PALA'NIN KIRKINCI KAPI'SI

Somuncu Baba

Edebiyat dünyamızda yaklaşık son yirmi yıldan beri öz değerlerimize büyük bir ilgi gözleniyor.

Edebiyat dünyamızda yaklaşık son yirmi yıldan beri öz değerlerimize büyük bir ilgi gözleniyor. Hem eski hem de yeni edebiyatımıza gösterilen bu candan alakayı görmemek mümkün değil. Mevlâna'dan Yunus'a¸ Fuzûlî'den Şeyh Galib'e¸ Yahya Kemal'den Ziya Osman'a¸ Peyami Safa'dan Tanpınar'a¸ Safiye Erol'dan Tarık Buğra'ya¸ Sâmiha Ayverdi'den Abdülhak Şinasi Hisar'a uzanan geniş bir muhabbet ve hürmet halkası bu. Bir vefa hareketi. Bir şükran ifadesi. Bir diriliş¸ silkiniş¸ kendine geliş ve yeniden öze dönüş canlılığı da diyebilirsiniz. Nesillerin yakınlaşması¸ buluşması ve uzlaşması da sayılabilir bir bakıma. Gerek klasik edebiyat olarak adlandırılan Divan şiirine gerekse Tanzimat sonrası eser veren yeni Türk edebiyatı temsilcilerine karşı ortaya konulan bu vefalı davranışın¸ bu soylu duruşun son derece anlamlı olduğunu düşünüyorum. Yeni edebiyatımızla ilgili çalışmalar ayrı bir yazı konusudur. Burada diğer mevzu¸ yani eski edebiyatımız üzerinde duracağım.
Klasik edebiyatımızı genç okuyuculara sevdiren¸ bu edebiyatın hayatın dışında ve insandan kopuk olmadığını ispat eden değerli akademisyen Prof. Dr. İskender Pala¸ bana göre çok büyük hizmetlere imza atmış bir değerdir. “Divan edebiyatını sevdiren adam” unvanına ziyadesiyle hak kazanmıştır. Yeni ve özellikle genç bir okuyucu kitlesi oluşturabilmiş nâdir yazarlarımızdan¸ toplumumuzda uyumuş devi uyandırabilmiş kahramanlardandır. Onun Kapı Yayınları'ndan çıkan 33. eseri Kırkıncı Kapı adını taşıyor. İlk söz yerine okuyucuya yazılmış bir mektup okuyoruz. Yazar¸ bütün sadık okuyucularına bir yürek seslenişiyle hitap ediyor¸ onlarla çıktığı güzel yolculuğun işaret taşlarını gösteriyor. Öz değerlerimize birlikte sarılışın hikâyesini dillendiriyor ve “Bu mektup tertemiz bir gönül ile ta Kırkıncı Kapı'ya gidecekler için yazıldı vesselâm” diyerek 'imza'sını atıyor.
İskender Pala¸ bizi 'kültür kapısı'yla selâmlıyor öncelikle. “Kültür ve Kimlik” ilk yazı. Divan kültürünün kadim konularını sayfa sayfa çözen yazar¸ dünden bugüne uzanan meselelere de bîgane kalmıyor. Gül muhabbetinden Batılılaşmaya¸ âşıklardan AB'ye uzanıp gelen bir büyük alaka dünyası. Efsaneler¸ destanlar¸ aşk hikâyeleri¸ mesneviler arasından süzülüp gelen bir mütecessis ruh ile hâlleşiyoruz her sayfada. Bu insanlık seyahatimizde mısralar bizi yalnız bırakmıyor¸ meseller yanıbaşımızda. Atasözleri¸ deyimler hep önümüzde¸ ardımızda. Mevlâna¸ Yunus Emre¸ Molla Cami¸ Fuzûlî¸ Bâkî ve diğer şair mutasavvıfların ışıklı rehberliğinde geniş bir seyahatin tadını çıkarıyoruz doyasıya. Yazar¸ bazen bir rüyadan yola çıkarak¸ bazen de bir halk efsanesinden hareket ederek ufuk açıcı tahlillerde bulunuyor. Bir hocanın yanında bir düşünürün dokunduruşudur bizi satırların arasından ayırmayan. Naîlî'nin okyanusunda seyran ederken¸ Yahya Kemal'in gökkubbesine kanatlanıyoruz.
Başta bahsetmiştim yazarın mektubundan. Son derece samimi¸ içli ve yalın bir mektup bu. Bir muhasebe de sayılabilir¸ bir dâvet de. Bir muhakeme de addedilebilir bir muhabbet de. Tekrar başa dönerek¸ bu mektuba kendimizi muhatap sayarsak hiç de fena olmayacak. İşte o sayfalardan birkaç satır:
“Okuyucu; Hiç ikiyüzlü olmadın bana karşı¸ değil mi? En azından öyle olduysan bile bana hissettirmediğin için minnettarım sana. Fuzûlî'yi¸ Bâkî'yi¸ Galib'i¸ Nedim'i yeniden gündemine aldığın¸ onlarla arandaki uzak mesafeleri kalemimin ucundan damlayan mürekkeplerle boyadığın ve kendi medeniyet birikimimizi yeniden keşfe çıktığın için pişman olduğunu hiç sanmıyorum. Üstelik ey okuyucu¸ düşün hele¸ acaba gök kubbenin altında gül ve bülbülle alışık¸ şiir ve aşkla alışık seninle benim gibi kaç bahtiyar kul vardır ve kaç insan bir hayatı bu kadar derinlikli yaşar?! Çevrene bir bak istersen¸ aşkı ve sevgiyi¸ şiiri ve şarkıyı¸ çiçeği ve böceği ıskalayıp da mutlu yaşayabilen kim var?! Seninle ben ey okuyucu¸ seninle ben… Söyle Allah aşkına¸ ayrı mıyız?!”
Daha fazla söze hâcet yok sanırım. Bütün ömrünü eskimeyen¸ pörsümeyen nâdide edebiyatımıza adamış olan değerli akademisyen¸ aziz ve vefalı dost İskender Pala¸ siz okuyucularını bekliyor. Sohbet etmek¸ halleşmek ve yârenlik etmek için… Ne dersiniz güzel bir dâvet değil mi? (Kırkıncı Kapı¸ Kapı Yayınları¸ Ticarethane Sk. No. 53 Cağaloğlu/İst. 0 212 5133420-21)

Sayfayı Paylaş