SEVGİLİ OKURLAR

İslâm medeniyetinin bir parçası olarak yaşanan tasavvuf¸ diğer İslâmî ilimler gibi temelde Kur'an ve Sünnet'e dayanmaktadır. Her kültür¸ bir yönüyle kendi kutsal kitabı ile ilgilidir. Batı kültürünün temelinde Kitab-ı Mukaddes olduğu gibi¸ İslâm kültürünün temelinde de Kur'an-ı Kerim vardır. İslâm düşünce¸ kültür ve medeniyetinin önemli bir bölümünü meydana getiren tasavvufî düşüncenin esasları da Kur'an-ı Kerim'den alınmıştır. Bu düşünce¸ tarihî seyri içinde takip edildiği zaman¸ kısmen de olsa diğer ilim¸ medeniyet ve kültürlerle münasebet içinde olduğunu görmek mümkündür

İslâm medeniyetinin bir parçası olarak yaşanan tasavvuf¸ diğer İslâmî ilimler gibi temelde Kur'an ve Sünnet'e dayanmaktadır. Her kültür¸ bir yönüyle kendi kutsal kitabı ile ilgilidir. Batı kültürünün temelinde Kitab-ı Mukaddes olduğu gibi¸ İslâm kültürünün temelinde de Kur'an-ı Kerim vardır. İslâm düşünce¸ kültür ve medeniyetinin önemli bir bölümünü meydana getiren tasavvufî düşüncenin esasları da Kur'an-ı Kerim'den alınmıştır. Bu düşünce¸ tarihî seyri içinde takip edildiği zaman¸ kısmen de olsa diğer ilim¸ medeniyet ve kültürlerle münasebet içinde olduğunu görmek mümkündür.

Tasavvufî bilginin elde edilmesinde metot¸ kalp tasfiyesidir. Daha çok nazarî değil tecrübîdir. Bu özelliğinden dolayı¸ “Tasavvuf¸ kâl (söz) ilmi değil¸ hâl ilmidir” denmiştir. “Tatmayan bilmez” sözü de buna işaret eder. Kalbi tasfiye etmenin yolu ise¸ tam bir ihlasla amel ve ibadete sarılıp¸ dinin emirlerini yerine getirip yasaklardan sakınmaktır. Bu sayede kalp¸ saf ve berrak hale gelir ve ilahî bilgilerin tecelli ettiği bir mekan halini alır. Kalbi tatmin eden en büyük etken zikirdir.

Prof. Dr. Ali Akpınar¸ “Zikrullah ile O'na Ulaşmak” başlıklı yazısında zikrin ehemmiyet ve tesirine şöyle işaret etmektedir: “Zikir; yüce Allah'ı tanıma¸ O'nu anma¸ O'nunla olma¸ O'nu hesaba katarak yaşama sanatıdır. Zikir¸ Yüce Allah'a yakın olma¸ kendini O'na adama coşkusu içerisinde olan peygamberlerin ve seçkinlerin yoludur.

Zikir¸ bir şeyi lisan ile ve gönül diliyle anmak¸ hatırlamak¸ zihinde ve gönülde onu hazır edip onu dille dış dünyaya duyurmaktır. Bir şeyi hatırlamak¸ ya onu unuttuktan sonra olur¸ ya da unutmadığı halde sürekli onu hatırda tutmak ve tekrarlamakla olur.”

Tasavvufun bir hal ilmi olduğunu söylemiştik. Hallerin en hası¸ en zirve noktası da mutlaka aşktır.

Aşk insanın hallerinden bir haldir ve aşkın halleri de¸ insanın hala kavramak için uğraştığı birer muammadır. Beşeri veya İlahi olsun her aşk¸ el-Vedud'dan (Çok Seven ve Çok Sevilen)¸ er-Rahman'dan (Rahmeti Arş'ı kuşatmış olan) ve er-Rahim'den (Merhametlilerin en Merhametlisi olan) süzülen feyzin bir belirtisidir. Ben'likten vazgeçmenin bir yordamı¸ çoğalmanın bir yoludur.

Bir karışarak durulaşma. Bir nefis tezkiyesi yöntemi¸ bir manevi güçlenme ve yücelme merdivenidir.

İşte aşkın bu hallerini başta Sadık Yalsızuçanlar olmak üzere¸ Doç. Dr. Kadir Özköse'nin¸ Doç. Dr. Bayram Ali Çetinkaya'nın¸ Özcan Ünlü'nün yazılarıyla dergimizin bu sayısında bulabilecek¸ okuyabileceksiniz. Hatta yaşadığınız halin hangi derece olduğunu keşfedeceksiniz.

Dergimizin bu sayısında ayrıca; mübarek Üç Aylar içerisinde bulunmamız hasebiyle bu kutlu iklimin esintilerini de bulacaksınız. Mübarek gecelerde tasavvurlar üstü elde edilebilecek feyiz ve bereketle kucaklaşmanın¸ afv u mağfiret meltemleriyle sarmal bir halde yücelmenin sırlarının ipuçlarını okuyacaksınız…

Bu vesile ile bütün okurlarımızın mübarek Üç Aylarını tebrik eder¸ kutlu kandil gecelerinin dua ve hayırlara vesile olmasını dilerim… Aşk yolunda¸ zikir azığıyla samimi yürüyüşümüz devam etsin aziz dostlar…

Sayfayı Paylaş