ÜMİDİN KAYNAĞI İMAN¸ HÜSRANIN NEDENİ İSE İNANÇSIZLIKTIR

Somuncu Baba

"Rabbimiz Allah'tır deyip¸ sonra doğru olanların yanlarına melekler gelerek: Korkmayın¸ üzülmeyin¸ size söz verilen cennetle müjdelenin¸ derler.

"Rabbimiz Allah'tır deyip¸ sonra doğru olanların yanlarına melekler gelerek: Korkmayın¸ üzülmeyin¸ size söz verilen cennetle müjdelenin¸ derler. Biz dünya hayatında da¸ ahirette de sizin dostlarınızız. Orada size canlarınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır. Bütün bunlar O bağışlayan¸ esirgeyen Allah'tan ziyafet olarak size lütfedilmiştir."

İnsana hayatı sevdiren ve ona mutluluk yolları gösteren kaynağın adı "din"dir. İnsan bu kaynağın feyzinden mahrum olunca¸ maddi hayat için gerekli olan bütün şartları yerine getirmiş olsa bile yine mutsuzdur; çünkü inançsızlık toplum için olduğu kadar¸ bireyler için de büyük bir hastalıktır. İnsanlığın bu hastalıktan kurtulması için tek çözüm yolu "iman" ilacı ile tedavi edilmesidir. Şimdi imanın kazanımları ile inançsızlığın zararlarını birkaç madde halinde karşılaştırmaya çalışalım:
1- a) İman insana ümit verir; ümit ise¸ hayatın itici gücü¸ bitmeyen enerjisi ve sönmeyen ışığıdır. Ümit insana yaşama azmi ve direnme gücü verir. Ümit¸ tembelleri çalışmaya¸ çalışanları başarılı olmaya ve başarısızlığa uğrayanları da tekrar başarılı kılmaya davet eder. Mühendisi hesaba; çiftçiyi tarlaya; tüccarı kazanca; öğrenciyi gayrete; askeri zafere götüren ümittir. Ümidin kaynağı da tek kelime ile "iman"dır.
İman; kâinatı yaratan¸ yaşatan ve onu sarsılmaz bir düzen içinde işleten aşkın bir güce¸ sonsuz bir kuvvete sahip olan Yüce Allah'a dayanmak demektir. Diğer bir ifade ile iman¸ darda kalanların imdadına yetişen¸ korku ve belaları defeden¸ insanların tevbesini kabul edip günahlarını bağışlayan¸ ikram ve ihsanına nihayet olmayan¸ insana annesinden daha merhametli olan ve sözünden asla dönmeyen âlemlerin Rabb'ına güvenmek demektir.
O Rab ki¸ "Kulun tövbe etmesinden dolayı O'nun sevinci¸ sizden birinizin ıssız çölde devesini kaybedip¸ tekrar bulduğu andaki sevincinden daha fazladır.1
O Rab ki¸ yapılan bir iyiliğe on ile yedi yüz kat ve daha fazla sevap veren¸ kötülüğe de bire bir günah yazan veyahut affeden…2
O Rab ki¸ kendisinden kaçanı yanına çağırarak: "Ben kulumun beni düşündüğü gibiyim. Kulum beni andığında ben onunla beraberim. O beni gönlünde anarsa¸ ben de onu içimde anarım. O beni bir topluluk içinde anarsa¸ ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. Kulum bana bir karış yaklaşırsa¸ ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa¸ ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kulum bana yürüyerek gelirse¸ ben ona koşarak gelirim."3 diyen mutlak varlık¸ zaman¸ mekan ve her şeyin yaratıcısı olan Yüce Allah'tır.
İşte böyle bir kudreti her an kendisiyle beraber hisseden bir kimse¸ yani korktuğu zaman sığınacağı¸ daraldığı zaman güveneceği¸ hastalandığı zaman şifa alacağı ve her konuda kendisine başvurabileceği yüce bir makamı olan bir kimse ümitsiz olabilir mi? Elbette olamaz; zira Yüce Allah doğrudan doğruya: "Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım¸ sakın Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin¸ Allah bütün günahları bağışlar."4 buyurmak suretiyle inananlara ümit vermekte ve ne olursa olsun onların hiçbir şekilde ümitsizliğe düşmemelerini kendilerinden istemektedir.
b) Öte yandan inançsızlık ise¸ insanın ümidini kırar. Ümidi kırılmış bir kimse de azmini¸ heyecanını¸ gücünü kaybetmiş ve hayattan kopmuş demektir. Böyle bir kişinin sağlıklı yaşaması ve hayatta başarılı olması mümkün değildir.
Örneğin¸ başarıdan ümidini kesmiş bir öğrenci okuldan¸ kitaptan¸ defter ve kalemden kaçar. Özel dersler¸ nasihatler¸ yalvarıp yakarmalar artık ona kâr etmez. Ta ki yitirdiği ümidi geri dönene ve kendini yaratan Allah'a bağlayıncaya kadar.
Yine iyileşme ümidini yitiren bir hasta; doktordan¸ iğne ve ilaçtan nefret eder. Bu durumda ona uygulanan tedaviden ve gösterilen ihtimamdan pek de bir yarar sağlanacağı söylenemez.5
Hayatı kararan bu kimsenin¸ kendisine hayat bahşeden Yüce Yaratıcı'dan da ümidini kestiği için böylesi anlarda kendini teselli edecek hiçbir kimseyi bulamaz; o zaman bu ümitsizlik içinde kendini büsbütün harap ve yok eder.
2-a) İnanan insan ölümden korkmaz; çünkü ölüm onun için yok oluş değil¸ bir âlemden başka bir âleme geçiştir. Kötülükler dünyasından¸ iyilikler dünyasına; sıkıntılar diyarından¸ ferahlıklar diyarına; fâni âlemden¸ ebedi âleme bir intikaldir. Ölüm¸ inanmış kimse için bir vuslattır¸ yani dosta kavuşmaktır. Nitekim dünya hayatının geçici¸ ahiret hayatının ise¸ ebedi bir hayat olduğuna kesin olarak inanan Bilal-i Habeşî¸ ölmek üzere iken gülümsemiştir. Bunun sebebini soran arkadaşlarına da; "Yarın dostlarla¸ yani Hz. Muhammed (s.a.v) ve ashabı ile buluşacağım."6 demiştir.
