YUNUS EMRE'YE GÖRE GERÇEK EĞİTİM VE UYGULAMASI

Somuncu Baba

Yunus'a göre gerçek eğitim medresede yapılandan tamamen farklıdır. Medrese eğitimi sosyal hayatın ayrıntılarıyla uğraşırken¸ tasavvuf eğitimi bireysel hayata ve tabiata yönelir¸ onların özüyle meşgul olur.

Yunus'a göre gerçek eğitim medresede yapılandan tamamen farklıdır. Medrese eğitimi sosyal hayatın ayrıntılarıyla uğraşırken¸ tasavvuf eğitimi bireysel hayata ve tabiata yönelir¸ onların özüyle meşgul olur.
Medrese eğitimi din ve davranış farklılıklarını değerlendirirken¸ tasavvuf eğitimi onların ortak noktalarını görür¸ farklılıkları birbirine yaklaştırarak bir hoşgörü bakışı sağlamaya çalışır. Bu farkı Yunus bir dizesinde şöyle vurgular:
“Cümle yaratılmışa bir göz ile bakmayın
Halka müderris ise¸ hakikatte asidir”
Tasavvufun peşinde koştuğu¸ eğitimde amaçladığı Allah'ın gerçeklik denizine ulaşmak¸ olayların ve varlıkların zaman ve mekân içindeki bütün gelişimlerini¸ değişimlerini ortaya koymak¸ evrenin amacını ve işleyişin ona gücünü öğretmektir.
Mutasavvıflar¸ dünyanın maddi yönü yerine¸ maddeyi harekete geçiren manevi yönüne bakmışlar¸ dünya hayatını düzenlemeye yönelik maddi ve dini bilimler yerine “aşk bilimi”ni öğrenmeye çalışmışlardır.
Bu aşk bilimi bir denizdir ve orada yüzmeyi öğretecek olanlar da erenlerdir. O gerçekler denizinde yüzebilmek için de gözdeki perdelerin kaldırılması gerekir. Böylece birçok olayların ve varlıkların üzerindeki sırlar da kalkmış olur. (Bkz: Yunuz Emre'de Tasavvuf ve Eğitim¸ Dr. Mustafa Ergün¸ Malatya¸ 1991.)
Medreselerin eğitim amacı¸ genelde bazı dini bilgilerin öğrencilere öğretilmesi veya ezberletilmesi seviyesinde kalmıştır. Oysa Yunus Emre kendi eğitim amacını şu şekilde ortaya koymaktadır:
İlim ilim bilmektir¸ ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır?
Okumaktan mana ne; kişi¸ Hakk'ı bilmektir
Çünkü okudun bilmedin¸ ha bir kuru emektir
Dört kitabın manası bellidir bir elifte
Sen elif dersin hoca¸ manası ne demektir?
Hakk'ın gerçek hazinesine girmenin yolu¸ kişinin kendini bilmesinden¸ kendi gönlünden geçer. İnsan için en gerçek bilgi kendisi hakkındaki bilgidir.
Kendi özünü bulan¸ gerçekler denizini görür ve kendisinin burada temelli kalmasını çeşitli nefis istekleriyle engelleyen kendi özünden vazgeçmek ister. Kendinden geçip Allah'ın gerçekler denizinde erimek ister. Bu da bir kişinin kendi başına yapabileceği bir şey değildir. Bu noktada bir ermiş kişinin¸ bir şeyhin¸ bir Allah dostunun ona yardımcı olması gerekir.
Şeyh¸ mürşit veya Yunus'un deyişiyle “er”¸ Allah'ı seven¸ bilen¸ onun sevgisine ulaşmış¸ “Dostun dostudur” Gerçek âşık olabilmenin ilk şartı böyle bir erin yanında kabul görmektir.
Er kendisine ulaşan kişiyi rahatlatır¸ sakinleştirir¸ sadeleştirir¸ içini temizler¸ kendi kendini değerlendirmesini ve kendi benliğinin derinliklerindeki doğruluk merkezine ulaşmasını sağlar. Bu işleri rehbersiz yapabilmek çok zordur. Zaten dünyanın her tarafından tasavvuf eğitiminin birinci şartı mürşide tam teslimiyettir. Çünkü mürşit öğrencilerinin özelliklerini çok iyi tanıyarak onlara uygun farklı “seyir yolları” geliştirir. Yunus da böyle bir mürşidin yanında yetişmiştir.
Ey yârenler¸ ey kardeşler görün beni nettim ahi?
Ere erdim¸ eri buldum¸ er eteğin tuttum ahi
Canım bir gözsüz can idi¸ içi dolu sen-ben idi
Tuttum miskinlik eteğin¸ ben menzile yettim ahi
Anladım kendi halimi¸ gözledim doğru yolumu
Tuttum ulular eteğin¸ hazrete ben yettim ahi

Sayfayı Paylaş