FÜTÜVVET/AHİLİK KURUMU

Somuncu Baba

I. Fütüvvet¸ İsâr ve Uhuvvet
Ahîlik¸ Kur’ân ve Sünnetten beslenen dinî bir kavramdır. Ahîlik kurumunu doğru anlayabilmek için birer Kur’ân kavramı olan fütüvvet¸ îsâr ve uhuvvet kavramlarının iyi anlaşılması gerekir.

I. Fütüvvet¸ İsâr ve Uhuvvet
Ahîlik¸ Kur’ân ve Sünnetten beslenen dinî bir kavramdır. Ahîlik kurumunu doğru anlayabilmek için birer Kur’ân kavramı olan fütüvvet¸ îsâr ve uhuvvet kavramlarının iyi anlaşılması gerekir.

a. Fütüvvet; sözlükte genç¸ yiğit¸ cömert demek olan ‘fetâ’ kelimesinden türemiş olup gençlik¸ kahramanlık ve cömertlik anlamına gelmektedir.
Fütüvvet kavramının türediği Fetâ kelimesi Kur’ân’da şu formlarda geçer: Hz. İbrahim için (21/60); Hz. Musa’nın yol arkadaşı için (18/60¸ 62); Mısır kadınları Hz. Yusuf için (12/30); Hz. Yusuf’un zindan arkadaşları için (feteyân 12/36); Ashabı Kehf için (fitye 18/10¸ 13); Hz. Yusuf’un emrindeki adamları için (fityân 12/62); mümin cariyeler için (feteyât 4/25¸ 24/33). Dikkat edilirse bu kullanımların hemen hepsinde genç erkek ve kadınlar kastedilmiştir. Hz. Yusuf’un zindan arkadaşları hariç tutulursa¸ kelimeler olumlu tipler için kullanılmıştır. Hz. Yusuf’un zindandaki iki arkadaşından biri affedilerek kurtulmuş¸ diğeri ise idam edilmiştir.

Fetâ kökünden türetilen Fütüvvet kavramına yüklenen gençlik¸ dinçlik¸ kahramanlık ve cömertlik gibi erdemler Kur’ân’daki kullanımlarda da görülmektedir. Söz gelimi Hz. Musa’nın yol arkadaşı olan genç¸ kendisini bir peygamberin hizmetine adamış; Hz. Yusuf¸ peygamber olmadan önce de seçkin bir çocukluk ve gençlik geçirmiş; Ashabı Kehf denilen yedi genç¸ kendilerini tevhide adamışlar; Hz. Yusuf’un adamları da seçkin bir yöneticiye hizmet eden kişilerdir; mümin cariyeler ise¸ yine Müslümanların hizmetinde bulunan iffetli hanımlardır.

Sonuç olarak¸ fütüvvet kavramının türediği ve Kur’ân ayetlerinde geçen ‘fetâ’ kelimesi¸ yalnızca yeni yetişmiş genç anlamına gelmez. O aynı zamanda kamil kişi demektir.1
Kur’ân’da da bu anlamda kullanılmıştır.

Terim olarak Fütüvvet¸ “Dünya ve Ahirette halkı¸ nefsine tercih etmek”2 “cömertçe vermek¸ başkasını rahatsız etmemek¸ şikayet ve sızlanmayı terk etmek¸ haramlardan uzaklaşmak ve ahlakî değerlere sahip olmak”3 diye tanımlanmıştır. İslam literatüründe bu kavramdan ilk bahseden kişinin Cafer esSâdık (ö: 148/765) veya Fudayl b Iyâz (ö: 187/803) olduğu söylenir. Bunlardan ilki fütüvveti¸ “Ele geçen bir şeyi tercihen başkalarının istifadesine sunmak¸ ele geçmeyen şey için ise şükretmektir” diye tanımlarken¸ Fudayl “Dostların kusuruna bakmamaktır” diye tanımlar.