İnanan insan şunu iyi bilir ki¸ ömrü ve eceli tayin eden¸ kimin nerede ve ne zaman öleceğini tespit eden Yüce Allah'tır. Hiçbir güç O'nun programını değiştiremez ve programının dışına çıkamaz. Ölümden kaçış ve kurtuluş asla söz konusu değildir. Nice peygamberler¸ sıddîk¸ şehit ve salihler ölüm şerbetini içmişlerdir. Nice krallar¸ saray ve şatolarda yaşayanlar hep bu köprüden geçmişlerdir. Hiçbir sağlam kale onları ölümün pençesinden kurtaramamıştır. Ölümden kaçış olmadığına kesin olarak inanan Müslüman da her an ölüm korkusu içinde değil¸ aksine ölüme hazırlıklı olarak onu doğal karşılamaya ve yaşayışında rahat olmaya çalışır. Zira Müslüman¸ gideceği yerin¸ yaşadığı dünyadan daha rahat olacağına inanır. Onun bu inancını besleyen asıl kaynak da şudur:
"Rabbimiz Allah'tır deyip¸ sonra doğru olanların yanlarına melekler gelerek: Korkmayın¸ üzülmeyin¸ size söz verilen cennetle müjdelenin¸ derler. Biz dünya hayatında da¸ ahirette de sizin dostlarınızız. Orada size canlarınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır. Bütün bunlar O bağışlayan¸ esirgeyen Allah'tan ziyafet olarak size lütfedilmiştir."7
İşte sözünden dönmeyen Yüce Yaratıcı'nın bu lütufkâr va'di karşısında inanmış insan ölümden korkar mı?
b) Diğer yandan inançsız insan ise ölümden korkar; çünkü ölüm onun için bir tükeniş ve yok oluştur. Sevdiklerinden ve sevdiği şeylerden sonsuza dek uzaklaşmadır. Dünya hayatından başka bir hayat olmadığına inanan¸ daha doğrusu ahiret hayatına inanmayan bu kimseler¸ dünya hayatına ve onun geçici zevklerine aşırı bir istekle bağlıdırlar. Bunları kaybedince de¸ her şeylerini kaybetmiş ve kendilerini tükenmiş olarak hissederler. Onların hayat felsefesi şudur:
"Hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdır. Yaşarız ve ölürüz¸ bizi ancak zamanın geçişi yokluğa sürükler¸ derler."8
İşte inançsız insanın dünyayı değerlendirmesi böyledir. Bu anlayışa sahip olan kimse daima karamsar¸ hırçın ve bedbahttır. Hayata hep olumsuz¸ ümitsiz ve karamsar çerçeveden bakar. Bunun için de o hiçbir şekilde gönül rahatlığı ve iç huzuru bulamaz. Ölüm korkusu¸ yaşlılık fobisi onu hep strese ve bunalıma sürükler. Stresin de ruhi hastalıklara sebep olduğu¸ ruhi hastalıkların da fiziki rahatsızlıklara dönüştüğü bilinen bir gerçektir.9
Kısacası inançsızlık¸ psikolojik yönden insanı felakete sürüklediği gibi¸ fizikî yönden de daha büyük felaketlerle karşı karşıya bırakmaktadır.
3- a) İnanmış insan rızkından emindir. Müslüman rızık korkusu ile telaş ve endişe içinde yaşamını sürdürmez; çünkü Müslüman¸ rızkının Yüce Allah'ın garantisinde olduğunu bilir. Yaratan güç¸ yarattığı bütün varlıkların yaşama imkânlarını hazırlamıştır. Müslüman'a da aklını ve ilmini kullanarak gerekli sebepler peşinde koşması emredilmiştir. Yoksa rızık için korku ve endişeye kapılarak huzursuz bir hayat geçirmenin anlamı yoktur:
"Yeryüzünde ne kadar canlı varsa hepsinin rızkı Allah'a aittir"10
"Nice canlı var ki¸ rızkını taşıyamaz¸ onları da sizi de Allah besler"11
anlamındaki ayetlerle Yüce Allah bütün canlıların rızkını üstlendiğini net bir şekilde açıklamıştır. Yuvadaki kuşun¸ ormandaki canavarın¸ denizdeki balığın ve kayanın içindeki kurtçuğun rızkını veren O'dur.
Bu demektir ki verilen ilahi garanti sayesinde inanmış insan¸ hayatını rızık korkusu içinde değil¸ Allah'ın güvencesi altında rahat ve huzurlu bir şekilde geçirmeye çalışır.
b) Fakat inançsız insan¸ ölümden korktuğu gibi¸ rızkından da büyük bir endişe duymaktadır. Bunun için o¸ para ve mal bağımlısı olarak büyük işler ve büyük hayaller peşinde koşmaktadır. Mal-mülk¸ şan-şöhret sahibi¸ gününün ve asrının tek insanı olmayı arzu etmektedir. Doyma nedir bilmeyen bir ihtirasla dünyaya sarılmakta ve yeryüzünde ne varsa her şeyin kendisinin olmasını istemektedir.12
Kısacası¸ inançsızlık rızık korkusu ile insanları dünya bağımlısı¸ mal tutkunu¸ şöhret düşkünü¸ menfaatçi¸ saldırgan ve kavgacı yapmaktadır. İşte bu tür olumsuz niteliklere sahip olan insanlardan da huzurlu bir topluluğun oluşması mümkün değildir.
4- a) İman¸ insanları aynı görüş etrafında birleştirerek¸ onları birbiriyle kardeş yapar. Renk¸ cins ve milliyetleri ne olursa olsun¸ inanmış insanlar birbirlerinin kardeşi¸ birbirlerinin sırdaşı¸ birbirlerinin sıcak ve samimi dostlarıdırlar. Onlar birbirlerini sevip-saymakta ve birbirlerine yardımcı olmaktadırlar. Üzüntülü ve kederli anlarında birbirlerinin tesellisine koşmakta¸ sevinçli anlarında da sevinçlerini paylaşmaktadırlar.13
b) Öbür yandan iman nimetinden yoksun olan kimseler ise¸ birbirlerinden uzaktırlar. Onların arasında sevgi-saygı ve kardeşlik bağı diye bir şey yoktur. Onlar ruhsuz¸ içeriksiz¸ sabırsız¸ aceleci¸ benmerkezci ve egoisttirler. Kendilerinden başkasını da asla düşünmezler. Ahiret'e inanmadıkları için de yaptıkları her şeyin yanlarına kâr kalacağını zannederler. Bundan dolayı helâl-haram demeden¸ kısa zamanda zengin olup köşe dönmeyi isterler. Onlara göre haksızlık¸ hırsızlık¸ sömürü ve zulüm hepsi mübah olan işlerdir. Bu anlayışa göre hareket etmek ise¸ toplumun ifsadı ve insanlığın iflâsı demektir.
Özet olarak ifade etmek gerekirse¸ inançlı insan ile inançsız insan arasında büyük farklar vardır. Bu farkların en kapsamlı olanını da Kur'an şöyle izah etmektedir. "Allah inananların dostudur¸ onları karanlıktan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostu ise¸ azgın şeytandır. O da onları aydınlıktan karanlığa götürür. İşte onlar cehennemliktir¸ ebedî orada kalacaklardır."14

