ÇİNİ SANATINDA RENKLERİN RUHA TESİRİ

SB_Kapak_247_ORJ-11

İslam mimarisinde mekânın işlevine göre sanatsal bir şekilde; tabiatla bütünleşen bir tarzda binaların yapı malzemesi ve renk seçimi yapılır.

Toplumun manevî bakımdan beslendiği değerler ve geleneksel çizgiler çeşitli sembollerle yeni kalıplara sokularak estetik düzen içerisinde sunulur.  Çini sanatına genel itibarla bakılınca; toprağın hamur olarak yoğrulup belli bir kıvama gelmesi, sonrada sırlanıp fırında pişirilmesi adeta tasavvufun insan yetiştirme metodunu yansıtmaktadır. İnsan ruhu da bir mürşidin maneviyat elinde yoğrulup, çeşitli merhalelerden geçtikten sonra mürşid eliyle sırlanıp, maneviyat ocağında pişmekte, böylece olgunluğa kavuşmaktadır.

Prof. Dr. Ahmet Süheyl Ünver geleneksel Türk sanatlarının göz zevkinin musiki notaları gibi bir tertip içerisinde okunabilecek detaylarla dolu olduğunu belirtir.  Türk-İslâm sanatları bizim kadim felsefemizin ve anlayışımızın sanatsal ifadesidir. Motifler, kompozisyonlar ve renkler; estetiğin zirvesini ruh hâlimizi yansıtır. Çoklukta ‘Birlik’ arayışının vuslatıdır.

Türk çini sanatının Büyük Selçuklu yönetimindeki Sasaniler, Abbasîler ve Fatımîler tarafından denendiği bilinmektedir.  Selçuklu Dönemi’nde çini tezyinat genellikle binaların içinde nadiren de dış cephelerde kullanılmıştır. Dış cephelerdeki süsleme genellikle taş ve mermer oymadır. Minare, tonoz, kubbe, kemer, duvar yüzeyleri, pencere ve kapı alınlıkları, mihraplar, kubbeye geçiş elemanları, vb. yerlerde çini kullanılmıştır.

Türk geleneklerinde güneşin doğudan doğması nedeniyle doğu yönünü gök rengi olan mavi ve tonlarında anlam bulmuştur. Mavi, hoşnutluk, iyi niyet, merhamet, açık sözlülük, dürüstlük, esneklik, yumuşak başlılık, anlaşma, uzlaşma, iş birliği ve huzuru çağrıştırır.  Turkuaz, yeşil ile mavinin bir araya gelmesiyle oluştuğu için, her iki rengin de olumlu özelliklerini kendinde toplamıştır. Mavinin sakinliği, derinliği ve dinginliği ile yeşilin dengesi ve yaydığı enerjisinden doğan ışınları barındırmaktadır. Birçok kadim kültürde turkuazın koruyucu ve tılsımlı gücüne inanılmıştır. Rahatlatıcı özelliği kabul edilmiştir. Selçukluların mimari yapılarının dış kısımlarında kullanılan sırlı tuğlalarda, bitkisel motifler, geometrik süslemeler ve yazı ile oluşturulan mozaik bezemelerde, turkuaz ve mavi renk, firuze olarak hâkim olmuştur.

Çini sanatında inanç kaynaklı olarak beyaz renk, aklık, temizlik, arılık, yücelik, ululuktur. Kırmızı renk de ‘vuslat’ yani Allah’a kavuşma rengidir. Kırmızı renk; maddî dünyadan batışı, manevî dünyaya doğuşu temsil etmektedir. İsl’am âlimlerinden renk konusuyla ilgilenip, renklerin sembolik temsilleri ve etkileri hususunda önemli tesbitlerde bulunanlar vardır. Örneğin Necmeddin-i Kübra Hazretleri bir renk simgeciliği geliştirmiştir. Beyaz İslâm, sarı iman, koyu mavi ihsan, yeşil sükûn, mavi doğru ve kesin bilgi, kırmızı irfan, siyah coşkulu aşk ve vecd içinde şaşkınlık ile ilintili olduğundan bahsetmektedir. Nakşbendîlere göre de zikirle meşgul olan sâlikin kalbinde sırasıyla kızıl, sarı, beyaz, yeşil ve mavi renkte nurlar ortaya çıkmaktadır. Selahaddin-i Uşşakî’ye göre cemâl ve celâl sıfatlarının yaydığı ışıklar rengârenk olup cemâlden yeşil ve sarı, celâlden ise kızıl ve al renkleri parıldar. İsmail Hakkı Bursevî, renk simgeciliğini ayrıntılarına inerek ortaya koymaktadır: “Yeşil olgunluğa işarettir, doğru yolda olanların hâlidir. Cemâl ve celâl arasında seyredenlerin durumunu remz eder. Beyaz ise aslında bir renk değildir. Sıfatlar âlemine göre ise renklerin aslı ikidir siyah ve beyaz. Diğer renkler bu ikisinin bir araya gelmesinden ortaya çıkarlar. Bu sırra erişen kimse renksiz olmaya çalışır.” demektedir.

 

 

Sayfayı Paylaş