Hicrî III. asırdan itibaren¸ eskiden beri önemli bir erdem sayılan “mürüvvet”4 kelimesinin¸ yetişkin insanlarda erdemler ifade etmesine karşılık; fütüvvet¸ gençlere yaraşır erdemler anlamına kullanılmaya başlandığı sanılmaktadır. Ahlak kitaplarında fütüvvet¸ bütün ahlâkî erdemleri kapsayacak şekilde kullanılmış¸ bu erdemlere sahip kişilere “fütüvvet ehli”¸ fütüvvet adab ve erkanı ile ilgili olarak yazılan eserlere de “fütüvvetnâme” adı verilmiştir. Sülemî’nin Risaletü’lFütüvve ve Kitabü’lFütüvve¸ Ensârî’nin Fütüvvetnâme¸ İbn Cüneyd’in Kitabü Mirâti’lFütüvve¸ Şeyh Hüseyn’in (Türkçe) Fütüvvetname’si bunlardan meşhur olanlarıdır.5

Fütüvvet kavramı¸ İslam tasavvufunda daha anlamlı ve yaşanılır hale gelmiştir. Sûfîlere göre fetâ sûfî¸ fütüvvet ise tasavvufun kendisidir. Zira fütüvvet kavramı¸ sûfînin en temel özelliklerinden olan “fedakârlık¸ diğerkâmlık¸ iyilik¸ yardım¸ insan severlik¸ hoşgörü¸ nefsine söz geçirme gibi erdemlerle örtüşmektedir. Ebubekir elVarrak¸ fütüvveti “kişinin hasmının olmaması¸ yani herkesle iyi geçinmesi ve herkesle barışık olması¸ sofrasında yemek yiyen müminle kafir arasında fark gözetmemesi” diye tanımlamıştır. Çünkü fet⸠iradesine hakim olan nefis putunu kıran kimsedir.

Sülemî ise fütüvvet kavramını İslam tarihinden örneklerle şöyle somutlaştırır:
“Fütüvvet¸ Adem gibi özür dilemek¸ Nuh gibi iyi olmak¸ İsmail gibi dürüst olmak¸ Musa gibi ihlaslı olmak¸ Eyyub gibi sabırlı olmak¸ Davûd gibi cömert olmak¸ Muhammed gibi merhametli olmak¸ Ebubekir gibi hamiyetli olmak¸ Ömer gibi adaletli olmak¸ Osman gibi hayâlı olmak¸ Ali gibi bilgili olmaktır.”6
Hasan Basrî¸ “Allah için nefsine hasım olmandır”¸ Haris Muhâsibî¸ “Herkese insaf göstermek ve kimseden insaf beklememektir”; Fudayl b. İyaz¸ “Evinde yemek yiyenlerin mümin¸ kafir¸ dost¸ düşman olduğuna bakmamaktır”; Cüneyd Bağdadî¸ “Bol bol iyilik yapmak¸ ihsan etmek ve kimseye eziyet etmemektir”; Bayezid Bestamî¸ “Başkalarına yaptığın iyiliği küçük görmek¸ başkalarının sana yaptığı iyiliği büyük görmektir”; Yahya b. Muâz¸ “Takva ile yüz güzelliği¸ emanetle söz güzelliği¸ vefa şartıyla kardeşlik ruhudur”¸ Sehl b. Abdillah¸ “Sünnete tabi olmaktır.”7

b. Îsâr: Sözlükte bir şeyi veya bir kimseyi diğerine üstün tutma¸ tercih etme demektir. Terim olarak îsâr¸ bir kimsenin kendisi ihtiyaç içinde bulunsa bile sahip olduğu imkanları başkalarının ihtiyacını karşılamak üzere kullanması¸ başkasının yararı için fedakarlıkta bulunmasıdır. Kişinin malının yarısını vermesi sehâvet¸ yarıdan çoğunu vermesi cûd¸ imkanlarının tamamını vermesi ise îsâr olarak isimlendirilmiştir. Îsâr¸ din kardeşliğinin en ileri derecesidir. Îsâr¸ mal ile olabildiği gibi can ile de olabilir. Kişinin kendi rahat ve huzurunu¸ hayatını başkaları için feda etmesi de bir çeşit îsârdır.8

