BİZ EVLENİYORUZ!

Somuncu Baba

Aile kurumunun adeta bir yıkım bombardımanına maruz bırakıldığını yüreğimiz yarılırcasına görüyoruz.

Sevgili Gönül Dostları

İnşallah sizlerle bu köşede aile ve çocuk eğitimi ile ilgili konularda beraber olacağız.

Aile kurumunun adeta bir yıkım bombardımanına maruz bırakıldığını yüreğimiz yarılırcasına görüyoruz. Dışarıdan aileye birçok lüzumsuz müdahale var. Her gün gazete ve televizyonlardan verilen facia haberleri¸ özellikle yerli diziler ve BBG evi ile başlayan birçok evimiz oldu. Biz evleniyoruz¸ İkinci Bahar¸ Gelinim Olur musun? vb. eğlence programları ve şarkıcı seçme yarışmalarının hangi birini sayalım. Bütün bunları hiçbir elemeye tabi tutmadan herhangi bir süzgeçten geçirmeden izleyen gençlerin evliliğin¸ ailenin¸ hayatın önemini ve ciddiyetini kavramaları güçtür.

Bu taarruzlardan ailemizi ve çocuklarımızı nasıl koruyabiliriz? Evet belki dış etkenleri ortadan kaldırmaya gücümüz yetmeyebilir ama kendi iç dinamiklerimizle pek çok tehlikeyi savuşturabiliriz.

Peki¸ nedir o dinamikler?

Ev ortamımızda herkesin kendini önemli ve mutlu hissettiği¸ bir yeri olduğu duygusunu kazandığı¸ duygu ve düşüncelerini dile getirebildiği¸ fikrinin sorulduğu¸ kararlara katıldığı sevgi saygı dolu bir ortam oluşturabiliriz. Bunun gerçekleşebilmesi için doğru şahısla doğru bir evlilik yapmak gerekir.

Çünkü çocukların kişilikli ve ruhsal yönden sağlıklı olmalarında anne babanın birbirini mutlu etmelerinin rolü çok büyüktür. Bu sebeple aile ta baştan iyi düşünülerek¸ şartlar doğru değerlendirilerek¸ sağlıklı kararlar verilerek kurulmalıdır.

Çocuklarımızın sağlıklı ve güçlü evlilikler kurabilmelerine yardımcı olmalıyız. Evlenmek istedikleri kişileri kendileri seçme özgürlüğüne hakkına ve cesaretine sahip olmalıdırlar. Bu fırsatı onlara tanımalıyız. En etkili yardımı ise sağlıklı eş ilişkileri ve başarılı bir çift modeli sergileyerek yapabiliriz.

Evlenmeyi düşündüğü¸ gönül verdiği hatta aşık olduğu birisi olacaktır. Gelin ya da damat adayını tanımaya çalışmalı¸ ön yargılı davranmamalı¸ hemen karşı çıkmamalıyız. Bu her şeyden önce çocuğumuza duyduğumuz saygı ve güvenin göstergesidir.

Anne baba olarak hiç söz hakkımız olmayacak mı? Çocuğumuz yanlış birisiyle yanlış bir evlilik yaparak ömür boyu mutsuz mu olsun. Onu hiç ikaz etmeyecek miyiz? Bilgi ve tecrübelerimize dayanarak hiç öneride bulunamayacak yol gösteremeyecek miyiz?

Gayet tabi buna hakkımız var üstelik görevimiz. Onlara bu dostane yardımı en içten kim yapabilir? Yalnız bu yardımı ve iyiliği yaparken evlenmek istediği şahsı kendisi seçti diye çocuğumuza veya evleneceği şahsa kötü¸ kaba sözler sarfedip ileri geri konuşmayalım. Alay¸ hakaret¸ aşağılama¸ yalnız bırakmakla tehdit etme hiç kimseye mutluluk getirmez. En başta çocuğumuzu üzeriz¸ saygısızlık etmiş oluruz¸ üstelik o evlilik bütün karşı çıkmalarımıza rağmen gerçekleşirse çok utanır¸ zor durumlara düşeriz. Telafisi uzun sürecek kırgınlıklara sebep olabiliriz.

İşte çocuklarımızın evlenirken bize danışmalarını¸ önerilerimizi dikkate almalarını istiyorsak onlarla çocukluklarından itibaren iyi bir iletişim kurmalı ve dost olmalıyız.

Çocuklarımızın eş seçimlerinde elimizden gelen her şeyin en iyisini yaptığımız halde¸ bütün doğruları kullanmamıza rağmen bazen işler istediğimiz gibi gerçekleşmeyebilir¸ her şeyi kontrol edemeyiz. O zaman “olanda hayır vardır” diyebilmeli ve bekleyip sonucu görmeye hazırlanmalıyız. Yani “sizin şer bildiğiniz şeylerde hayır¸ hayır bildiğiniz şeylerde şer vardır” (Bakara Suresi¸ 216) ayetine teslim olmalıyız.

Gençler neler yapmalı?

• Gençler şunu bilmelidirler ki televole kültürüyle yapılan ayaküstü evlilikler uzun sürmez. Ana babanın rızasını almadan¸ teorilerini önemsemeden yapılan evlilikler hayır getirmez. Bu davranışlarının faturasını ödeyen pek çok çift vardır çevremizde. Maddi manevi sıkıntılarını; acısını¸ üzüntüsünü¸ mutluluğunu¸ heyecanını paylaşabileceği bir ailesi yoksa bu çok ağır gelir. Çünkü yalnızlık duygusu acıtır insanı.

