SU İLE KÂĞIDA YANSIYAN GÜZELLİK: EBRÛ

+++sivas4

Bir toplumun ortaya koymuş olduğu sanat eserleri; o toplumun ortak değerlerinin yansımasıdır.  Asırlardır kâinattaki güzellikleri kendi kültür zenginliklerimizle yorumlayan sanat erbabı, gönül ve düşünce dünyasında oluşan güzellikleri eserlerine nakış nakış işlemişlerdir. Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin çok mühim sanat unsurlarından biri de ebrû sanatıdır. Ebrû; su dolu bir teknede çeşitle boyalarla bulutumsu desenlerle elde edilen bir sanattır. Aslında su gibi engin bir iştir. Su misali teslimiyetli bir iştigaldir. Bizim inancımızda su mübarek bir varlıktır ve hayatın kaynağıdır. Atalarımızın takdir edip beğendikleri, iyi dilek ve duada bulunmak istedikleri kimselere “Su gibi aziz olasın.” sözleri, suya verdikleri değerin ifadesidir. Diğer taraftan kendilerine bir bardak su ikram eden kimseye “Su gibi devlet bulasın.” denilmesi suyun varlık, devlet ve itibar vesilesi olduğu yolundaki düşünce ve inancımızın ifadesidir.

Su, dünya üzerindeki en mucizevî madde olarak kabul edilir. Su temizleyici ve arındırıcı özelliğe sahiptir. Bu anlamda temizliği simgeler. Tasavvuf terminolojisinde anlamı “marifet”tir. Su; “feyiz”, “tefekkür”, “zahirî ve bâtınî hisler” anlamında da kullanılmıştır. Su gibi olmak; mütevazı olmak ve alçak gönüllü olma anlamında kullanılmıştır. Türk süsleme sanatları içinde önemli bir yeri ebrûyu estetik kılan hususiyet; külli ve cüz-i irade, tevhit inancı ve sonsuzluk kavramları gibi sembolik ilkeleri bize hatırlatmasıdır.

Ebrûnun, İslâm sanatları arasında özellikle tekkelerde usta-çırak yöntemi ile öğretilmesi tasavvufun mürşid-mürid birlikteliğinin gönüllere düşürdüğü motifler gibi kalıcı olmuştur. Ebrûcular genellikle derviş terbiyesiyle yetişmiştir.  Eskiden ebrû çalışmalarının altına imza atmak diye diye bir gelenek yoktur. Bu sanatla gerçekten uğraşanların sayısının az olması dolayısıyla herkes birbirinin çizgisini, renklerini, tarzını tanıyabilmektedir. Engin gönüllülüğü, tevazuu simgeleyen su üzerinde bu sanatın icra edilmiş olması, tasavvufi açıdan her şeyin Allah’ın dilemesi hükmüne uygun şekilde sanatçılar eseri sahiplenmeye de ar edilmiştir.  Ancak, Batı kültüründe her eserde imza atma anlayışı, ileride o eserin üzerine yatırım yapılmasına yöneliktir. Bu da işi maddi boyut taşımaktadır.  “Ben” davasını hatırlatması açısından imza atma konusuna takılan sanatçılar halen mevcuttur. Çünkü “Ben yaptım!” anlayışı ebrû duasına da tasavvufi anlayışa da ters düşmektedir.

Ebrû sanatının ustaları lale formundaki tevhit inancıyla feyizli ile güzel eserler ortaya çıkartmışlardır. İslâm sanatının incelik ve zarafet boyutu ebrûlar üzerinde çiçeğe durmuş, dal budak salmıştır. Allah’ın cemal sıfatının güzel biçimlerindeki tecellisi olarak dalga dalga yayılmıştır.

Ebrûnun oluşumu ezel hükmüne uygun olarak meydana gelen tecelliler olarak gözümüze görünmelidir. Su ile renklerin bir uyum içerisinde kâğıda yansıması ilahi hikmetin tezahürü olarak görülmelidir.  Meydana çıkan eşsiz görüntüler de Cenab-ı Hakk’ın vahdaniyetini hatırlatır. Her ebrû parmak izi gibi özel ve gizem yumağıdır. İlahi güzelliği fark edebilenlere ne mutlu…

Sayfayı Paylaş