Nitekim Ebû Talha¸ Uhud savaşında kendi vücudunu Hz. Peygambere siper etmiş ve ona kalkan yapmıştı. Îsâr¸ başkasını kendine tercih etme¸ dinî hazları¸ dünyevî zevklerin önüne geçirme demektir. Bu ise yakînî bir iman gücü¸ sevgi coşkusu ve sıkıntılara sabretmekle kazanılır.9

Îsar¸ beş ayette (12/91¸ 20/72¸ 59/9¸ 79/38¸ 87/16) tercih etme¸ öne geçirme anlamında ve fiil formunda kullanılmıştır. Îsâr kavramına temel teşkil eden ayet ise şu ayettir:
“Bunlardan önce Medine’yi yurt edinip imana sarılanlar ise¸ kendi beldelerine hicret edenlere sevgi besler¸ onlara verilen ganimetlerden ötürü içlerinde bir kıskanma veya istek duymazlar. Hatta kendileri ihtiyaç duysalar bile o kardeşlerine öncelik verir¸ onlara verilmesini tercih ederler. Her kim nefsinin hırsından ve mala düşkünlüğünden kendini kurtarırsa¸ işte felah ve mutluluğa erenler onlar olacaklardır.” (59/9)

Îsâr¸ karşılıksız herkese her şeyi veren Yüce Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmaktır; Îsârı tavsiye ve teşvik eden Kur’ân ahlakıyla ahlaklanmaktır; kendini insanlığa adayan peygamber ahlakıyla ahlaklanmaktır; din uğruna mal ve canlarından geçen Muhacir ve onlara Medine’de kucak açan Ensâr ahlakıyla ahlaklanmaktır.
c. Uhuvvet ve Ahîlik: Kardeşlik anlamında bir kavramdır. Cahiliyye döneminde var olan fetâ/yiğit tipi¸ İslam tasavvufunun gelişmesiyle sûfîlikle özdeşleşmiş¸ daha sonra esnaf kesimiyle kurumlaşarak âhîlik haline gelmiştir.

Uhuvvet¸ Kur’ân’ın ısrarla üzerinde durduğu ve sistemleştirdiği bir kavramdır. Erkek ve kız kardeş anlamına gelen ahuht kelimeleri onlarca ayette geçer. Sözlükte ‘ah’ kelimesi istemek anlamında olup kardeş kardeşiyle aynı maksat ve gayeyi istediği için ona bu isim verilmiştir.10 Kur’ân’da geçen bu kelimeler¸ nesep bağıyla kardeşlik için kullanıldığı gibi; akrabalık¸ soydaşlık ve din bağıyla kardeşlik için de kullanılmıştır. Sözgelimi pek çok peygamber¸ kavimlerinin kardeşi olarak takdim edilmiştir. (Bkz. 7/65¸ 73¸ 85; 11/50¸ 61¸ 84; 26/106¸ 124¸ 142¸ 161; 27/45¸ 29/36) Yine din kardeşliği için de bu kelimenin kullanıldığını görmekteyiz. (2/178¸ 220; 3/103; 9/11; 15/47; 33/5 İhvânüküm fi’ddîn; 49/10¸ 12; 59/10) Uhuvvet ruhunun temelini oluşturan ayetler şunlardır:

