bir insan olmak istiyorum” bu soruya verdiğiniz cevaba göre de arkadaşınızı seçin. Ayrıca Merhum Ali Fuat Başgil hocanın şu sözüne kulak verin:
Arkadaşın kötüsü emin ol ki¸ bir gencin başına gelebilecek kötülüklerin en kötüsüdür. Seçeneğiniz arkadaşınızda şu şartları arayın: Çalışkanlık… Dürüstlük… İyilikseverlik… Bu meziyetlere sahip olan bir insan diğer iyi özelliklere de sahiptir. Bu şartları bulamadığınız kimselerle beraber olmamaya çalışın. Arkadaşınızın başarılı olması sizin de başarılı olmanıza katkı sağlar. Daimâ akıllı¸ başarılı ve zeki olan arkadaşlarla derslerinize çalışın. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.” Atasözünü daima hatırlayalım. Allah'a emanet olunuz benim sevgili kardeşlerim.
Selami Tanoğlu / Ankara

ÇOCUK

Sevgide bir tek
Solmayan ipek
Kovanda petek
Şeker bal çocuk

Bahçede gül
Bağda bülbül
Narin bir tül
Mutlu ol çocuk

Dalda tomurcuk
Gözleri boncuk
Elleri yumuk
Yanakları al çocuk

Kırda çiçek
Uçan kelebek
Sanki bir melek
Hep öyle kal çocuk.

Hayati OTYAKMAZ

KUVVETLİ HAFIZA İÇİN
Hafızayı kuvvetlendiren ve ezberlemeyi
kolaylaştıran sebepler:
1- Az yemek.
2-Çok tekrar etmek.
3-Geceleri namaz kılmak ve ibadet etmek.
4-Salât-ü selâmı çokça okumak
5-Kur'an-ı Kerim'i çokça okumak.
6- Bütün günahlardan el çekmek.
7-Misvak kullanmak.
8-Her sabah aç karnına bal yemek.
9-Her gün aç karnına besmeleyle 21 tane kuru
üzüm yemek. (Mârifetnâme)
Veysel Şahan/Erzurum

KUSURA BAKMA
Nasreddin Hoca bir gün uyurken aşağıdaki gürültüyü merak etti. Aşağıya inince evine bir hırsız girdiğini gördü. Hemen bir dolaba saklandı. Biz gelelim hırsıza. Hırsız evde hiçbir şey bulamadı. Sonra bir dolap gördü. Dolabın içini açınca Nasreddin Hoca'yı karşısında gördü.
Hoca:
-Kusura bakma hırsız kardeş. Evde çalacak bir şey yok da bu dolaba saklandım” demiş.
Alime Şahin / Niğde

SORU BİLMECELER
1- Matematik kitabı¸ psikoloji kitabına ne demiş?
2- Size ait olduğu halde sizden çok başkalarının kullandığı şey nedir?
3- Pijama giymiş bir çocuğa ne denir?
4- Bir ton¸ bir ton daha ne eder?

1- Problemime yardımcı olur musun? 2- Adınız 3- İyi geceler 4- Tonton
Zehra Uzun/ İstanbul

