TASAVVUFUN GAYESİ; OLGUN İNSAN

Somuncu Baba

“Tasavvuf¸ ruhu bedenî süflîliklerden temizleyerek süslemeyi ve batınî sıfatlarında Cenab-ı Peygamber (s.a.s)’e uymayı öğreten bir ilimdir.”

“Tasavvuf¸ ruhu bedenî süflîliklerden temizleyerek süslemeyi ve batınî sıfatlarında Cenab-ı Peygamber (s.a.s)’e uymayı öğreten bir ilimdir.”

“Tasavvufun gayesi¸ Hakk (c.c)’ın rızasını kazanmak için nefisleri temizlemek¸ güzel ahlâk sahibi olmaya çalışmak¸ kısaca Allah ve Resûlü’nün ahlâkı ile ahlâklanmaktır.”

Kaynağını Kur’an ve sünnetin ruhundan alan İslâm Tasavvufu¸ Muhammedî bir ifade ile: “İslâm’dan İman’a¸ İman’dan da ihsâna doğru” yükselen bir mü’minin gönül iklimindeki manevî terakkinin adıdır. Gaye İslâm’ı bütün safvet ve hassasiyeti ile “Allah ve Rasulü’nün ahlâkına uygun bir biçimde yaşamaktır.

Tasavvufî hayat¸ gerçek İslâm inancının derinliği ve dinamizmini¸ Peygamber Efendimiz (s.a.v.)¸ Ashab-ı Kiram ve ilk dönem Müslümanlarında olduğu gibi sosyal faaliyet ve mücahede için gerekli gönül zenginliğini ve ruhî donanımını sağlar.

Tasavvuf¸ tüm devirlerde olduğu gibi¸ hatta onlardan da fazla¸ 21. yüzyılın şu stresli¸ sinirli¸ gerilimli¸ bunalımlı¸ şüpheci¸ aceleci¸ dertli¸ hasta ve bedbaht insanında “nerede” diye gece gündüz aradığı¸ yalan yanlış şeylerden sağlamaya çalıştığı gerçek mutluluğun ilâhî yolu ve anahtarıdır.

Tasavvufun Tarifi

Tasavvuf kelimesi incelendiğinde¸ onun¸ “sûfî” kelimesi ile aynı kökten geldiği görülmektedir. Bu durumda¸ önce sûfî kelimesinin kaynağını tesbit ederek tasavvufun da lugat ve ıstılah manasını ortaya koymamız gerekmektedir.

Sûfî kelimesinin hangi kökten türetildiği konusunda farklı ihtimallerden söz edilmiştir. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür: “Safv”¸ “Benu Sûfe”¸ “Ehlu’s-Sufe”¸ “Sufâne”¸ “Sufâtu’l-Kaf┸ “Saff-ı Evvel” ve “Sûf”1

Bunlar içerisinde en tutarlısı¸ dil kaidesine ve tarihî gerçeklere en uygun olanı “sûfî” adının “sûf” tan alındığını söyleyen görüştür.

İbn Hâldun (h.808/m.1405) da¸ bunu şu tesbitiyle teyid eder: “Bu kelimenin “sûf”tan türetildiğini kabul etmek¸ en doğrusudur. Çünkü bu yolun sâlikleri¸ umumiyetle yünden mamül elbise giymekle meşhurdurlar.”2

Kabul gören bu görüşten haraketle Arapça dil kaidelerine göre¸ “sûf” kelimesinden tasavvuf kelimesini elde etmek mümkündür. Araplar “kamis” (gömlek) giyene “tekammese” dedikleri gibi¸ “sûf” (yün elbise) giyene de “tesavvafe” derler.3

Arapça kaidelerine göre de “sûf” un nisbesi “sûfî” dir. Tasavvuf ehline de “mutasavvıf” derler. Muteber tasavvufî kaynaklar¸ İslâm âleminde kendisine “sûfi” denilen ilk zatın Ebû Hâşim el-Kûfî (h.150/m.767) olduğunu bildirmektedir.4

Başka bir rivayete göre de Cabîr bin Hayyan el – Kûfî’dir.5

Tasavvuf hakkında pek çok tarif yapılmıştır. Bunların genel bir değerlendirmesini yapabilmek için onlardan önemli olanlarından birkaç tanesini nakledelim:

Ma’rûf el–Kerhî (h.200/m.815): “Tasavvuf¸ hakikatleri almak¸ insanların ellerinde bulunan şeylere gönül bağlamamaktır.”6

Ruveym (h.303/m.915): “Tasavvuf¸ nefsi Allah’ın muradına terk etmektir. Tasavvuf üç haslet üzerine kurulmuştur: Fakr ile iftikara yapışmak¸ Allah yolunda bolca verip¸ başkasını kendine tercih etmek¸ taarruz ve ihtiyarı terk etmek.”7

Abdulbârî en-Nedvî: “Tasavvuf¸ ruhu bedenî süflîliklerden temizleyerek süslemeyi ve Batınî sıfatlarında Cenab-ı Peygamber (s.a.s)’e uymayı öğreten bir ilimdir.”8

Bu ve bunlar gibi birçok tariflere bakıldığında sanki hepsi birbirinden farklıymış gibi anlaşılır. Çünkü tasavvuf her sûfinin iç dünyasında cereyan eden ruhî hâllerle ilgili olup¸ ferdî yaşantı ve hissiyata taalluk eden mücerret bir sahadır.

