MEVLÎDÜ’N-NEBÎ

245 Dergi-48

şems-i sivâsî’nin darende h. hulûsî ateş şeyhzâdeoğlu özel kitaplığı’nda bulunan “mevlîdü’n-nebî” adlı eserinin yazma bir nüshası

 

Şems-i Sivâsî (1007/1597), velûd bir İslâm âlimi ve Hakk’ı gönüllere nakşeden bir gönül eridir. Osmanlı’nın muhteşem yüzyılı olarak adlandırılan XVI. yüzyılda yaşayan bu gönül eri, eserleri, yetiştirdiği talebeleri, vaaz ve irşad faaliyetleriyle dönemine damga vurmuş müstesna isimlerden biridir. Tespit edilen yirmi beş civarında eseri, hilafet görevi verdiği yirminin üzerindeki halifesi, Sivas/Meydan Camii ve Sivas’taki Şems Dergâhı’nda gerçekleştirdiği vaaz ve irşad faaliyetleriyle döneminin tesirli simalarından biri olmuştur. O, sahn-ı seman medresesindeki müderrisliği, Şam ve çevresindeki ilmî gayretleri, Tokat ve Sivas’taki icraatları ve nihayet âhir ömründe katıldığı Eğri Kalesi’nin fethi ile Osmanlı idarecileri ve halkı üzerinde derin izler bırakmıştır.[1]

Şems-i Sivâsî, aynı zamanda, dildeki başarısını eserlerine yansıtmış, şiirin gücü ve etkileyici yönünden istifade ederek fikirlerini geniş halk kitlelerine ulaştırmış bir şâirdir. O, birçok eserini manzûm kaleme alarak bu konudaki yetkinliğini gözler önüne sermiş bir âlimdir. Sivâsî’nin naklettiğine göre o, Peygamber Efendimiz’e hizmet olması düşüncesiyle, Anadolu’da yaygın bir şekilde okunan/okutulan, Süleyman Çelebî’nin (ö.825/1422) “Vesîletü’n-necât”ı gibi bir “Mevlîd” yazmayı planlamış[2], bu süreçte yaşadığı bazı olayları eserinde zikretmiş ve nihayet “Mevlidü’n-Nebî” adlı eserini kültürümüze bir armağan olarak bırakıp gerçek âleme göçmüş bir Peygamber âşığıdır. Sivâsî’nin bu eserini kaleme aldığı süreçle ilgili yeğeni, damadı ve kendisinden sonra Sivas’taki tekkede postnişin olan talebesi Receb-i Sivâsî, şunları nakletmiştir: “Bir gün mevlîd yazmak niyetiyle eline kâğıt ve kalem alan Sivâsî, Hz. Peygamber (s.a.v.)’den izin alıp almadığını soran bir sesle irkilmiş, bunun üzerine kâğıt ve kalem elinden düşmüş, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e salat ve selam getirmeye başlamış ve ağlamaya başlamıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ruhâniyetine teveccüh ettiğini söyleyen Sivâsî, bir anda kendisini mana âleminde bulduğunu söylemiş ve bu âlemde sahabe-i kirâmın birçoğunu müşahede ettiğini nakletmiştir. Sivâsî, Hz. Ali’yi görünce hüznünün gittiğini, onun kucağında görenleri kendisine hayran bırakan bir çocuk ile kendisine geldiğini, Hz. Ali’nin bu çocuğu Hz. Peygamber (s.a.v.)’in emriyle kendisine verilmesini söylediğini, İmâm-ı Ali’nin o çocuğun yüzüne bakarak Kur’ânî hakikatleri okumasını tavsiye ettiğini, bu istiğrak hâlinin ardından kendisine geldiğinde hikmet ve marifet nurları içerisinde kendisini bulduğunu ve bu manevî zevkle mevlîdini kaleme aldığını aktarmıştır. Sivâsî, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in zâhir ve bâtın doğumunun olduğunu, bâtın doğumunun süreklilik arz ettiğini, hâkim, âlim ve velîler vâsıtasıyla peygamberî nurun yeryüzünde var olmaya devam ettiğini, Allah dostlarının bu nurdan istifade ederek ilim, amel, zühd, cihâd ve daha başka türlü seyr ü sülûk adımlarını gerçekleştirdiklerini belirten Sivâsî, nûr-i Muhammedî’nin tesiriyle bu adımların atılabildiğini müşahede ettiğini söylemiştir.”[3]

Sivâsî’nin Mevlîd’i, Süleymân Çelebî’nin Mevlîd’i ile bazı benzerlikler gösterse de iki Mevlîd arasında büyük ölçüde farklar söz konusudur. Süleyman Çelebî’nin Mevlîd’inde yer alan “Hicret, nasihat, Peygamber (s.a.v.)’in hastalığını beyan, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in emiri, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vefatı” gibi kısımlar Sivâsî’nin Mevlîd’inde bulunmamaktadır.[4] Sivâsî’nin bu eseri, Süleymân Çelebî’nin eserinden daha uzundur, vezin, tertib ve mana bütünlüğü açısından Çelebî’nin Mevlîd’inden büyük ölçüde farklıdır.[5] Sivâsî’nin Mevlîd’i daha çok orta Anadolu ve Doğu’da tanınmış ve mevlîdlerde okuna gelmiştir.[6] “Mevlîdü’n-Nebî” adlı bu eser, arûz vezninin remel bahsinde “Fâilâtün/ Fâilâtün/Fâilün” kalıbında yazılmıştır. Eser, bin iki yüz on yedi beyittir.[7] Sivâsî, eserin te’lîf tarihine ilişkin şu beyitlerde bilgi vermiştir:

“Cümle karnı seyr idüp nûr-i Nebî/ Geldi zâ târihi hem seksen yedi.”[8]

“Nûh sad u heştâd u heştî târîhin/ Gurresinde hem rebîu’l-evvelîn.”[9]

İlk beyitte esere 987/1579 başlandığı, ikinci beyitte ise 988/1580 yılında tamamlandığı ifade edilmiştir.[10]

  1. Hulûsî Ateş Şeyhzâdeoğlu Kitaplığı, Kitap No: 432 ve Tasnif No: 182’de bulunan yazma bir nüshada Şems-i Sivâsî’nin “Mevlîdü’n-Nebî” adlı eserinin bulunduğu anlaşılmıştır. Eserin tahlilinden edindiğimiz kanaat, bu yazma nüshada Şems-i Sivâsî’nin “Mevlîdü’n-Nebî” adlı eserinin dışında iki eserinin daha yer aldığı ancak bu iki esere dâir yazma nüshada bulunan kısımların günümüze ulaşmadı yönündedir. Yazma nüshanın baş kısmında Şems-i Sivâsî’nin “Emr-i İlâhî ve Hüccet-i İlâhî” adlı eserinin giriş kısmı yer almakta ve eserle ilgili kısa bir bilgi verilmektedir. Devam eden varaklarda Sivâsî’nin bir başka çalışması olan “Gülşen-Âbâd” adlı eserinin giriş kısmından on dört beyitlik bir bölüm nakledilmektedir.[11] Yazma nüshada sayfa numarası olmadığı için Sivâsî’nin “Gülşen-âbâd” adlı eserinden ne kadarına yer verdiğini ve “Mevlîdü’n-Nebî” adlı eserinden ne kadarını eserine derç ettiğini anlama şansımız bulunmamaktadır. Bu haliyle anlaşılan, müellifin Şems-i Sivâsî’nin “Emr-i İlâhî ve Hüccet-i İlâhî”, “Gülşen-âbâd” ve “Mevlîdü’n-Nebî” adlı eserlerini bu yazma eserde bir araya getirdiği, tespit edemediğimiz sebep veya sebepler dolayısıyla, yazma nüshada kaleme alınan eserlerin eksik bir şekilde yer aldığı hususudur. Yazma nüshanın ekseriyetinde Sivâsî’nin “Mevlîdü’n-Nebî” adlı çalışması yer almaktadır. Mevlîd’in başlangıç kısmı yazma nüshada eksiktir. Daha teknik olarak ifade etmemiz gerekirse Sivâsî’nin Mevlîd’inin aslında olan “Tevhîd-i Ef’âl, Kasîde fî Medhi’n-Nebiyyi ve Ashâbihî, Sebeb-i Te’lîf în Kitâb Hatemallâhu Bi’l-hayri ve’s-sevâb, Ahlâk-ı Nebî, Âgâz-ı Kitâb, Faslün fî Sîret-i Nûrihî (s.a.v.), Hikâyet-i Münâsib-i Hâl-i Abdillâhi’bni Abdi’l-Muttalib, Faslün fî Teşerrüfi’l-vâlidihî bi-nûri’n-Nebî (s.a.v.), Hikâyet-i Dîger fî Fazli’n-Nebî, Faslün fî Himmetihî Hakkı Ümmetihî, Faslün fî İrhâsâtihî Hz. Rasûlillâh (s.a.v.) fî Hikâyeti’l-Mübeyyen, Faslün fî Rızâihî, Faslün fî Kemâlât-ı Rasûlillâh (s.a.v.), Faslün fî Seyri Hz. Rasûlillâh İle’ş-Şâm (as), Faslün fî Ahvâlîhî Kable’n-Nübüvveti ve Bedeihâ (s.a.v.), Faslün fî Mevlûdi’l-Mâneviyyi ve Zuhûri Nûrihî fî Ümmetihî bi-hasebi’l-isti’dât İlâ Yevmi’t-tenâd, Münâcât-ı Kâziye’l-Hâcât ve Kasîde fî Medhi’l-Kerîm ya’nî Rasûlüllâh (s.a.v.)”[12] başlıklı kısımları yazma nüshada bulunmamaktadır. Sivâsî, bu başlıkların ardından “Faslün fî Mi’râc-ı Rasûl Teâlâ (s.a.v.)” bir bölümde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Mirac’ını anlatmaya başlamıştır. Yazma nüshada ise Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Mirac’ı bu başlık konulmadan kaleme alınmıştır.