“Müminler ancak kardeştirler. O halde ihtilaf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki O’nun merhametine nail olasınız.” (49/10)
Ahîlik¸ Arapça “kardeşim” anlamına gelen “ahî” kelimesinden türetilmiştir. Onun¸ Divânü Lügâti’tTürk’te geçen ve “cömert¸ eli açık” anlamına gelen “akı” kelimesinden türediği de ileri sürülmüştür.11 Ahîliğin kurucusu XIII. yüzyılda Azerbaycan’ın Hoy kasabasında doğup Konya¸ Kayseri ve Kırşehir’de yaşamış olan Nasîruddun Mahmud b. Ahmed elHoyî Ahî Evran’dır (ö:659/1261).12 Âhî Evran¸ sosyal¸ ekonomik ve siyasî teşkilatçılığı yanında pek çok eser vermiş büyük bir halk filozofudur. Horasan ve Maveraünnehir’de tahsilini yapmış¸ büyük ilim adamı Fahrüddin Razî (606/1209)’ye talebe olmuştur. Anadolu şehirlerinde sanayi çarşılarının kurulması fikri ve ilk uygulaması Ahî Evran’e aittir. O¸ bu fikirlerini Letâifi Hikmet adlı eserinde şöyle ifade eder: “Allah¸ insanları yemek¸ içmek¸ evlenmek¸ mesken edinmek gibi çok şeylere muhtaç olarak yaratmıştır. Hiç kimse kendi başına bu ihtiyaçları karşılayamaz. Hal böyle olunca demircilik¸ marangozluk gibi meslekleri yürütmek için çok insana ihtiyaç olduğu gibi¸ bu ve benzeri diğer meslek ve sanatlar için gerekli alet ve edavatı tedarik için de çok sayıda insana ihtiyaç vardır. Bu bakımdan insan/toplum için gerekli olan bütün sanat kollarının yaşatılması ve bu işe yeterli miktarda insan yönlendirilmesi gereklidir.” “Toplum¸ çeşitli sanat kollarını yürüten insanlara muhtaç olduğuna göre bu sanat kollarını yürüten çok sayıda insanların belli bir yere toplanmaları ve her birinin belli bir sanat ile meşgul olmaları gerekir ki¸ toplumun bütün ihtiyacı görülmüş olsun.”13

II. Örnekler
Yukarda geçen Haşr suresi 9. ayetinin iniş sebebiyle ilgili kaynaklarda farklı örnekler yer almakta olup bunlardan bir kaçı şöyledir:

Peygamberimize yardım için müracaat eden bir yoksulu¸ Ensârdan Ebû Talha evine götürür. Evde çocukların yiyeceğinden başka bir şey yoktur. Ebu Talha¸ eşine şöyle der: “Sen çocukları bir şeylerle oyalayıp uyut¸ onların yiyecekleriyle Peygamberin misafirini ağırlayalım¸ karanlıkta biz de yermiş gibi davranırız.” Öyle de yaparlar. Sabah olunca Peygamberimiz (s.a.v)¸ yaptıkları işin Yüce Allah’ın hoşuna gittiğini söyleyerek onları kutlar ve bunun üzerine bu ayet iner.

İbn Ömer anlatır: Peygamberimizin ashabından birine bir koyun başı hediye gelir. Adam¸ kardeşim falan benden daha fazla ihtiyaç sahibidir¸ diyerek kelleyi ona gönderir. Gönderdiği adam da aynı düşünceyle bir başka kardeşine gönderir. Böylece kelle¸ tam yedi ev dolaşır ve ilk eve geri gelir. Bunun üzerine bu ayet iner.14

Nadiroğullarından elde edilen ganimeti Peygamberimiz¸ muhacirler arasında paylaştırmak istediğini Ensar’a danışır. Onlar¸ hay hay¸ başımız üstüne ey Allah’ın Rasülü¸ diyerek razı ve hoşnut olurlar. Peygamberimiz (s.a.v)’de “Allah’ım¸ Ensar ve Ensar çocuklarına merhamet et!” diye dua eder. Onlar hakkında bu ayet iner.15

