DAVRANIŞIN GÜZELLİĞİ

Somuncu Baba

Nezâket¸ insanların birbirlerine karşı terbiyeli¸ hoşgörülü¸ yumuşak¸ hâlden anlar davranması¸ onların şahsiyetlerine hürmet etmesi demektir. Nâzik olan insan¸ hemcinslerini kırmadan¸ üzmeden davranan ve konuşmalarında onları mes’ut eden kimse demektir.

Nezaket
Hayatın gayesi¸ sevgiyle-saygıyla yaşamanın çaresini bulmaktır. Bu misâlimizi nazara alınca eskilerin “Edep Yâhû!” sözündeki derin mânâyı daha rahat anlıyoruz: “Edep yâhû¸ edep! Edepten ayrılmayınız..” Yine atasözleri arasındaki¸ “terbiyeyi¸ terbiyesizden öğren”¸ “tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” gibi sözler asırların içinden Türk düşüncesinin süzüp getirdiği güzel sözlerdir.1
Bir arkadaş anlatıyor: Osman Hulûsi Efendi Konya’ya gitmişti. Biz de bir arkadaşla ziyaretine gittik. Akşam vardığımız da Osman Hulûsi Efendi bir arkadaşa davete gitmişti. Biz misafir kaldığı eve gittik. Bir müddet sonra Osman Hulûsi Efendi’nin geldiğini söylediler. İstirahate çekilmeden¸ görüşelim diye huzuruna vardık. Sonra Osman Hulûsi Efendi bizi çağırmış¸ yanına girdik. Elini öptük¸ “oturun” dedi¸ biz de yanına oturduk. Buyurdular ki: “İkindi sonu istirahat ediyorduk¸ o davet eden adam geldi. Efendim gidelim mi dedi¸ biz de kalktık gittik. Öyle bir hâl içindeydik ki¸ iki cihanı verseler vermezdik¸” diye buyurdu. Ev sahibi üzülerek dedi ki: “Efendim kapıya nöbetçi de koymuştuk¸ fakat nasıl içeri girdi biz de anlayamadık¸” dedi. Osman Hulûsi Efendi “Gürün’de de Hz. Pir Efendimize aynısını yaptılar. Kapıya nöbetçi koyduğumuz hâlde Pir Efendimizi de rahatsız etmişlerdi. İrfansızlık işte” diye buyurdular. Konya’da o günlerdeki bir sohbette Osman Hulûsi Efendi bir beyit yazmıştı. Yazdıktan sonra okudular.

Yok olup varlığından geç
özün koy darlığından geç
Kamu ağyarlığından geç
bu irfâne çıkar yoldur.2

Sohbetten sonra ev sahibi şöyle anlattı: “O gün mutfakta hizmet eden arkadaş¸ demliği yıkarken demlikteki çayı lavaboya dökmüştü. Çayın çöpleri lavaboyu tıkayınca su mutfağa taşmaya başladı. Ben de o arkadaşa niçin böyle yaptın¸ çöp kovasına dökmedin¸ dedim. O arkadaş da üzüldü. Özür diledi. Ben salonun kapısından geçerken Osman Hulûsi Efendi’nin bana değişik bir şekilde baktığını¸ sonra da cebinden kalemini çıkarıp¸ bir şeyler yazdığını gördüm. Yazdığı kağıdı sonra amcama vermişti. Anladım ki o yazdığı beyiti benim o hareketimden dolayı yazmıştı.”3
Osman Hulûsi Efendi herkese karşı hoşgörülü ve nazik davranırdı. Bir defasında gecenin bir yarısında sarhoş hâlde kapısına gelen bir esnafı içeriye alıp kahve ikram eder. Sabah olduğunda o şahıs utancından ve görmüş olduğu nazik davranıştan dolayı içkiyi bırakır¸ tövbe eder.