Hikâye
Küçük Kul
Mikail ÇOLAK

Kar bütün berraklığıyla çatıları¸ ağaçları¸ yolları ve bahçeleri beyaza boyamış¸ dondurucu ayaz insanları sıcacık sobaların başına toplamıştı.
Sobanın başında ellerini ısıtan Ali bir yandan da yeni çırpınmış bir sofradan¸ beyaz karın üzerine serpilmiş ekmek kırıntılarını yiyen kuşları seyrediyordu.
Biraz sonra evlerinin önünde kasası konteynır gibi kapalı bir kamyonet durdu. Tıpkı mahalle bakkalına her hafta mal vermek için gelen toptancı arabasına benziyordu. Derken kısa kırçıl sakallı tahminen kırk¸ kırk beş yaşlarında bir adamla¸ muhtemelen kamyonetin şoförü olduğu anlaşılan bir adam aşağı indiler. Yoldan geçen Alilerin komşusuna bir adres sordular. Komşu da onların evlerini işaret edince Ali hemen durumdan babasını haberdar etti. Babası camdan baktı ama pek bir şey anlayamadı. Bu arada adamlar bahçe kapısında girip ikinci kat merdivenini tırmanmaya başlamışlardı bile. Kapıya babası çıktı¸ Ali de her zamanki gibi babasının yanında durmuş gelen garip adamları meraklı bakışlarla süzüyordu.
-Beni tanıdın mı? Hasan Ağa!
Babası inceden inceye süzdü ve:
-“Ooo! Mehmet Ersöz¸ Kayseri. Emret komutanım.” diyerek asker arkadaşına sarılıverdi.
Sohbet koyulaştı¸ askerlik hatıraları işin içine girdi¸ yenildi içildi babası sanki konuştukça gençleşiyor adeta gençlik yıllarını yeniden yaşıyordu.
Ali anlatılanları büyük bir dikkatle dinliyor ve olayları çözmeye çalışıyor. Misafirin eli Ali'nin omzundaydı ve misafir ara sıra Ali'ye dönüp gülümsüyor yanağına makas atıyor ve maşallahlar çekiyordu.
Anlayabildiği kadarıyla adam toptancılığa başlamış¸ bakkal bakkal gezerken yolu buralara düşmüş ve gelmişken asker arkadaşımı da göreyim¸ diyerek sürmüştü Alilerin eve..
Babasıyla ertesi gün dükkân dükkân gezecekler ve tanıdık esnaflara mal satmaya çalışacaklardı. Ali'yi de gezdirmeye söz verdiler. İş tamamdı¸ nasıl olsa şubat tatiliydi ve okul da yoktu…
O akşam babasıyla arkadaşı geç saatlere kadar komutanlarından asker arkadaşlarından¸ askerliğin zor şartlarından bahsederek kâh güldüler¸ kâh yeniden sinirlendiler ama her cümlenin sonuna ya “vay be!” ya da “hey gidi hey!” ekleye ekleye konuştular durdular.
Ali evlerinde bir misafir olduğu için çok sevinçliydi. O akşam televizyon kapanmış¸ annesi nefis yemekler hazırlamış ve ortalığı inanılmaz bir dostluk ve muhabbet kokusu kaplamıştı.
Babası sabah namazına Ali'yi de götürdü ve misafirden yine bol bol maşallah ve aferin aldı. Bu da pek hoşuna gitti tabi.
Mis gibi kahvaltının başına oturdular. Babası ve misafir gidecekleri yerlerin planını yaparken Ali de annesinin hazırladığı dilimleri götürmekle meşguldü.
Şoför o akşam akrabasının evinde kalmış belirtilen saatte de gelmişti. Kuşluk vaktiydi ve hep beraber evden çıktılar. Babası ve misafir arabanın arkasına binmişlerdi. Ali'yi de arka kapalı yere koymaya karar verdiler.
Havalandırma kapağından sızan ışıktan etrafı rahatlıkla görebiliyordu Ali.. Aman Allah'ım! olamazdı.. Raflar çikolata¸ şekerleme ve bisküvilerle dolu doluydu. İstediğini yiyebilirdi. Nasıl olsa bunların hepsinin sahibi babasının arkadaşı idi.
Ama misafir bunlardan yemesi için izin vermemişti ki. Tüh diye hayıflandı… Arkaya binmeden önce neden izin almamıştı ki… O kadar nefis şeylerin arasında kalmıştı ama hiçbirine dokunamıyordu.
Kendisiyle çetin bir hesaplaşma yaşıyordu. Bir taraftan “uzat ellerini¸ al onların hepsinden” diye bir ses; diğer taraftan da¸ “Allah görüyor küçük kul” diyen bir ses arasında gidip geliyordu.
Upuzun yol boyunca gözü hep çikolatalarda kaldı ama hiçbirine dokunamadı. Bunun daha doğru olduğuna ikna olmuştu. Artık raflara bile bakmıyordu.
Epey bir süre sonra kamyonet durdu. Kapıyı açtılar babasının arkadaşı elinden tutarak onu indirdi. Tatlı bir küçümseyişle “Nasıl çikolatalardan götürdün mü? Güzel miydiler bari?”
Ali boynu bükük: “Siz izin vermeden nasıl el sürebilirdim ki” diye karşılık verdi.
Adam daha müşfik bir eda ile saçlarını okşayarak “Ama evladım ben seni boş yere mi arkaya koydum!”
Ali kararlı bir yetişkin edasıyla “Hayır amca Allah razı olmaz¸ izin almadan hiç el sürer miyim” Misafir¸ babasıyla göz göze geldi. Her ikisinde de tatlı ve huzurlu bir tebessüm vardı. Babası bağrına bastı. Belli ki pek gurur duymuştu.
Misafir tekrar arkaya bindirdi Ali'yi. “hadi bakalım şimdi izin verdim dilediğini al” dedi. Ali önce utangaç utangaç durakladı. Sonra “hadi ama!” diretmesiyle gidip bir çikolata aldı. Misafir “o yetmez daha fazla al” diye ısrar etti. Babası asker arkadaşını ikaz ettiyse de o dinlemiyor ” bu çocuğu ödüllendirmek bana borç oldu. Bu yaşta Allah'tan bu kadar korkan bir çocuğun olduğu için çok şanslısın” diyerek methiyeler diziyordu.
Ali çikolata almaktan çekindikçe misafir kendisi raflardan alıp Ali'nin ceplerini doldurdu. Allah kendisinden korkan küçük kulunu ödüllendiriyordu. Ali'nin de yarıyıl tatili dönüşü ne yaptığını soran öğretmenlerine de anlatacağı bir hatırası olmuştu.

Sayfayı Paylaş