İslam Tarihi¸ bolluk ve bereket günlerinde olduğu gibi pek çok savaşta¸ kıtlık ve dar zamanlarda da yapılan pek çok îsar örneği ile doludur. İşte onlardan biri de Yermuk savaşındaki şu tablodur: Huzeyfetü’lAdevî anlatır: Yermûk savaşının yaman kızıştığı bir gündü. Savaşa ara verildiği bir sırada elimdeki su kırbasıyla yaralıların arasında dolaşmaya başladım. Amcaoğlumu inlerken gördüm. Hemen yanına vardım¸ “Su ister misin?” dedim. “Evet” diye başını salladı. Tam içirecekken¸ yakınında bir yaralının ‘su’ diye inlediğini duydu¸ ‘ona götür’ diye işaret etti. Hemen ona vardım. Kanlar içerisinde inleyen Hişam b. El—As’dı. Suyu ağzına vereceğim bir sırada¸ bir ‘âh¸ âh’ sesi duyuldu. Hişam¸ suyu içmedi ve ona götürmemi işaret etti. O şahsın yanına vardığımda¸ ölüm ona benden önce gelmişti. Bari suyu Hişam’a götüreyim dedim. Yanına geldiğimde o da ruhunu teslim etmişti. Amcaoğluma yetiştireyim diyerek¸ ona yöneldim. Ne hazin ki o da şehid düşmüştü. Elimde su¸ kalakalmıştım.16

Bayezid Bestamî anlatır: Hicazda iken Belhli bir genç bana zühd anlayışımı sordu. “Bizler bulunca yeriz¸ bulamayınca sabrederiz” dedim. “Bu bizim Belh köpeklerinin yaptığının aynısı” dedi.

Peki dedim¸ sizin zühd anlayışınız nasıldır? Şöyle cevap verdi: “Biz bulamayınca şükrederiz¸ bulunca başkasını kendimize tercih eder ve başkasına dağıtırız.”17

Ebu’lHasen Antakî anlatır: “Otuz kadar kişiyle Rey kasabalarından birinde bir adama misafir olduk. Yanımızda hepimizi doyurmayacak kadar az birkaç ekmek vardı. Akşam ekmekleri parçalara ayırıp sofraya koyduk. Karanlık çökmüştü. Sofra kaldırıldığında ekmeklerin hiç eksilmediği görüldü. Çünkü herkeş hepimize yetmeyecek¸ hiç olmazsa arkadaşım yesin diye ona hiç el uzatmamıştı.”18

Kur’ân’ın ısrarla üzerinde durduğu din kardeşliğinin anlamı¸ dinin gereklerini yerine getirmede birbirine yardımcı ve destek olmak demektir. Bu hem maddî¸ hem de manevî yardımlaşma ve dayanışmayı içine alır. Müslümanların kendi aralarında gerçekleştirecekleri din kardeşliği¸ başka toplumlarda görülmeyecek şekilde onlara özeldir. Zira İslam’a göre din bağı¸ tüm bağların üstündedir.

Hz. Peygamber Müslümanların maddî ve manevî her konuda birbirlerine yardımcı ve destek olmalarını sağlamak için Mekke’de Müslümanlar arasında kardeşlik (Muahât) ilan etmiş; hicretten sonra da ikinci kez Muhacirlerle Ensar arasında kardeşlik ilan etmiştir. Bunun sonucunda Müslümanlar Mekke ve Medine’de birbirlerine destek olmuşlar¸ evlerinde ağırlamışlar¸ sahip oldukları tüm imkanları birbirleriyle paylaşmışlar ve bu konuda anlamlı örnekler sunmuşlardır.19