Bu yüzden¸ tariflerin sanki birbirinden farklı şeyler gibi anlaşılması normaldir. Aslında birbirinden farklı gibi görünen bu tarifler dikkatli bir şekilde incelendiğinde¸ her birinin tasavvufu izahında isabet ettikleri ve ortak yönlerinin bulunduğu görülür. Genel olarak bu tariflerde işaret edilen ortak hususlar şunlardır:

1. Kalbi dünyadan ayırıp Allah (c.c)’a bağlanmak.

2. Kur’an ve Sünnet’in gösterdiği yolda çokça ibadet ederek ruhu saflaştırmak.

3. İbadet¸ zikir¸ tefekkür¸ riyazet ve mücahede ile nefsin arzularını kontrol altına almak.

4. Hakikatin bilgisini elde edip Allah (c.c)’a vuslatı gerçekleştirmenin arzu ve gayreti içinde olmak.

Bir ilim dalı olarak genel bir tarif yapmak gerekirse; Tasavvuf¸ insanın kalbindeki kötü vasıflarla onlardan kurtulma çarelerinde¸ kalpteki iyi vasıflar ve onları kazanma yollarından¸ manevî mertebeleri kat ederek en yüksek mertebe olan “İnsan-ı Kâmil” mertebesine ulaşmanın kurallarından ve nihayet “Tevhid” in sırlarından bahseden bir ilimdir¸ diye tarif edebiliriz.

Tasavvufun Konu ve Gayesi :

Tasavvuf¸ Hakk (c.c)’ın rızasını kazanmak ve ebedî saadete ulaşmak için nefsi terbiye etme¸ ahlâkı güzelleştirme¸ içi ve dışı tenvir etme¸ suret ve sîreti tezkiye etmeden bahseden bir ilimdir. İşte onun konusunu insan ve özellikle insanın ruhu¸ ahlâkî ve psikolojik yapısı teşkil etmektedir.

Tasavvuf zevken bilinen ve yaşanan bir ilim (hâl ilmi) olduğu için İslâm’ın bâtınî yönünü teşkil eder. İman¸ İhsan ve Hakk’ı tanıyıp bilmek de onun konusu içine girer.

Ayrıca tasavvuf ilmine mahsus ıstılahlar onun konularıdır. Mesela; nefsini bilmek¸ kalbini bilmek¸ nefsini temizlemek¸ kalbini temizlemek¸ mûkâşefe¸ muşâhede¸ makamlar¸ hâller¸ kurb¸ vusûl¸ fen⸠bek⸠sekr¸ işaret¸ ilham vs.9

Hz. Peygamber (s.a.s)¸ “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”10 buyurmakla¸ son peygamber olarak gönderilişinin gayesini belirtmiştir. Tasavvufun gayesi de¸ ahlâkın kemâl mertebesine ulaşmak için her hususta Hz. Peygamber (s.a.v)’in gösterdiği yolu takip ederek¸ iç ve dış olgunluğu itibariyle onun gerçek vârisi olmanın yolunu göstermektir.

Tasavvufun gayesi¸ Hakk (c.c)’ın rızasını kazanmak için nefisleri temizlemek¸ güzel ahlâk sahibi olmaya çalışmak¸ kısaca Allah ve Resûlü’nün ahlâkı ile ahlâklanmaktır.

Tasavvufun bir gayesi de Hz. Peygamber (s.a.v)’den sonra¸ O’nun ruhî ve mistik liderliğini üstlenebilecek hakikî vârislerini yani veliler ve sûfilerden oluşan irşat edecek kişileri yetiştirmektir. Aynı zamanda da insan ruhunda gizli olan ilahî sırları keşfedip ortaya çıkarmaktır. Ayrıca da tasavvuf¸ insana ölmeden önce ölmenin ne demek olduğunu ve nasıl gerçekleşeceğini öğretir.11

Netice itibariyle¸ tasavvufî sistemde ulaşılmak istenen gaye¸ ahlâkın kemal mertebesine varmak için her hususta Hz. Peygamber (s.a.v)’in gittiği ve gösterdiği yoldan yürüyüp¸ iç ve dış olgunluğu itibariyle insanlığın kemaline en güzel örnek olan Hz. Muhammed (s.a.v)’in hakikî vârisi olmaktır.

DİPNOT


1- Kelâbâzi¸ Ta’arrûf¸ ss. 9-14; Ebû Nuaym¸ Hilye¸ c.I¸ ss. 17-20; Serrâc¸ Luma¸ s. 46-47 Kuşeyrî¸ er-Risâle¸ c.II¸ s. 550¸ Sühreverdi¸ Avârif¸ s. 59.
2- İbn Haldun¸ Mukaddime¸ Kahire¸ trs¸ s.467.
3- Kuşeyri¸ a.g.e¸ s.450 ; Sühreverdi¸ a.g.e ¸ s.60.
4- Câmî¸ Abdurrahman¸ Nefehatû’l – üns¸ (Haz. Süleyman Uludağ¸ Mustafa Kara)¸ İstanbul¸ 1995¸ s.153.
5- Massignon¸ İ.A¸ tasavvuf mad¸ C. XII / 1 ¸ s.26.
7- Sühreverdi¸ a.g.e¸ ss.53 – 56.
8- Nedvî¸ Abdulbârî¸ Tasavvuf ve Hayat¸ terc : Mustafa Ateş İstanbul 1967¸ s.6.
9- İz¸ Mahir¸ Tasavvuf¸ İstanbul¸ 1990 s.30 ; Selçuk Eraydın¸ Tasavvuf ve Tarikatler¸ s.27.
10- İmam Malik¸ Muvatta¸ Ebu Hureyre’den rivayet edilmiştir. (Aclunî¸ Keşfu’l – Haf⸠c.1¸ s.211).
11- Öztürk¸ Yaşar Nuri¸ Kuran-ı Kerim ve Sünnete Göre Tasavvuf¸ İstanbul¸ 1979¸ s.22.

Sayfayı Paylaş