• Evliliğin büsbütün duygusallık ya da mantık üzerine kurulamayacağını unutmamalıdırlar. En güzeli duygu-mantık ikilisini iyi dengelemektir. “Seviyorum” diyerek ayaklar yerden kesilmemeli¸ gerçekler görmezden gelinmemelidir. Kısacası gençler ne yapıp edip ana babalarını ikna etmenin bir yolunu bulmalıdırlar.

Tabi evlenmeye karar veren gençleri aileleri¸ yani dünürlerin ilişkileri ayrı bir önem arz etmektedir. Kimse ailesinden bağımsız düşünülemez ve kimsenin çocuğu bizimkinden daha az kıymetli değildir.

Nişanlılık dönemi her iki gencin ve ailelerin birbirlerini tanıma ve evliliğe hazırlanma evresi olduğundan iyi değerlendirilmelidir. Konuşmalarında¸ davranışlarında ölçülü ve saygılı olmak durumundadırlar.

“Kız evi- oğlan evi¸ onlar şunu alır¸ biz bunu yapmayız¸ âdetimiz değil¸ bu kız evinin sorumluluğu biz karışmayız¸ gelin almak kolay mı yapacaksınız tabi! vb.” uzayıp giden¸ çoğu kez kırgınlık hatta tartışmalarla süren konuşmaları hepimiz biliriz. Geleneklerimizi sürdürmek güzeldir. Kültürümüzü oluşturan unsurlardandır. Ancak tutuculukla¸ inatla geleneklerimizin güzelliği bir arada yürümez.

En güzeli her iki tarafında kendi şartlarını¸ imkânlarını¸ beklentilerini açık yüreklilikle ortaya koymalarıdır. Neleri yapıp neleri yapamayacaklarını baştan¸ samimiyetle belirtmeleridir. Ki sonradan tatsızlıklar çıkmasın. Daha önemlisi her iki genç hayatlarının en anlamlı¸ an heyecanlı günlerinin başında mutsuz olmasınlar. Ailelerinin arasında sıkışıp kalmasınlar.

Evlenmeden önce her genç kendi kendine aşağıdaki soruları sormalıdır.

• Evliliğe hazır mıyım? Yani bedensel¸ duygusal¸ sosyal¸ ekonomik hatta mental (zeka) açıdan yeni bir hayatı sürdürebilecek miyim?

• Eş seçiminde nelere dikkat etmeliyim?

• Ben evleneceğim kişinin yerinde olsam kendimi eş olarak seçer miydim? vb.

Bu soruları sorup sağlam ve doyurucu cevaplar alırlarsa şu konuları masaya yatırmalıdırlar. Mutabakata varıldığı takdirde evlilik için sağlam bir başlangıç yapılmış olur.

• Nerde oturacağız?

• Aile bütçesi

• Aile büyükleri ve yakın akrabalarla ilişkiler

• Anlaşmazlıklar nasıl çözülecek?

• Çocukların eğitimi vb.

Nerde oturacağız?

Ayrı bir ev kurulabilecek mi? Bazen ekonomik ve sosyal şartlar aile büyükleriyle birlikte oturmayı gerektirebilir. Ne şekilde olursa olsun aile büyükleriyle birlikte oturmanın saygı¸ sevgi ve dostluk içinde bir yolu yok mudur? Elbette vardır. Bunu bir formülle açıklayabiliriz.

Huzurda ve saygın birlikte yaşam = eş duyum (empati) + özele (mahremiyete) saygı

Bu formülü hem gençler¸ hem aile büyükleri bir arada uygulanırsa sonuç başarılı olur. Tek taraflı olursa bir taraf mağdur olacak¸ fedakârlık yapmak zorunda kalacaktır. Ya da tartışma¸ kızgınlık¸ kırgınlık olacak¸ her ikisi de mutsuzluk getirecektir.

Eş duyumda kendimizi karşımızdakinin yerine koyabilir¸ ben olsam ne yapardım?¸ bana nasıl davranılsın isterdim? diye düşünebiliriz.

Özeline saygı göstermek eş duyumdan farklı değildir. Mahremiyetin sınırları iyi belirlenirse¸ temel hak ve hürriyetler kısıtlanmazsa güzel bir birlikteliğin temeli atılır. Ev işlerinin yapılması¸ eşyaların yerinin belirlenmesi¸ gezmeye gitme¸ seyahat etme¸ alış veriş yapma konusunda eşi ve çocuklarıyla bağımsız hareket etme imkanı verilirse¸ buna saygı gösterilirse birlikte oturmak sıkıntı yaratmaz.

Bize yapılan başvurularda bu konuda en çok muzdarip olanlar varlıklı ailelerin gelinleridir. Dışarıdan bakıldığında “filancaların gelini” diye imrenilen genç hanımlar özel bir hayatları olmadığından çok şikayetçidirler. Hemen hepsinin söylediği şey aynıdır. “Eşim keşke küçük bir memur olsaydı az ama düzenli maaşımızla bağımsız yaşasaydık.

Burada açıkça görülen şudur; önemli olan aile büyükleriyle ya da ayrı oturmak değil¸ temel kişilik haklarını¸ özeline saygılı¸ eş duyumlu¸ iyi niyetli davranmaktır. Çünkü ameller niyetlere göredir.

Konumuza gelecek sayıda devam edeceğiz inşallah. Selam ve dua ile…

• Beş Sevgi Dili (çeviri)¸ Sistem Yayıncılık¸ Özellikle evlenecek gençlere okumalarını öneriyorum.

Sayfayı Paylaş