İslam’ın öngördüğü bu kardeşlik ruhunun gerçekleşmesi için bir takım fedakarlıklar gerekir ki onların başında malî fedakarlıklar gelir. İslam’a göre ‘mal’ın asıl sahibi Yüce Allah’tır. Mal¸ insanlar elinde O’nun emanetidir ve O’nun ölçüleri doğrultusunda kullanılmalı¸ gerektiğinde O’nun uğruna ve O’nun kullarının ihtiyaçları için harcanmalıdır. Bu genel olarak infak ve tasadduk ruhudur. İnfak¸ zengin fakir her müslümanın temel özelliğidir ve Kur’ân infak ayetleriyle doludur. İşte onlardan bir kaçı:
“Sevdiğiniz şeylerden sarf etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne sarf ederseniz¸ şüphesiz Allah onu bilir.”20

“Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu¸ her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah’ın lutfu geniştir¸ O her şeyi bilendir.”21

“Doğrusu¸ sadaka veren erkek ve kadınlara¸ Allah’a güzel bir takdimde bulunanlara kat kat karşılık verilir; onlara cömertçe verilecek bir ecir vardır.”22
“Allah sadaka verenleri şüphesiz mükafatlandırır.”23

Kur’ân’a göre her şey insan içindir¸ onun iki dünyada mutluluğunu temin etmek adınadır. Ezcümle din insan içindir¸ peygamber gönderilmesi insan içindir¸ kitap indirilmesi insan içindir¸ tüm evren insan içindir¸ hayvanlar¸ bitkiler¸ yer ve gök cisimleri hep insan içindir ve onun emrine sunulmuştur¸ hatta meleklerin bile önemli bir kısmı insanların emrine sunulmuştur ve son olarak ahiret hayatı da insan için dizayn edilmiştir.24 İnsana verilen¸ onun hizmetine sunulan tüm bu sayılanlar Allah’ın nimeti ve insandaki emanetidir. Dolayısıyla bu emanet sahiplenilmeli¸ korunmalı¸ ölçülü¸ yerli yerince kullanılmalı ve bu emanetten yararlanılmalıdır.

Bu konuda Hz. Peygamberden de çok sayıda hadis gelmiştir. O¸ yardımlaşma ve dayanışma konusundaki yaşantısıyla kendisi canlı örnekler sunmuş ve sözleriyle müminleri insanlığa hizmete yönlendirmiştir. Onun bu yönlendirmelerinden bir örnek şöyledir:

“İnsan öldüğü zaman ameli kesilir / sona erer. Ancak şu üç şeyin sevabı devam eder: Sadakaı cariye¸ faydalanılan ilim ve kendisine dua eden evlat.”25

Bu hadisteki sadakai cariye (akan/sürekli sadaka)¸ hizmet verdiği sürece sevabı devam eden sadaka¸ durmadan akan hayır çeşmesi¸ Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yapılan ve insanlara hizmet veren eserler¸ iyilik yolunda yapılan vakıflar olarak anlaşılmıştır26 ki bunun içerisine yol¸ köprü yapımı¸ su hayrı¸ yolcular için han¸ kervansaray ve benzeri vakıflar katılmıştır.

“İnsanların hayırlısı¸ insanlara yararlı olandır”27 prensibi vakıflar başta olmak üzere pek çok sosyal dayanışma müessesesinin temelini oluşturmuştur.