Sevdiğimin Sevdiği
İnancımızın bize öğrettiği en yüce değer; saf iman ve akideye¸ yüce ve cihanşümul bir çağrıya sahip ümmet olmamızdır. Allah’ı samimi bir tevhid ile birleyen ve Rasulullah (s.a.s.)’a mutlak olarak uyan bir ümmet olmamızdır. Bu¸ üzerine asâletlerin ve medeniyetlerin bina edildiği yüce esastır. Daha da ötesi; onunla beklentiler ve zaferler gerçekleşir. Müslümanların özen gösterdiği ve ıslahatçıların konuştuğu en hayırlı konu iman inancı¸ Hz. Muhammed (s.a.s.)’in sünneti ve hayat tarzıdır. Bunlar¸ yeni nesiller için en hayırlı eğitimcidir. Ümmet için en iyi öğreticidir. Kişi için sevdiği hakkında konuşmaktan daha hoş bir şey yoktur. Nasıl olmasın; sevilen kişi¸ âlemlerin Rabbi Allah’ın sevdiği¸ gelmiş ve gelecek bütün insanların Efendisidir. O¸ Allah’ın beşeriyete bir lütfu ve insanlığa bir rahmeti¸ İslâm ümmetine bir nimetidir. Önce Allah (c.c)’ın izniyle¸ sonra da Peygamberimiz (s.a.s.)’in gayretiyle bir şeriat oluşmuş ve bir devlet kurulmuştur. Bir medeniyet ortaya çıkmış ve tevhid üzerine bina edilmiş bir hidayet ümmeti tesis edilmiştir. Bu¸ hikmet ve akıl sahibi insanların haykırdığı bir gerçektir. Hz. Muhammed (s.a.s)’in ulaştığı sevgi ve takdire ulaşan bir beşer daha yoktur. Milyonlarca dil O’nun adını anmakta ve milyonlarca kalp O’nun zikri ile titremektedir. Fakat önemli olan; bu sevginin¸ Rasulullah (s.a.s)’ın getirdiği bütün şeylere en ince ayrıntısına kadar uymaya dönüşmesidir. Allahu Teâl⸠doğru sevginin ölçüsünü açıklayarak şöyle buyurur: “De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki¸ Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çokça bağışlayan¸ çokça merhamet edendir.”4

Allah’a dost olan yüce şahsiyetleri sevmek Resûlullah (s.a.s.)’ı ve Allah (c.c)’ı sevmektir. Yine Allah dostlarının sevdikleri de sevilmeye layık insanlardır.

Bir arkadaşımızdan şöyle bir hatıra dinledik.
“Bir gün Devlethanede idim. Üç kişi Osman Hulûsi Efendi’yi ziyarete geldiler. Osman Hulûsi Efendi misafirlerle görüştüler. Onlara çay ikram ettik¸ sonra da kütüphaneyi gezmek istediler. Osman Hulûsi Efendi ile beraber kütüphaneye girdiler. Kütüphaneyi gezerlerken birisi sigara yaktı. Osman Hulûsi Efendi’nin yanında bir şey diyemedim¸ fakat gittim pencereleri açtım. Baktım sigarasının külü dökülmek üzereydi¸ içeriden çay tabağı aldım geldim. Adam baktı sigara tabağı değil¸ burada sigara içilmediğini anladı. Hemen sigarasını söndürdü. Kütüphaneyi gezdiler¸ Osman Hulûsi Efendi’den izin istediler. Osman Hulûsi Efendi’nin elini öperek dışarı çıktılar. İçimden de sigara içen adama buğz ediyordum. Osman Hulûsi Efendi: ‘Pencereler biraz açık kalsın’ buyurdu ve yüzüme baktı: ‘Oğul bunlara bir şey demiyesin haa¸ bunlar bizim sevdiklerimizin sevdikleri’ dedi. Ben de ‘Bir şey demem Efendim’ dedim. O zaman: ‘Oğul bizim sevdiklerimizi seversiniz¸ sevmediklerimizi de sevmezsiniz¸’ diye buyurdular.”5
Dipnotlar:

1- Bolak¸ Ahmet Aydın¸ Hayatın İçinden¸ s. 341.
2- Ateş¸ Mektubât¸ s. 251.
3- Somuncu Baba Araştırma Kültür Merkezi Arşivi¸ Röportajlar Dosyası¸ nr. 9/48.
4- Âl-i İmrân¸ 31.
5- S.B.A.K.M. Arşivi¸ Röportajlar Dosyası¸ nr. 9/44.

Sayfayı Paylaş