SEFER DER VATAN

Somuncu Baba

"Batıldan Hakk'a¸ yanlıştan doğruya¸ kötülükten iyiliğe¸ noksanlıktan kemale¸ zulümden adalete¸ yanlıştan doğruya ve ataletten gayrete koyulmanın adıdır yolculuk aslında."

"Batıldan Hakk'a¸ yanlıştan doğruya¸ kötülükten iyiliğe¸ noksanlıktan kemale¸ zulümden adalete¸ yanlıştan doğruya ve ataletten gayrete koyulmanın adıdır yolculuk aslında."

“Maneviyat erenleri yolculuk deyince¸ Hac yapmayı¸ ilim meclislerine uğramayı¸ cihada katılmayı¸ sıla-i rahim yapmayı¸ haksızlığı önlemek için zorbaların karşısına çıkmayı¸ hâllerin inkişafını sağlamayı¸ mübarek yerleri ziyaret etmeyi¸ şeyhlerle görüşmeyi amaçlamışlardır.”

Tasavvufî eğitimin erdirici yollarından biri de seyahattir. Tasavvuf düşüncesinde kişinin durağan ve statik değil dinamik ve hareketli olması önemlidir. O nedenle yatan aslandan gezen tilki yeğdir denilmiştir. Dar çerçevede kalan kişilerin ufku çevresiyle sınırlıdır. Bu gerçeği Mevlâna şöyle ifade eder:
"Ah! Bir ağaç yaprakları ve kanatlarıyla hareket edip dolaşabilseydi!
Balta darbelerinden¸ testere acısından ağrı duymazdı! 1
İslâm kültüründe Müslümanların dinlerini yaşama ve yaşatma imkanı bulmadıkları zaman hicret etme geleneğine başvurması var olabilme mücadelesinin adıdır.
Kayıtlardan kurtulmanın¸ masivadan ilgiyi koparmanın ve ulvi gayelere ram olmanın esası yol oğlu olabilmektir. Zaten hayat da bir yolculuk değil mi? Yolun sırrına vakıf olmak¸ yolun hakkını vermek menzile varmanın şartı değil mi? "Seyahat edin ki sıhhat bulasınız"¸ "Çok yaşayan değil çok gezen bilir"¸ "İşleyen demir ışıldar"¸ "Tebdil-i mekanda ferahlık vardır"¸ "Harekette bereket vardır" gibi sözler ile seyahatin bir ruh ve beden eğitimi olduğu vurgulanmıyor mu?
Karakter Seyahatta Belli Olur
Maneviyat erenleri yolculuk deyince¸ Hac yapmayı¸ ilim meclislerine uğramayı¸ cihada katılmayı¸ sıla-i rahim yapmayı¸ haksızlığı önlemek için zorbaların karşısına çıkmayı¸ hâllerin inkişafını sağlamayı¸ mübarek yerleri ziyaret etmeyi¸ şeyhlerle görüşmeyi amaçlamışlardır.2
Bektaşi şairlerden Seher Abdal¸bir müseddes-i mütekerrine¸
Yine seyyah oluban destime aldım teri
Yine ben azm-i diyâr etmeye kıldım seferi3
beyitiyle başlar ve âdeta başkalarının zaruret hâlinde çıktığı yolculuğa dervişlerin isteyerek çıktığını beyan eder. Meşhur sûfî Bişr-i Hafi¸ "Seyahat ediniz¸ çünkü su seyahat edince güzelleşir¸ durursa bozulur ve sararır."4 derken¸ Hallac'ın öğrencisi Şiblî¸ "Sefere sefer denilmesi kişilerin huylarını ortaya çıkarmasından dolayıdır."5 tespitinde bulunur ki bu sözüyle¸ kişinin karakterinin ya alış-veriş ya da seyahatte belli olacağını beyan eden nebevî işarete vurgu yapmaktadır.
Sûfî şahsiyetlerin hayatını okuduğumuzda çoğunun yanlarında kemâle erecekleri¸ kendilerinden hakikati terennüm edebilecekleri¸ hayatın sırrına vakıf olabilecekleri bir mânâ erini bulabilmek için yıllarca ülke ülke dolaştıklarını görmekteyiz. Tasavvuf yoluna girmek isteyen salikten yolun yaman ve çetin olduğunu bilmesi¸ yolculukta kendine kılavuz seçmesi istenir. Yoldan şaşmamak¸ çetin ve yaman merhaleleri aşmak için ruh kılavuzuna ihtiyaç vardır. Herkesin ruhunun ikizini bulması¸ hâline giriftar olan ve kendisini dönüştürecek kıvama sahip bir motor gücünü bulması gerekir. Zira¸ hakikat kulvarında yürümek isteyenlerin önünü yol haramileri kesebilir. O nedenle rehberi iyi seçmek gerekir. Nakşibendiyyenin on bir esasından biri de sefer der vatan prensibidir. Yunus Emre kendi tecrübesini aktarırken şeyh edinmek için çıktığı yolculukta Yukarı illere¸ Azerbaycan ve Kafkasya sınırlarına vardığından¸ Rum ile Şam'a uğradığından¸ gurbeti yaşadığından şöyle bahsetmektedir:
Ben yürürem ilden ile dost soraram dilden dile
Gurbetde hâlüm kim bile gel gör beni ‘ışk n'eyledi6

