NEDEN MAĞLUP OLDUK¸ ANNE?..

Somuncu Baba

Çocuk sordu:
“Peki anne¸ neden mağlup olduk?”

Çocuk sordu:
“Peki anne¸ neden mağlup olduk?”
Bu soruya verilecek cevap kalmamıştı annede; çünkü biliyordu ki¸ böylesi durumlarda verilecek bütün cevaplar ya muhatabı iyice kışkırtır veya aşağılık duygusuyla boğuşan kalbini yorardı.
Ama bir şey söylemeliydi oğluna¸ yalanı da olmayan; söyledi:
“Çünkü¸ Allah böyle istedi oğlum!..”
***
Allah (c.c.) istediği için mağlup olmak şerefli bir işti elbette ama mesela başka coğrafyalarda deprem olduğunda çocuklar ölmüyordu¸ kimse evsiz kalmıyordu¸ çocuklar babalarından ayrılmıyordu ve dahası¸ başka yerlerde deprem olunca herkes elindeki-eteğindekini dökerek koşturuyordu o taraflara yardım etmek için…
Çocuk haklıydı elbette¸ çünkü mağlup olmuşlardı…
Fakir bir ülkeydiler ve üstelik Müslümandılar; yardım gelmediği için mağlup olmuşlardı.
Başlarındaki ‘emir’ pek de emin biri değildi ve onlarla ilgilenecek kadar kendini sorumlu hissetmediği için mağlup olmuşlardı.
Kıt-kanaat geçindikleri ve ancak birkaç lokma yiyecek alabildikleri kazançlarıyla başlarına muhkem binalar yapamadıkları için mağlup olmuşlardı.
Günahların kalpleri öldürdüğü günleri yaşadıkları için mağlup olmuşlardı…
***
Çocuk bilmiyordu elbette mağlubiyet neydi ve insan mağlup olunca nasıl kopardı hayatla arasındaki ihtiras bağı…
Onun için mağlup olmak sadece yoksunluk ve yoksulluğa düşmekten ibaretti; mesela¸ şeker alamamaktan¸ üzerine oturacak bir sandalyesi olamamaktan…
Annesi şimdi çocuğuna Hz. Ali (r.a.)’nin¸ bu olup bitenlerin zalimlere indirilen ‘sille-i rahman’ olduğunu özetleyen “Zalimin üç belirtisi vardır: Kendisinden üstün olanlara isyan ederek¸ kendisinden düşük olanlara eziyet ederek¸ diğer zalimlere ise yardım ederek zulüm yapar” sözünü hatırlatsa¸ zulmün azgınlaştırdığı insanı ve azgınlaşan insanın karşı karşıya kaldığı ceza yöntemlerini de anlatmak zorunda kalacaktı; yine sustu.
Gözlerini uzaklara çevirerek¸ kerpiç duvarların altında öylece cansız yatan kocasının dışarı fırlamış sağ elindeki gümüş yüzüğe takıldı bakışı. Ağlamakla bayılmak arasında gidip gelen bitkin bir ruh haliyle sarıldı oğluna yeniden ve kulağına fısıldadı:
“Biz mağlup olmadık oğlum¸ onlar oldular…”
***
Çocuk annesinin kimleri kastettiğini düşünmedi o günden sonra ve bildi ki¸ annesi söylüyorsa her şey doğrudur.
Babasını da unuttu aradan geçen uzun yıllardan sonra…
Çünkü Rabbinin armağan ettiği hayat devam ediyordu; başkalarının öngördüğü biçimde yaşıyor olsa dahi…
Her gün¸ o gün bir felaketle karşılaşmadığı için şükrederek dükkanının kapısını açıyordu. Tezgahının başına geçtiğinde babasına dua ediyordu her sabah böyle bir miras bıraktığı için…
***
Bir sabah erkenden uyandı genç adam ve annesinin yattığı odaya daldı. Kan-ter içinde kalmış¸ alnında biriken boncuk boncuk terleri silmeye dahi dermanı kalmamıştı.
“Anne¸ kalk!” diye seslendi; “Ne olur anne kalk!”
Oğlunun bu korkulu telaşı karşısında neye uğradığını şaşıran kadın güç bela toparlayabildi kendini:
“Ne oldu oğul?” diye sorabildi güçlük ve şaşkınlıktan şişmiş dudaklarını çevirerek…
“Anne bir rüya gördüm… Babamı gördüm anne… Onun kabri bembeyaz ışıklarla süslenmişti ama etrafındaki kabirlerin içi simsiyahtı ve hatta birçok ceset toprak üstüne çıkmıştı…”
Kadın anladı. Tıpkı Naccaroğulları’ndan bir adamın başına gelenler gibi bir durumdu bu. Dudaklarını hafifçe araladı ve uzun zamandan beri ilk defa gülümsedi¸ “Demek kurtuldu” diye geçirdi içinden…
Oğlunun elini tuttu ve gözlerine bakıp konuştu:
Peygamber Efendimiz’in hizmetkârı Enes ibni Malik (r.a.) anlatıyor:
Neccaroğulları’ndan Hristiyan bir adam vardı. Sonra Müslüman oldu. Bakara ve Al-i İmran sûrelerini okurdu. Hz. Peygamber’in katipliğini yapardı. Bu adam bir süre sonra Müslümanların arasından kaçıp tekrar Hristiyan oldu.
“Muhammed¸ benim kendisi için yazdıklarımdan başka bir şey bilmez” demeye başladı.
Hristiyanlar ve Yahudiler onu el üstünde tuttular.
Bir gün bu adam öldü ve Hristiyanlar onu defnettiler. Ertesi sabah gömüldüğü yerin onu dışarı attığı görüldü.
Bunun üzerine Hristiyanlar:
“Bu Muhammed’in ve ashabının işi. Dinlerini bırakıp kaçtığı için arkadaşımızın kabrini açtılar; cesedini dışarı attılar” demeye başladılar.
Daha derin bir çukur kazıp onu tekrar defnettiler. Ertesi sabah yine toprağın onu dışarı attığı görüldü ve yine aynı şekilde:
“Bu yine Muhammed’in ve ashabının işi. Dinlerini bırakıp kaçtığı için arkadaşımızın mezarını açtılar; cesedini yine dışarı attılar” diye konuştular.
Bu sefer yapabildikleri kadar derin bir mezar kazdılar. Ertesi sabah toprağın onu yine dışarı attığını görünce¸ bu işi insanların yapmadığını anladılar ve adamı o vaziyette bırakıp gittiler…
***
Kadın sustu…
Oğlu sustu…
Birbirlerine sarıldılar ve yeryüzünde kaç tane Naccaroğlu olduğunu düşündüler birlikte…
Biri kocası¸ biri babası kurtulduğu için şükrettiler ve ümmetin bütün şaşkın kulları için Allah’a dua ettiler…

Sayfayı Paylaş