DİPNOTLAR


1 İbnü’l-Cevzî¸ Zâdü’l-Mesîr¸ II¸ 56; V¸ 109.
2 Ali b. Muhammed el-Cürcânî¸ Kitâbü’t-Ta’rifât¸ ş 165.
3 Said Havva¸ el-Esâs fi’t-Tefsîr¸ VIII¸ 318.
4 Sözlükte “adamlık¸ kişilik” demek olan mürüvvet¸ “Dinen ve aklen övülmüş güzel şeyleri yapabilme gücü” diye tanımlanmıştır. Bkz. Ali b. Muhammed el-Cürcânî¸ Kitâbü’t-Ta’rifât¸ş 210.
5 Mustafa Çağrıcı¸ “Fütüvvet”¸ İslam’da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi¸ II¸ 63.
6 Süleyman Uluda𸠑Fütüvvet’¸ DİA¸ XIII¸ 259-261
7 Abdülkerim el-Kuşeyrî¸ Risale-i Kuşeyrî¸ (Çev: Ali Arslan) İstanbul¸ 1980¸ ş 273-275; M. Zeki Pakalın¸ Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü¸ İstanbul¸ 1983¸I¸ 638.
8 Mustafa Çağrıcı¸ “Îsâr”¸ DİA¸ XXII¸ 490-491.
9 Kurtubî¸ el-Câmi’¸ XVIII¸ 26.
10 Fahrüddîn Razî¸ et-Tefsîru’l-Kebîr¸ VIII¸ 164; İbnü’l-Cevzî¸ Zâdü’l-Mesîr¸ I¸ 434.
11 Neşet Çağatay¸ Bir Türk Kurumu Olan Ahilik¸ ş 51-52; Ziya Kazıcı¸ “Ahîlik”¸ DİA¸ I¸ 540; A. Yaşar Ocak¸ ‘Fütüvvet’¸ DİA¸ XIII¸ 261-263. Türkler İslam öncesi kültürlerindeki kahramanlık¸ yiğitlik ve cömertlik ülküsü olan akılığı İslam ile geliştirip devam ettirmişler¸ akı kelimesi zamanla yerini Arapça ahî kelimesine¸ akılık da uhuvvet kelimesine bırakmıştır. Bkz. Mikail Bayram¸ Ahi Evren¸ Ankara¸ 1995¸ ş 31-32.
12 Evren¸ Evirmekten eviren anlamına Türkçe bir kelimedir. Evrildiği için yılana¸ döndüğü ve evrildiği için kâinata da evren denmiştir. Bkz. Mikail Bayram¸ Ahi Evren¸ ş 7-8¸ 14-29.
13 Mikail Bayram¸ A. Selçukluları Zamanında Ahî Teşkilatının Kuruluşu ve Gelişmesi”¸ Kelime Dergisi¸ Konya¸ 1986/3¸ ş 43-44.
14 Kurtubî¸ el-Câmi’¸ XVIII¸ 24-25; Elmalılı¸ Hak Dini Kur’ân Dili¸ VII¸ 4843-44.
15 Kurtubî¸ el-Câmi’¸ XVIII¸ 23-24
16 Kurtubî¸ el-Câmi’¸ XVIII¸ 28; Elmalılı¸ age¸ VII¸ 4844; Mehmet Akif¸ Safahat¸ Vahdet¸ ş 408-409.
17 Kurtubî¸ el-Câmi’¸ XVIII¸ 28-29.
18 Kurtubî¸ el-Câmi’¸ XVIII¸ 29.
19 Bkz. Asım Köksal¸ İslam Tarihi¸ VIII¸ 108-115.
20 3 Alu Imran 92.
21 2 Bakara 261.
22 57 Hadîd 18.
23 12 Yusuf 88.
24 “Göklerde olanları¸ yerde olanları¸ hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda¸ düşünen kimseler için dersler vardır. “ 45 Casiye 13; 31 Lokman 20.
25 Müslim¸ Vasıyyet 14; Ebû Dâvud¸ Vesâya 14; Nesâi¸ Vesâya 8.
26 Bkz. İbn Esir¸ en-Nihâye¸ Mekke¸ ty¸ I¸ 264; Münavî¸ Feyzu’l-Kadîr¸ I¸ 438;Canan¸ age¸ XVI¸ 277.
27 Aclûnî¸ bu sözün manası sahih olsa bile bu şekilde hadis olmadığını¸ ama bu manayı çağrıştıran hadisler olduğunu söyler. Bkz. Aclûnî¸ Keşfü’l-Haf⸠I¸ 472. Camiu’s-Sağîr de ise bu anlamda hasen bir hadis yer almıştır. Bkz. Münavî¸ Feyzu’l-Kadîr¸ III¸ 481.

Sayfayı Paylaş