SULTAN V. MEHMED REŞAD’IN CİHÂD-I MUKADDES ÇAĞRISI

241 Dergi1-21

Mehmed Reşad Paşa’yı yetiştiren isimlerin başında Sa’diyye şeyhi Mehmed Vehbi Efendi gelmektedir. Yenişehir müftüsü ve Sa’dî dergâhı şeyhi Muhyiddin Efendi’nin (ö. 1265/1849) oğlu­ olan Mehmed Vehbî Efendi, 1253/1837’de dünyaya gelmiştir. Kendisi küçük yaştayken babası vefât edince, Şeyh Halim Efendi’nin himâyesine girmiştir. Yenişehir’de Hoca Muhammed Efendi’den icâzet almış, özel hocalardan Mesnevî dersleri takrir etmiştir. 1296/1879’da Haremeyn, Şam, Bağ­dat ve Kerbelâ’yı ziyâret etmiş, İstanbul’a gelerek Abdüsselâm Dergâ­hı şeyhi Kovacızâde Gâlib Efendi’den hilâfete nâil olmuştur. 1281/1864’te babasının Yenişehir’de inşâ ettiği dergâha dört oda, bir medrese ilâve ederek müderrislik yapmıştır. 1288/1871’de Şeyhülislâm Sâhib Molla Bey ile İstanbul’a gelmiş, Sultan Abdülhamid’in iltifâtına mazhar olmuştur. Sultan Reşad’a Farsça okutmuş, bir müddet sonra bu münâsebeti hoş görülmeyerek İzmir pâyesiyle Yenişehir’e gönderilmiştir. Sonra İzmir’e dönmüş, bir yıl kaldığı bu dönemde çeşitli camilerde Mesnevî okutmuş, 2000 civarında mürit yetiştirmiş, halkın büyük beğeni ve teveccühünü kazanmış, İstanbul, Manisa, Bursa arasında sayısız seferleri olmuştur. 1303/1885 yılında İzmir’de vefât edip vasiyeti gereği Seyyid Mükremüddin Dergâhı hazîresine defnedilmiştir.[1]

Sultan Reşad’ın Bursa’yı teşrîfinde Mısriyye Dergâhı şeyhi Mehmed Şemseddin Ulusoy, Sultan Reşad’ı umutla ve özel bir şiirle kar­şılamıştır. 16 Şaban 1327/2 Eylül 1909 tarihli bu şiir, Babazâde Mehmed Bey tara­fından nihâvendden bestelenerek mektep çocuklarına meşk olunarak okutulmuştur. Bestelenen şiir şu şekildedir:

Bursa’yı teşrîf buyurdu şehriyâr

Bursalılar eyliyorlar iftihâr

Ömrünü kılsın mezîd Perverdgâr

Bahtiyârız bahtiyârız bahtiyâr

 

Cedd-i pâkini ziyâret eyledin

 Bursalıya çok inâyet eyledin

Mahzâr-ı luft ü saâdet eyledin

Bahtiyârız bahtiyârız bahtiyâr

 

Burada teşrîfinle Bursa zîb u fer

Kalmadı hiç gönlümüzde bir keder

Pâdişâhım millete sensin peder

Bahtiyârız bahtiyârız bahtiyâr

 

Bursalılar oldu mesrûru’1-fuâd

 Beldemize reşk eder sâir bilâd

Etdin ihyâ bizleri Sultân Reşâd

Bahtiyârız bahtiyârız bahtiyâr

 

Eylesün Şems-i Mısrî bî-riyâ

Bu duâyı arz-ı dergâh-ı Hüdâ

Pâdişâhım milletinle çok yaşa

Bahtiyârız bahtiyârız bahtiyâr. [2]