Gezdüm Urum'ıla Şam'ı yukaru illeri kamu
Çok istedüm bulımadum şöyle garîb bencileyin7

Gurbet ilinde yürürem dostı düşümde görürem
Uyanup Mecnûn oluram gel gör beni ‘ışk n'eyledi8

Kayseri Tebriz ü Sivas Nahcuvan u Maraş Şirâz
Gönül sana Bağdâd yakın âlemlerde dîvândasın9

İndük Rûm'ı kışladuk çok hayr u şer işledik
Uş bahâr geldi girü göçdük el-hamdüli'llâh10
Tasavvuf yolunda hakikatlerin aramakla bulunamayacağını ama bulanların da arayanlar olduğu beyan edilir. Bu minvalde günümüz Cerrâhî şeyhlerinden İbrahim Fahreddin Şevki (Erenden) Efendi (ö.1386/1966) "Gezen¸ ere kavuşur; sebat eden¸ gezmeyen er olur."11 ifadesi ile bir gerçeğe temas etmektedir ki o da¸ sûfîlerin ifadesiyle her kapı hiç kapı¸ bir kapı her kapıdır. Yani nefsânî arzularına zor geldiği için mürşid beğenmeyen¸ egosunu tatmin için dergah dergah dolaşan insanların da bir mesafe alamayacakları ama şer'î esaslara râm olan¸ manevî donanımı yüksek bulunan hakikat erlerinin rahle-i tedrisatında yetişenlerin¸ sebat edenlerin yol alacağı beyan edilir. Seyahatle yerleşik hayatın kişiye özgü katkıları vardır. Zira yolculuk öğrenmeyi¸ ikamet yaşamayı kolaylaştırır. Bir yerde sürekli oturmak kalbi katılaştırırken¸ sürekli dolaşmak da kalbi karıştırır.
Ruhun Yolculuğu
Bedenin yolculuğu kadar ruhun seyr u seferi de önemlidir tasavvuf kültüründe. Ferîdüddin Attâr'ın Farsça destanı olan Mantıku't-Tayrı'ında gayet güzel bir biçimde simgeleştirdiği ruhun yolculuğu tasavvufta ayrı bir önem arz etmektedir. Ruhun yolculuğu genellikle yedi durağı kat etmek suretiyle gerçekleşir.12
Diğer birçok sûfî gibi Attâr da¸ yolun sonu diye görünen yere ulaşmanın¸ aslında yalnızca bir başlangıç olduğunu söyler. Çünkü Allah'a yolculuk son bulduğunda¸ Allah'ta yolculuk başlar.
Allah¸ daima lâ mekân veya nâ-kûcâ-âbâd "yer olmayan yer"de bulunma özelliğiyle nitelenmiştir. Kur'ân'da Rabb¸ "Arş'a istivâ eden" Bir olarak tanımlanır ve Arş'ının bütün evreni kuşattığı ifade edilir. Allah'ın Arş'ı Cennet¸ Cehennem ve bunlarda bulunan her şeyin ötesindedir¸ yine de insana şahdamarından daha yakın olan Rabbimiz insan gönlünün derinliklerine yerleşir.
Şu hâlde İlâhî'ye ulaşmada iki yol vardır: Birincisi Kaf dağına veya daha ötekilere doğru seyahat¸ diğeri ise insan ruhunun deryalarına seyahat. Kuşların Kaf dağına yolculuğunu Mantıku't-Tayr'da bu derece etkili bir biçimde anlatan Attâr¸ Musîbetnâme isimli eserini ise sâliki kırk uzlet makamını aşarak kendi ruhsal derinliklerine götüren bu yolculuk üzerine kurmuştur. Her iki yöntem de meşrudur. Birisi¸ ilâhî nurun her şeye nüfuz ettiği ve parlaklığı sayesinde her şeyin görünür hâle geldiği ilâhî mehabetin yüceliklerine yükselmek; diğeri ise bütün sözcüklerin ifadede başarısız kaldığı¸ ruhun Tanrı'nın engin deryasına dalarak¸ derin bir vecd içinde kendisini kaybettiği karanlık derinliklere inmektir.13
Özetle yolculuk maddî olduğu kadar manevîdir de. Kişinin kalbini¸ mal¸ servet¸ şeref¸ rütbe¸ benlik¸ gurur gibi boş ve fânî şeylerden arındırması gerekir. Batıldan Hakk'a¸ yanlıştan doğruya¸ kötülükten iyiliğe¸ noksanlıktan kemale¸ zulümden adalete¸ yanlıştan doğruya ve ataletten gayrete koyulmanın adıdır yolculuk aslında.

*Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Dipnot

1- Mevlâna Celâleddîn Rûmî¸ Dîvân-ı Kebîr Seçmeler¸ haz. Şefik Can¸ Ötüken Yayınları¸ İstanbul 2000¸ no: 1142.
2- Ebû Nasr Serrâc et-Tûsî¸ el-Lümâ – İslam Tasavvufu-Tasavvufla İlgili Sorular-Cevaplar¸ haz.H.Kâmil Yılmaz¸ Altınoluk Yayınları¸ Ankara 1996¸ 195.
3- Abdülbaki Gölpınarlı¸ Alevî-Bektaşî Nefesleri¸ İnkılap Kitabevi¸ II. Baskı¸ İstanbul 1992¸ 146.
4- Ebu Abdurrahman es-Sülem Tasavvufun Ana İlkeleri-Sülemî'nin Risaleleri¸ çev.Süleyman Ateş¸ Ankara Üniversitesi Basımevi¸ Ankara 1981¸ 43.
5- Serrâc¸ el-Lüm⸠196.
6- Yunus Emre¸ Dîvân -Tenkitli Metin-¸ haz. Mustafa Tatçı¸ MEB yay.¸ İstanbul 1997¸ II/506.
7- A.g.e.¸ II/361.
8- A.g.e.¸ II/506.
9- A.g.e.¸ II/362.
10- A.g.e.¸ II/376.
11- Safer Baba¸ IIstılâhât-ı Sofiyye fî Vatan-ı Asliyye –Tasavvuf Terimleri-¸ Heten Keten Yayınları¸ İstanbul 1998¸ 246.
12- Annemarie Schimmel¸ Tanrı'nın Yeryüzündeki İşaretleri -İslam'a Görüngübilimsel Yaklaşım-¸ çev. Ekrem Demirli¸ Kabalcı Yayınevi¸ İstanbul 2004¸ 98.
13- Schimmel¸ Tanrı'nın İşaretleri¸ 98.

Sayfayı Paylaş