ÜMMETİN EMÎNİ OLAN SAHABE: EBÛ UBEYDE BİN CERRAH (R.A)

Somuncu Baba

“Ebû Ubeyde¸ kahramanlığıyla tanındığı kadar¸ “Emîn'ül-Ümme (ümmetin emini)” lâkabıyla meşhur olmuştur. Rasûlullah onun için: ''Her ümmetin bir emini vardır¸ bu ümmetin emini de Ebû Ubeyde b.Cerrah'tır” buyurmuştur.”

“Ebû Ubeyde¸ kahramanlığıyla tanındığı kadar¸ “Emîn'ül-Ümme (ümmetin emini)” lâkabıyla meşhur olmuştur. Rasûlullah onun için: ''Her ümmetin bir emini vardır¸ bu ümmetin emini de Ebû Ubeyde b.Cerrah'tır” buyurmuştur.”

Emîn sıfatı¸ her insanın sahip olması gereken üstün ahlakî meziyetlerdendir. İçinde doğup büyüdüğü toplum tarafından daha peygamber olarak görevlendirilmeden önce “el-Emîn” olarak tanınan Peygamberimiz Müslüman'ı tarif ederken elinden ve dilinden diğer Müslüman'ların emîn olduğu kimse olarak belirtmiştir. Bir hadis-i şeriflerinde de Peygamberimiz: “Çevresindeki insanların şerrinden emîn olmadığı kişi¸ cennete giremez” buyurmuşlardır.

Esasında Rasulullah'ın bütün ashabı bütün güzel hasletlerde olduğu gibi “Emîn” sıfatında da eşittir¸ ancak bir vasfın her insanda aynı derecede olmayacağı tabiîdir. Emîn olma vasfının sahabe içinde en fazla bulunduğu kişi Ebû Ubeyde bin Cerrah'tır.

Hz. Ebu Bekir (r.a) 'ın vasıtasıyla iman edenlerin onuncusu olan Ebu Ubeyde (r.a) iman ettiğinde otuz bir yaşında idi. İman ettiği andan vefatına kadar İslam için malıyla¸ mevkisiyle ve canıyla çalışmış ve daha dünyada iken Cennetle müjdelenen on bahtiyardan birisi olmuştur. Müslüman olduğu için genç yaşta müşrik babası tarafından evden ayrılmak zorunda bırakılarak¸ ailesi ile birlikte çok zor şartlar altında dinini yaşamaya çalışmıştır. Daha sonra müşriklerin eza ve cefasından kurtulmak için¸ Rasulullah'ın izniyle Habeşistan'a hicret etmiş¸ bir müddet sonra da Medine'ye hicret ederek Resul-i Ekrem (s.a.v.)'e kavuşmuştur. Rasul-i Ekrem Efendimiz¸ Muhacir'lerle Ensar'ı kardeş yaptığında Ebû Ubeyde¸ Medine'lilerden Sa'd bin Muaz ile kardeş olmuştur.

Cesur bir sahabe ve kahraman bir mücahit olan Ebu Ubeyde bütün savaşlarda Peygamberimizle birlikte bulunmuş¸ İslam'ın en mühim savaşı olan Bedir'de üstün gayret sarf etmiştir. Bu savaşta kendisi müminlerin safında¸ babası Abdullah da müşriklerin arasında idi. Savaş sırasında babası ile karşı karşıya geldi. Ebu Ubeyde babasının müşrik kanını dökmemek için değişik yerlere geçiyordu. Fakat babası bir türlü peşini bırakmıyor öldürmek için fırsat kolluyordu. Nihayet Ebu Ubeyde babasını dinine feda etti. Bu olay üzerine;

“Allah'a ve ahiret gününe inananların¸ babaları¸ oğulları¸ kardeşleri yahut akrabaları da olsa Allah'a ve Resulü’ne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsiniz.” (58-22) ayeti nazil oldu.

Uhud Savaşı'nda müşriklerin Rasul-i Ekrem Efendimizin üzerine hücum etmeleri sonucu¸ yan dişleri kırılmış¸ yüzü yarılmış¸ parçalanan miğferinden kopan iki halka elmacığına batmıştı. Hz. Ebu Ubeyde Rasulullah'ı bu halde görünce dayanamamış¸ Rasulullah'a ıstırap verir diye elini halkalara değdirmeden halkanın birini dişleriyle tutup çıkarmıştı. Ne var ki¸ halkayla birlikte Ebû Ubeyde'nin ön dişlerinden biri de düşmüştü. Ebû Ubeyde ikinci halkayı da aynı şekilde çıkardı. Bu kez de diğer ön dişi düşmüştü. Bu haliyle Ebu Ubeyde ön dişleri kökünden çıkmış insanların en güzeli idi.

Daha sonra Rasul-i Ekrem'le birlikte bütün gazalara katıldı. Her birinde üstün fedakârlık numuneleri sergiledi.

Ebu Ubeyde¸ kahramanlığıyla tanındığı kadar¸ “Emîn'ül-Ümme (ümmetin emîni)” lâkabıyla meşhur olmuştur. Rasûlullah onun için: ''Her ümmetin bir emîni vardır¸ bu ümmetin emîni de Ebû Ubeyde b.Cerrah'tır” buyurmuştur.

Yine bir gün Peygamberimizin huzuruna Necrân'dan bir Hristiyan heyeti geldi. Uzun konuşmalardan sonra¸ Rasulullah Efendimizin Peygamber olduğunu kabul ettiler. Ve dediler ki:

– Yâ Rasulullah! Ashabından emîn bir kimseyi bizimle beraber gönder¸ zekâtlarımızı¸ vergilerimizi ona verelim!