* Ankara Ü.İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

Dipnotlar:


1- Müslim¸ Sahih¸ IV.2102 (Kitabu't-Tevbe)
2- Bkz. En'am¸ 6/160; Bakara¸ 2/261
3- Buhari¸ Sahih¸ VIII.195 (Kitabu't-Tevhid)
4- Zümer¸ 39/53
5- Yusuf el-Kardavi¸ İman ve Hayat¸ (çev. Abdulvahap Öztürk)¸ İstanbul¸ s. 167
6- Bkz. Yusuf ed-Dicvî¸ Nuru'l-İslam¸ I. 335
7- Fussilet¸ 41/30-32
8- Casiye¸ 45/24
9- Şevki Saka¸ İman İnsana Ne Kazandırır? (Diyanet Dergisi¸ cilt: 26 sayı:4¸ s. 42)
10- Hûd¸ 11/6
11- Ankebut¸ 29/60; ayrıca bkz. Zariyat¸ 51/58
12- "İnsanoğlunun iki vadi arası malı olsa¸ üçüncü vadinin de olmasını ister. Onun gözünü ancak toprak doyurur." (İbn Mace¸ Sünen¸ II. 1415¸ Kitabü'z-Zühd)
13- Bkz. Hucurat¸ 49/10
14- Bakara¸ 2/257

Sayfayı Paylaş