ÖMER HOCA

Somuncu Baba

Cenaze alayı¸ mezarlığa giden ince uzun yokuşu çıkarken hafiften yağmur çiselemeye başladı. Uzaktan yakından gelen herkesin yüzünde derin bir acının izi vardı.

Ömer ya da çevresinde herkesin hitap ettiği gibi Ömer Hoca cenazeleri taşırken onları kaybettiği an gözlerinin önünden hiç gitmiyordu. Her yıl olduğu gibi bu yıl da köyde oturan ailesini ziyaret için yola çıkmışlardı. Köye 4 -5 saat mesafe kala önlerinde seyreden otobüs¸ büyük bir patlama ile parçalanmış. Ondan dağılan parçalar Ömer Hocanın kullandığı arabanın ön camını patlatarak direksiyon hakimiyetini kaybetmesine sebe

Cenaze alayı¸ mezarlığa giden ince uzun yokuşu çıkarken hafiften yağmur çiselemeye başladı. Uzaktan yakından gelen herkesin yüzünde derin bir acının izi vardı.

Ömer ya da çevresinde herkesin hitap ettiği gibi Ömer Hoca cenazeleri taşırken onları kaybettiği an gözlerinin önünden hiç gitmiyordu. Her yıl olduğu gibi bu yıl da köyde oturan ailesini ziyaret için yola çıkmışlardı. Köye 4 -5 saat mesafe kala önlerinde seyreden otobüs¸ büyük bir patlama ile parçalanmış. Ondan dağılan parçalar Ömer Hocanın kullandığı arabanın ön camını patlatarak direksiyon hakimiyetini kaybetmesine sebep olmuştu. Parça parça olan otobüste¸ şans eseri kurtulan birkaç kişiden başka herkes ölmüş¸ Ömer Hocanın arabasından ise sadece kendisi sağ çıkmıştı.

Olay tam bir felaketti. Kan ve yanık kokusu her tarafı sarmıştı. Hurdaya dönen arabadan güçlükle çıkan Ömer Hoca¸ oğlu ile eşinin öldüklerini görünce acıyla olduğu yere yığılıp kalmıştı. Ambulans ile polisler geldiğinde¸ o arabanın yanına çömelmiş¸ başı iki elinin arasında donmuş bir hâldeydi. Kulağına ağlayan¸ bağıran insanların sesi geliyordu ama kalkıp ne onlara bakacak¸ ne de yardım edecek gücü kendinde bulamıyordu.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da ailesini ziyarete gidiyorlardı. Ömer¸ İstanbul'da bir üniversitenin bilgisayar bölümünde hocaydı. Finallerin bitmesinin hemen ardından yola çıkmışlardı. Bir hafta burada kaldıktan sonra Güneye gitmeyi düşünüyorlardı.

Cenazeler köyün dışında¸ Yukarı Tepe'deki Hz. Pir Mezarlığı'na defnedilecekti. Köyün içinde de mezarlık vardı¸ ama Ömer Hocanın babası “Torunum ile gelinim¸ pirime komşu olsunlar¸” diye ısrar etmişti.

Gözyaşları içinde defin işlemi tamamlandıktan sonra cenaze alayı dağıldı. Ömer Hoca ile ailesi bir süre daha kaldılar. Babası oğlunu teselli etmek istercesine elini omzuna koydu ve:
– Onları pirime emanet ettim. Artık burada huzur içinde yatarlar¸ dedi.

Ömer Hoca¸ babasının gözlerinin içine baktı ve birden hıçkırarak ağlamaya başladı. 35 – 40 yaşlarındaki bu adam¸ bir çocuk gibi babasının omzunda ağlarken giderek daha çok ferahladığını hissetti.

——–

Aradan bir ay geçti. Ömer Hoca¸ İstanbul'a yalnız dönecek gücü kendinde bulamıyordu. Her gün tepeye¸ Hz. Pir mezarlığına gidip hem babasının pirini¸ hem de oğlu ile eşini ziyaret ediyordu. Hz. Pir'in türbesine girince duyduğu gül kokusuyla giderek Hz. Pir'e daha çok bağlandığını hissediyordu. Pirin türbesi artık kendi evi gibi olmuştu. Annesi ve babası da onun biraz ferahladığını gördükçe çok seviniyorlardı.

Bir akşam hep birlikte otururlarken kapı çalındı. Ömer Hoca açmak için yeltendiğinde anası ondan önce davrandı ve eliyle “Otur!” işareti yaparak:
– Ben açarım¸ oğul¸ dedi.
Geri döndüğünde yanında Ömer Hocanın yaşlarında¸ ciddi görünüşlü bir adam vardı.
– Oğul¸ misafirimizi muhtar göndermiş. Seninle konuşacakları varmış.
O sırada Ömer Hoca ile babası da ayağa kalkmıştı. “Hoş geldiniz¸” dedikten sonra adam:
– Akşam vakti sizi rahatsız ettiğimi biliyorum. Ama konuşmamız gereken çok önemli bir konu var¸ diyerek baş başa bir süre konuşmak istediğini söyledi.