Mevleviyye’ye intisap eden ve Mevlevîler tarafından kılıç kuşatılan V. Mehmed Reşad, birçok mevlevîhânenin tamir ve onarımını gerçekleştirmiştir.[3] Balkan, Birinci Dünya ve Çanakkale Savaşlarında mevlevîhâneler, âdetâ sosyal dayanışma ve yardımlaşma görevi üstlenmişlerdir. Mevlevîlerin mânevî desteklerini önemsemekle birlikte, bizzat savaşa iştiraklerinin Osmanlı ordusunun başarıya ulaşmasına önemli katkı sağlayacağını düşünür ve Filistin cephesine gönderilmek üzere bir Mücâhidîn-i Mevleviyye Alayı kurulmasını arzu eder. Bu düşüncesini gerçekleştirmek için İstanbul’daki Mevlevîlere bir alay sancağı ile bir kılıç gönderir, kurulacak alaya bütün Mevlevîlerin kayıt olmasının arzusu olduğunu bildirir.[4] Birinci Dünya Savaşı’nda Sultan Mehmed Reşad cihâd-ı mukaddes ilân edince, Veled Çelebi’nin kumandası altında Mücâhidîn-i Mevleviyye Alayı adını taşıyan bir gönüllü alayı kurulmuş ve Filistin cephesinde çarpışmıştır.[5]

  1. Mehmed Reşad, 11 Kasım 1914’te “Orduma, Donanmama” başlığı altında cihâd-ı ekber ilan etti. Şeyhülislâm Ürgüplü Mustafa Hayri Bey’in fetvâsıyla yayınlanan cihad çağrısında; Osmanlı Devleti’nin yüzyıllardır can düşmanı olan Rusya’nın Karadeniz’deki saldırgan tutumu ve İngiltere ile Fransa’nın Rusya’yı desteklemeleri sebebiyle savaşa girmeye mecbur kalındığı, Rusya, İngiltere ve Fransa’nın zâlimâne yönetimleri altında bulunan milyonlarca Müslümanın Halîfelik makamına bağlılıkları konusunda hiçbir endişe taşınmadığı, hem Halîfelik ve Saltanat makamlarına yapılan bu çirkin saldırıları bertaraf etmek, hem de vatan topraklarının Özellikle Kâbe’nin ve Mescid-i Nebevî’nin, düşman orduları tarafından çiğnenmesini engellemek amacıyla cihâd-ı ekberin ilan edildiği vurgulanmıştır. Mevcut Şeyhülislâm Ürgüplü Mustafa Hayri Efendi ile o tarihte sağ olan eski Şeyhülislâmlar, bir araya gelerek şu üç temel soruya cevap aramışlardır: Cihada bütün Müslümanların katılması gerekir mi? İngiltere, Fransa, Rusya, Sırbistan ve Karadağ’da yaşayan Müslüman halkların Osmanlı Devleti’ne ve müttefikleri Almanya ve Avusturya-Macaristan aleyhine savaşmaları büyük günah olur mu? Söz konusu ülkelerdeki Müslümanlar, Osmanlı Devleti’nin askerleriyle savaşmaları hâlinde cehennem ateşine müstahak olurlar mı? Nihâyet, bütün sorulara, “Olur!” şeklinde fetvâ verilerek cihadın haklılığı ortaya konulmak istenmiştir. Ayrıca Meclis-i Âlî-i İlmî, yayınlamış olduğu beyannâme ile Kur’an-ı Kerim’de yer alan âyetleri sıralayarak cihadın haklılığını ortaya koymaya çalışmıştır.[6]

