YALSIZUÇANLAR'DAN BİR SUFİ ROMANI: GEZGİN

Somuncu Baba

Sadık Yalsızuçanlar'ın Timaş Yayınlarınca yayınlanan Gezgin adlı romanı¸ tehlikeli bir işe soyunmuş olmanın endişesinden uzak¸ adeta sehl-i mümteni ile kotarılmış izlenimi veriyor ilk bakışta. Hakiki biçimde aktarılması en güç bir konuyu¸ gerçek bir arifin yaşamını konu ediniyor fakat¸ bizi¸ sanki bugünde yaşayan bir dervişin yaşamının gerçekliği içerisinde tutuyor. İbnü'l-Arabi¸ bundan yaklaşık sekiz yüz yıl önce yaşamış olmasına rağmen¸ Gezgin'de¸ dün de bugün de yarın da yaşamış ve yaşaması muhtemel bir hayata konu ediliyor. Yalsız

Sadık Yalsızuçanlar'ın Timaş Yayınlarınca yayınlanan Gezgin adlı romanı¸ tehlikeli bir işe soyunmuş olmanın endişesinden uzak¸ adeta sehl-i mümteni ile kotarılmış izlenimi veriyor ilk bakışta. Hakiki biçimde aktarılması en güç bir konuyu¸ gerçek bir arifin yaşamını konu ediniyor fakat¸ bizi¸ sanki bugünde yaşayan bir dervişin yaşamının gerçekliği içerisinde tutuyor. İbnü'l-Arabi¸ bundan yaklaşık sekiz yüz yıl önce yaşamış olmasına rağmen¸ Gezgin'de¸ dün de bugün de yarın da yaşamış ve yaşaması muhtemel bir hayata konu ediliyor. Yalsızuçanlar¸ öykücü olmasına karşılık¸ Yakaza ve Gezgin'le romanda da örnekler vermiş bir yazar.

Gezgin'in nasıl bir roman olduğu ayrı bir konu. Yazar¸ birkaç söyleşisinde 'menkıbe'den¸ 'mesel'den söz etti. Geleneksel bir anlatı kalıbını yeniden üretmeye çalıştığını belirtti. Gezgin'in kurgusu¸ gerek akılcı gerekse modern ve postmodern romanların yapısından hayli farklı. Merak ögeleri¸ dramatik düğümler¸ çatışma noktaları¸ katharsis vs yok Gezgin'de. Yer yer modern romanı hatırlatan kimi tasvirlere rastlamak mümkün. Ama esas itibariyle¸ bu hikaye¸ bir menkıbe havasında ve kurgusunda yazılmış. Bunda hemfikiriz. Gezgin'i zannediyorum farklı kılan nitelik¸ konu edindiği kişiliğin büyüklüğü ve olağanüstülüğü. Zaten vakıaları bunu gösteriyor. Yirmili yaşların başlarında seyr-i sülûkunu tamamlamış olan¸ yüzlerce esere imza atmış bulunan büyük bir ariften söz ediyoruz. Onun bu esrarlı ve bereketli hayatı¸ Gezgin gibi daha birçok romana konu edilebilir. Yalsızuçanlar'ın öteden beri okuduğu ve öykülerinde¸ denemelerinde sık sık atıfta bulunduğu da malum. Özellikle “Sırlı Tuğlalar” adlı öykü kitabında Şeyh-i Ekber'in¸ harfler ilmine dair düşüncelerinden derin izler buluruz. Belli ki¸ Gezgin'e gelesiye epeyi bir dağar oluşmuş¸ bir hazırlık süreci yaşanmış. Roman¸ bu birikim üzerinde yükseliyor. Zaten sehl-i mümteniden söz etmemizi gerektiren husus da buradan geliyor. Bu denli çetrefil ve karmaşık bir külliyattan¸ böylesine gizemli¸ olağanüstü bir yaşamdan¸ yalın ama bir o kadar da gizemli bir hikayenin çıkması bunun kanıtı olarak düşünülebilir.

Gezgin¸ İbn Rüşd'le¸ İbnü'l-Arabi'nin ünlü karşılaşmasıyla başlıyor. Şeyh-i Ekber'in talebesi Konevi'yle yaptığı bir söyleşiyle bitiyor. İlk bölümde¸ iki önemli kişilik¸ iki önemli kelam ediyorlar: Evet ve hayır. Son bölümde ise¸ Konevi¸ Şeyh-i Ekber'e¸ bu bereketli ömrünüzde öğrendiklerinizi bana nasıl özetlersiniz¸ diye sorunca¸ yıllar öncesini hatırlatmış oluyor ve yine evet ve hayır'la bitiyor öykü. Yaşamla ölüm¸ ruhla beden¸ irfanla felsefe bu iki kelimenin arasına sıkışmıştır demek ki. Bu iki kelimeyle başlar boyunlarından uçuruluyor¸ ruhlar cesetlerinden çıkarılıyor. Varlık bu iki kelimenin arasındadır demek ki. Gezgin¸ işte bu temayı İbnü'l-Arabi'nin vakıalarından hareketle anlatmaya çalışıyor. İyi ki böyle yapıyor¸ zira bir umman olan bu arifin hayatının meyvelerini başka türlü anlatmak artı bir güçlüğü beraberinde getirebilir(di). Gezgin'in bir deneme olduğunu vurgulayan Yalsızuçanlar'a katılıyorum.

Bu denemenin ne ölçüde başarılı olduğuna eleştirmenler ve okurlar karar verecektir. Bu romanın¸ edebiyatımıza bir katkı sağlayıp sağlamadığını ise¸ zaman tayin edecektir. Benim kanaatim¸ Gezgin'in¸ öykü ile roman arasında bir mesel dili ve kurgusuna sahip¸ sade bir metin olduğudur. Bu romanıyla Yalsızuçanlar¸ öykü dilini açımlamış¸ kurgusunu ise¸ anlattığı temanın gerektirdiği biçimde¸ vizyonların imkanlarına bırakmıştır. Vizyon (vakıa)¸ zaten yeterince gerçeküstüdür. Gerçeküstü bir hakikat düzlemidir. Sorunun odağında da zannederim bu mesele yatmaktadır. Bu anlatı¸ hakiki bir zemine bizi çekiyor mu çekmiyor mu? Romanı okuduktan sonra ruhumuza bir şeyler katılmış oluyor mu olmuyor mu? Benim cevabım olumludur. Özellikle vakıaların sonunda¸ Şeyh-i Ekber'e açılan hakikatlere baktığımızda¸ Selefilerin iddia ettiğinin aksine¸ 'bilgi' bir hads ve keşif ortamı olduğu ortadadır. Gezgin'in sanırım önümüze getirdiği düşünce¸ burada yoğunlaşmaktadır. Hadsi bilgi ve keşf bilgisi¸ okunarak¸ akılla edinilenden çok yüksek ve hakikidir. Zaten irfan denilen bilgi düzeyi¸ ancak İlahi ilhama hazır ve açık olanlara bağışlanan bir bilgi kategorisidir. Bu düzeye erişmek için ise¸ dinin batıni yönüne fazla vurgu yapılması gerekmektedir. Nefsin tezkiyesi ve onunla mücahade edilmeksizin İlahi hakikatlerin sırları kime açılabilir? Sadık Yalsızuçanlar¸ bize¸ bu kaybettiğimiz hikmeti bu romanıyla bir kez daha hatırlatmaktadır.

Sayfayı Paylaş