Birlikte yan odaya geçtiler. Ömer Hoca¸ oturması için yer gösterirken adam konuşmaya başladı:
– Ben Bilal Yavuz¸ sizi İstanbul'dan tanıyoruz. Çok başarılı bir hocasınız. Terörün boyutlarını ve nasıl bir felaket olduğunu bizzat yaşayarak gördünüz. Hem insanlarımız açıkça zarar görüyor¸ hem de gençliğimiz büyük bir tehdit altında. Eğer kabul ederseniz¸ gençleri terörden koruma ve yetiştirme programına sizi dahil etmek istiyoruz. Kendinize bir yer bulun ve orayı birlikte bu çevrenin gençlerini eğitecek bir üs hâline getirelim. Bu konuda her türlü yardımı göreceksiniz..

Bu şekilde bir saatten fazla görüştüler. Bilal Yavuz¸ gençlerin nasıl bir tehlike içinde olduğunu resimlerle gösterdi. Ömer Hoca¸ onların tuzağa nasıl düşürüldüklerini hayretler içinde izledi.
Bilal Yavuz'un ardından birkaç gün Ömer¸ onun anlattıklarını düşündü. Daha sonra birkaç kez daha Bilal Yavuz'la görüştü. Nihayet bir sabah kahvaltıda:
– Buraya yerleşmeye karar verdim. Hz. Pir'in yanına bir ev yapıp taşınacağım. Böylece hem pirimize¸ hem de aileme yakın olacağım¸ dedi.
Anne ve babası çok şaşırdılar. Annesi:
– Çok sevindim¸ oğul. Ama İstanbul'daki hocalığın¸ evin barkın ne olacak? Diye sordu.
– Şimdilik o kadar ayrıntı düşünecek hâlde değilim¸ ana. Buraya bir yerleşeyim¸ bakalım gelecek günler ne gösterecek?

———-

Birkaç gün sonra türbenin yanındaki boş alana ev yapılmaya başlandı. Ömer Hocanın tayin işi hâlledildi. Şehir merkezindeki üniversitede haftanın üç günü ders verecekti.

İstanbul'a hiç gitmeden evdeki özel eşyalar toplanıp ona gönderildi ve ev¸ eşyasıyla kiraya verildi. Ömer Hocaya gönderilen eşi ile oğlunun eşyaları özenle paketlenmişti.

Ömer Hoca onlara ait bu eşyaları tek tek eline alıp ilk kez görüyormuşçasına inceledi¸ öptü¸ kokladı ve gözyaşları içinde tekrar paketleyerek kaldırdı. Eski mutlu günlerini düşünerek ağladı ve bir süre sonra göz yaşlarını silerek içini çekti. Kendi kendine:
– O günler artık geride kaldı. Şimdi bambaşka bir hayatın başındayım. Başka ocaklar sönmesin¸ diye çalışacağım. Umarım başarılı olurum¸ dedi.
Köylüler¸ Ömer Hocanın her hareketini merakla izliyorlardı. Bazıları İstanbul'daki güzelim işini ve evini bırakıp bu dağ başına yerleşeceği için kafayı yediğini düşünüyordu. Bazıları da yaşadığı acılardan dolayı böyle davranmasını haklı görüyorlardı.

———

İki ay içinde ev yapıldı. Eşyalar geldi. Tepeye çıkan yol müsait olmadığı için eşyalar traktörle taşındı. Yalnız bazı kutulardakiler sarsılıp zarar görmesin¸ diye Ömer Hocanın birkaç gün önce şehirden aldığı jipiyle taşındı. Kısa sürede elektrik ve su işi de hâlledildi. Tüm bu yoğun çalışmaların içindeyken bile Ömer Hoca¸ Hz. Pir ve ailesine yaptığı ziyaretleri hiç aksatmıyor¸ türbenin temizliğini bizzat yapıyordu.

Bu arada terör olayları hız kaybetmeden devam ediyordu. Ömer Hocaların köyünde şimdiye kadar hiç böyle bir olay olmamıştı¸ ama diğer köylerde özellikle köylerin etrafındaki dağlık arazilerdeki çatışma sesleri onların köyüne kadar geliyordu. Güvenlik nedeniyle bazıları tamamen boşaltılmıştı. Ömer Hoca tüm bu olayları üzüntüyle izliyor¸ bir an önce çalışmalara başlamak için sabırsızlanıyordu.

Evin bir odası bilgisayar odası olmuştu. Belki hayatlarında hiç bilgisayar görmemiş gençler burada en son teknikle eğitilecek ve üniversitenin en iyi bölümlerine girmeleri için hazırlanacaktı.

Önce köyden birkaç gençle eğitime başlayan Ömer Hocanın talebeleri giderek artmaya başladı. Kısa sürede çevrede adı duyuldu. Artık çevre köylerden de öğrencileri vardı.

Ömer Hoca gençlerle vakit geçirip üstelik de gelecekleri için uğraşırken kendini çok iyi hissediyordu. Üniversitedeki işi de aynı gibi görünüyordu¸ ama burada imkânı olmayanlara bu imkânı sunarak geleceğe hazırlamak fikri onu çok mutlu ediyordu. Yaşadığı acı da onu çok olgunlaştırmıştı. Artık insanlarla¸ özellikle gençlerle iç içe hem de gönülden bağlandığını hissettiği Hz. Pir'in yanında yeniden hayat bulduğunu hissediyordu. Vatan millet için hayırlı bir iş yaptığına inandığı için de yorulmaktan hiç çekinmiyor¸ bazen bir kitap için defalarca şehre gittiği oluyordu. Gençlerin gözlerinde gördüğü ışıltının tüm yorgunluğa değer olduğunu ve burada hocalığının gerçek anlamını bulduğunu düşünüyordu.

Sayfayı Paylaş