Cihâd-ı ekber çağrısının yansıması olarak, Hindistan’da on beş günde bir Türkçe, Arapça, Farsça ve Urduca yayın yapan Cihân-ı İslâm gazetesi çıkarılır. Gazete, İttihâd-ı İslâm siyâseti çerçevesinde propaganda faaliyetlerinin yürütülmesine katkıda bulunur. Enver Paşa, Birinci Kanal Seferi öncesinde Mevleviyye Tarîkatı’nın Hintli Müslümanlar üzerindeki etkisinden istifâde edebilmek amacıyla, İstanbul’da bulunan Mevlevî şeyhleri ile görüşmelerde bulunur. [7] Enver Paşa, İstanbul’da bulunan Hindistan İstiklâl Cemiyeti ile yakından ilgilenir. Takip eden günlerde ise Mevlevî Tarîkatı’nın lideri Mevlâna Ubeydullah başkanlığındaki bir grup din adamını. Teşkîlât-ı Mahsûsa görevlileriyle Hindistan’a göndererek V. Mehmed Reşad’ın cihad çağrısını ulaştırmayı amaçlamıştır. Hindistan’da hatırı sayılır bir ilgiye sahip olan Mevleviler, cihad propagandasını başarıyla yürütmüşlerdir. Teşkîlât-ı Mahsûsa üyeleri, Hindistan’daki faaliyetlerine Birinci Dünya Savaşı sonlarına kadar sürdürmüşler ve hazırlamış oldukları raporları Enver Paşa’ya takdim etmişlerdir.[8]

  1. Mehmed Reşad’ın ilan ettiği cihâd-ı mukkaddes çağrısına İstanbul’daki Mevlevîler kadar Afrika’daki Senûsiyye şeyhi Ahmed eş-Şerif de icâbet etmiştir. Enver Paşa, cihad çağrısından sadece birkaç hafta sonra Harbiye Nezareti’ne göndermiş olduğu telgrafında; bütün Senûsîlerin İtalyanlara karşı Osmanlı Devleti tarafında yer aldıklarını, Senûsî zâviyelerinin cihada katılmaları için her türlü gayretin gösterildiğini, erzak ve diğer ihtiyaçlarının giderilmesi için çalışıldığını, gelişmelerin son derece olumlu olduğunu bildirmiştir. V. Mehmed Reşad, cihada gösterilen yoğun ilgi ve elde edilen başarılardan dolayı Şeyh Ahmed eş-Şerif es-Senûsî’ye ve Senûsî mücâhidlerine selam ve taltiflerini içeren bir irâde-i seniyyeyi Trablusgarb’a göndermiştir. [9]

Şeyh Ahmed eş-Şerif es-Senûsî, gerek Trablusgarb Savaşı ve gerekse Birinci Kanal Seferi sırasında Osmanlı Devleti’nin yanında olmuş, İngiliz ve İtalyanların tekliflerine itibar etmeyerek Hilâfet makamına sadâkatle bağlı kalmıştır. Bu yüzden kendisine, 1915 Ocak-Şubat aylarında. Padişah V. Mehmed Reşad tarafından Vezâret rütbesi verilmiştir. Bu tarihten itibaren yapılan yazışmaların çoğunda. Şeyh Ahmed eş-Şerif es- Senûsî Paşa ifadesi kullanılmıştır.[10]

  1. Mehmed Reşad, 14 Kasım 1916’da Meclis-i Âyân ve Meclis-i Meb’ûsân’ın açılışı vesilesiyle yapmış olduğu konuşmada Senûsîleri şu şekilde övmüştür: “…Şeyh Ahmed eş-Şerif Paşa’nın uluvv-i himmet ve metânetleri… Trablusgarp mücâhidleri, türlü türlü tehlikeleri göze alarak oraya yetişen zâbitanımızın üstün sevk ve idâresi ve civar Müslümanların iltihâkı ile düşmanlarımıza muvaffakiyetli darbeler vurmaktadırlar. Trablusgarb Harbi’nden beri halâs-ı İslâm nâmına, oralarda devam eden mücâhedâtı da lisan-ı şükrânla zikir eder, Nâibissultanımız olan Senûsî Şeyhi es-Seyyid Ahmed eş-Şerif Paşa’nın azim ve mukâvemetini takdîr ederim.” sözleriyle Şeyh Ahmed eş- Şerif es-Senûsî’den ve Trablusgarb mücâhidlerinden övgüyle bahsetmiş ve bizzat tebrik etmiştir. [11]