Yazmada, bazı kelime farklılıkları ve Sivâsî’nin Mevlîd’inin aslında olan bazı başlıkları koymama veya olmayan bazı ara başlıklar ilave etme şeklinde eserin sonuna kadar olan kısmı yer almaktadır. Mevlîd’in aslında son beyit olarak yer alan “Rûz-i penç-şenbede yazıldı kitâb/ Ehl-i insâf eylemez bize itâb”[13] kısmı yazmada yer almamış, bu ifadenin yerine “Alâ yed-i Abdü’d-daîfi’l-muhtâc Mustafa b. Nerdivân (?), el-Müznibü ğaferallâhû lehû ve vâlideyhi ve ahsin ileyhimâ ve ileyh” ile bitiş kısmı şekillendirilmiştir. Yazmanın son cümlesi ise “Temmeti’l-kitâbü bi-avnillâhi’l-Meliki’l-Vehhâb, Sene 1307” şeklindedir. Bu verilerden yazma nüshayı, hayatı hakkında bilgiye ulaşamadığımız Mustafa b. Nerdivân (ö.?) adlı birinin kaleme aldığını ve eseri 1307/1889’da tamamladığını anlamaktayız.

Tanıtımını yapmaya çalıştığımız bu yazma eser, Şems-i Sivâsî’nin Mevlîd’i özelinde bölgedeki etkisini göstermesi bakımından önemli bir çalışmadır. Ayrıca on dokuzuncu yüzyılın sonlarında kaleme alınan bu yazma nüshanın Anadolu’nun bağrında, nice âlim ve evliyaya mesken olan Darende’de bulunması da dikkate değer bir durumdur. Bu durum Sivâsî’nin Mevlîd’inin on dokuzuncu yüzyılda gündemdeki yerine koruyan bir eser olduğu intibaını verdiği gibi, bu eseri kaleme alan ve günümüze kadar ulaşması noktasında gayret gösteren özverili insanların varlığına delil olma niteliğini de taşımaktadır.

[1] Mehmed Nazmî Efendi, Hediyyetü’l-ihvân (Osmanlılarda Tasavvufî Hayat), Hazırlayan: Osman Türer, İnsan Yayınları, İstanbul 2005, s.315; Mustafa Safâyî, Nuhbetü’l-âsâr min fevâidi’l-eş’âr (Tezkire-i Safâyî), Hazırlayan: Pervin Çapan, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara 2005, s.564; Müstakim-zâde Süleyman Sa’deddîn Efendi, Mecelletü’n-nisâb, Ankara 2000, vr.278a; Bursalı Mehmed Tâhir, Meşâyih-i Osmâniyeden Sekiz Zâtın Terâcim-i Ahvâli, Neşreden: Tüccâr-zâde İbrahim Hilmî, Kütüphâne-i İslâm, İstanbul 1318, s.7-8; Hoca-zâde Ahmed Hilmi, Ziyâret-i Evliyâ, Dâru’l-hilâfeti’l-âliyye, İstanbul 1317, s.91.

[2] Bin iki yüz on yedi beyitten müteşekkil olan bu çalışmasında o, sahasında en yaygın eser olan Süleymân-ı Çelebî’nin (ö.825/1422) “Vesîletü’n-necât” adlı çalışmasından farklı bir tarzda eserini telif etmiştir. Şems Efendi’nin bu eserinde vezin tatbiki, eserin tertibi ve mana bütünlüğünü muhafaza gibi açılardan başarılı olduğu tespitinde bulunulmuştur. Şemseddîn Sivâsî, Mevlîd, Hazırlayan: Hasan Aksoy, Sivas Belediyesi Yayınları, Sivas 2015, s.24-27.

[3] Receb-i Sivâsî, Necmü’l-hüdâ, vr.3a-3b.

[4] Aksoy, “Şemseddîn Sivâsî, Hayatı, Eserleri, Mevlid’i”, s.157-158.

[5] Sivâsî, Mevlîd, s.26.

[6] Aksoy, Şemseddin Sivâsî, Hayatı, Eserleri ve Mevlidi, Tenkitli Neşir, s. 3-12.

[7] Meral Ünal, Mevlîd’in bin yüz doksan beş beyit olduğunu söylemiştir. Meral Ünal, es-Sivasi-Şemsettin Ahmet b. Muhammed b. Arif Ez-Zili’nin Mevlidi’n-Nebi İsimli Eseri  (İnceleme, Metin, Dizin), Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2013, s.4.

[8] Sivâsî, Mevlîd, s.104.

[9] Sivâsî, Mevlîd, s.166.

[10] Sivâsî, Mevlîd, s.24.

[11] Müellif, burada “Gülşen-âbad” adlı eserin üçüncü beytini atlamış, atladığı bu beyti yazma nüshanın kenarına yatay bir şekilde ilave etmiştir. Burada yatay olarak yazılan beyit şu şekildedir: “Zemînden kaldırıp başın nebâtât/ Zebân-ı hâl ile der bunu bi’z-zât.

[12] Sivâsî, Mevlîd, s.31-117.

[13] Sivâsî, Mevlîd, s.168.

Sayfayı Paylaş