Peygamberimiz de yemîn edip¸ buyurdu ki:

– Gayet emîn bir kimseyi sizinle gönderirim.

Ashâb-ı kiram¸ emîn olarak kimin şerefleneceğini merak ediyorlardı. Rasulullah Efendimiz buyurdu ki:

– Kalk yâ Ebâ Ubeyde! Ümmetimin emîni işte budur!

Hz. Ebu Ubeyde bu müjdeye kavuşunca¸ sevincinden ağladı. Hz. Ebu Ubeyde vazifesini çok güzel yapmış¸ dönüşünde hazineyi altınla doldurmuştu.

Resul-i Ekrem (s.a.v)'in irtihalinden sonra hilafet meselesinde müminler halifeliğe Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.)'ın yanında Ebu Ubeyde (r.a)'ı da layık görüyorlardı. Hz. Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde Hz. Ebu Bekir ve Ömer'den sonra¸ Ebu Ubeyde için de¸ “Ne iyi adamdır” buyurmuştu.

Ebu Ubeyde (r.a) cesur¸ savaşçı¸ adaletle hükmeden¸ itaatkâr ve fazilet timsali bir sahabe idi. Şam valisi iken¸ bütün Şam halkı onun âdil bir yönetici olduğunda ittifak etmiştir. Allah'tan çok korkardı. Onun bütün hareketlerinde Allah korkusu hâkimdi. Allah ü Teâlâ'nın emirlerinden dışarı çıkmazdı. Peygamber Efendimize muhabbeti pek ziyade idi. Rasulullah efendimizden aldığı bir emri yerine getirmek için¸ canını fedadan çekinmezdi. Pek merhametli idi. İdaresi¸ dirayeti¸ üstün aklı ve zekâsı ile sahabe arasında belirgin bir yeri vardı. Hz. Ömer kendisinden sonra halifeliğe en layık kimse olarak Ebu Ubeyde'yi görüyordu.

Son derece mütevazıydi. Şam'da vali iken şöyle diyordu:

“Ben Kureyşliyim. Fakat teni kırmızı veya siyah biri yoktur ki¸ takva itibarıyla benden üstün olsun da¸ ben de “Keşke bu adamın bedeni içinde ben olsaydım” demeyeyim.”

Diğer birçok sahabe gibi o da¸ fütuhat sonunda ele geçirilen mal ve mülke rağbet etmeyerek sade bir hayat sürdü. Şam valiliği sırasında ziyaretine gelen Halife Hz. Ömer evin içinde kılıcı¸ zırhı ve bir kaç parça da ev eşyası gördü. Bunun üzerine Hz. Ömer¸ “Senin bunlardan başka bir şeyin yok mu?' diye sorunca¸ “Bunlar benim ihtiyacım için kâfidir” diye cevap verdi. Gözleri yaşla dolan Hz. Ömer¸ “Ey Ebu Ubeyde! Dünya¸ senden başka bizim hepimizi bozdu” buyurdu.

Bir gün Hz. Ömer arkadaşlarına:

-Bir şeyler isteyiniz dedi

Birisi ev dolusu altın¸ bir başkası ev dolusu inci¸ bir başkası da ev dolusu yakutum olsun ki¸ Allah yolunda harcayayım¸ diye isteklerini belirttiler. Onlar da Hz. Ömer'e sordular:

– Sen ne isterdin?

Hz. Ömer de şöyle buyurdu:

-Ben de şu ev dolusu Ebû Ubeyde bin Cerrah gibi emîn insanlar istiyorum. Nereye göndersem¸ hayırlı işler başarsın.

Vazifesine bütün canıyla bağlı olan ve Rasulullah sevgisiyle coşan bu büyük sahabe Şam'da 639 senesinde veba salgınında vefat etmişti. Ölmeden hemen önce orada hazır bulunanlara buyurdu ki:

“Size bir vasiyetim var. Onu kabul ederseniz hayra erersiniz: Namazınızı kılın¸ orucunuzu tutun¸ sadakanızı verin¸ haccınızı ifa edin¸ birbirinizi gözetin¸ emirlerinize itaat edin ve onları aldatmayın. Dünya sizi aldatmasın. Bir insan bin sene de yaşasa akıbet şu neticeye varır: Allah insanların alnına ölümü yazmıştır¸ onun için hepsi ölürler. İnsanların en akıllısı Allah'a en çok itaat eden¸ âhiret için çok çalışandır. Hepinize Allah'ın selâm ve rahmetini¸ lütuf ve bereketini niyaz ederim. Haydi Muâz! Cemaate namaz kıldır.”

Bu sözleri söyledikten sonra vefat eden Ebu Ubeyde (r.a.)'ın cenaze namazını Muaz b. Cebel (r.a.) kıldırmak için geldiğinde insanlara:

– Yemîn ederim ki¸ Ebû Ubeyde gibi¸ dinine bağlı¸ temiz ve merhametli insanlar çok azdır. Dünyaya hiç meyletmeyen¸ emrindekilere hep iyiliği ve birbirlerini sevmeyi emreden bu mübarek Ebû Ubeyde hazretlerine hakkınızı helâl edin ve dua ediniz! Demiştir.

Vefat ettiğinde 58 yaşında olan Ebu Ubeyde b. Cerrah (r.a.)'ın kabri Şam civarında bir köydedir.

Sayfayı Paylaş