Bir diğer Senûsiyye şeyhi Seyyid İdris es-Senûsî maiyetindeki beş on kişilik bir grupla birlikte, 13 Haziran 1914’te Mısır’dan ayrılıp gemi ile Hayfa’ya gelmiştir. Burada resmî görevliler tarafından karşılanan Seyyid İdris es-Senûsî’ye, Medine’ye seyahati için, Evkâf Nezâreti’nin emriyle yataklı bir vagon tahsis edilmesi kararlaştırılmıştır. Ziyâreti yakından takip eden Dâhiliye Nezâreti, Beyrut Vilâyeti’ne, Medine-i Münevvere Muhafızlığı’na ve Hicaz Vilâyeti’ne telgraflar göndererek; Seyyid İdris es-Senûsî’ye gereken saygının gösterilmesi hususunda âzamî gayretin sarf edilmesini ve ziyâretler sırasında V. Mehmed Reşad’a duâ edilmesini istemiştir.

Kendisine gösterilen yoğun ilgiden oldukça memnun kalan Seyyid İdris es-Senûsî, Hicaz Vilâyeti aracılığıyla, Evkâf Nezâreti’nden Mekke’de bulunan Senûsî zâviyesinin tamiri için yardım ve destek talebinde bulunmuştur. Ayrıca yol üzerinde bulunan Bedir’i ziyâret etmeyi ve oradan Mekke’ye gitmeyi ve hac mevsimine kadar Tâif’te kalmayı arzuladığını ifade etmiştir. Söz konusu talepleri kabul edilen Seyyid İdris es-Senûsî, 1 Temmuz 1914’te Medine’den ayrılıp Mekke’ye hareket etmiştir. Yol üzerindeki Bedir’i özellikle ziyâret etmiştir. Birkaç gün sonra Mekke’ye ulaşan Seyyid İdris es-Senûsî, Hicaz Valisi Vehip Bey tarafından karşılanmıştır. Vehip Bey, Seyyid İdris es-Senûsî’yi hükûmetin misâfiri olarak kabul etmiş ve çok büyük saygı göstermiştir. Ramazan başlangıcından Kurban Bayramı’na kadar misafir edilen Seyyid İdris es-Senûsî’nin bütün masrafları, âdetâ bir devlet görevlisi gibi, Osmanlı mülkî ve askerî makamları tarafından karşılanmıştır.[12]

  1. Mehmed Reşad, 1916 Mayıs başlarında, Senûsî zâviyelerinin her türlü vergiden muaf tutulduğuna dair hükümleri ihtivâ eden bir ferman yayınlamıştır. [13]

[1] Hür Mahmut Yücer, “Sa’diyye”, Türkiye’de Tarîkatlar Tarih ve Kültür, ed. Semih Ceyhan, İSAM Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2018, s.266.

[2] Mustafa Kara, Buhara Bursa Bosna Şehirler/Sûfîler/Tekkeler, Dergâh Yayınları, İstanbul 2012, s. 492-493.

[3] Reşat Öngören, “Osmanlı Türkiyesi’nde Tarîkatlar”, Türkiye’de Tarîkatlar Tarih ve Kültür, ed. Semih Ceyhan, İSAM Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2018, s. 64.

[4] Sezai Küçük, “Mevleviyye”, Türkiye’de Tarîkatlar Tarih ve Kültür, ed. Semih Ceyhan, İSAM Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2018, s. 517.

[5] Öngören, “Osmanlı Türkiyesi’nde Tarîkatlar”, Türkiye’de Tarîkatlar, s. 64.

[6] Nevzat Artuç, İttihat ve Terakki’nin İttihâd-ı İslâm Siyaseti Çerçevesinde İttihatçı-Senûsî İlişkileri, Bilge Kültür Sanat Yayın Dağıtım, İstanbul 2013, s. 130-131.

[7] Artuç, a.g.e., s. 132-133.

[8] Artuç, a.g.e., s. 133-134.

[9] Artuç, a.g.e., s. 110.

[10] Artuç, a.g.e., s. 164.

[11] Artuç, a.g.e., s. 165.

[12] Artuç, a.g.e., s. 139-141.

[13] Artuç, a.g.e., s. 158.

Sayfayı Paylaş