MİKHAEL KOSSES’DEN KÖSE MİHAL’E: OSMANLI DA BİR AKINCI AİLESİ

241 Dergi1-24

Aslen Rum olan Köse Mihal’in esas adı Mikhael Kosses’ti. Bizans hanedanı ile yakınlığı ve kan bağı olduğu bilinen Mikhael Kosses, Bizans İmparatoru’nun Sakarya Havzası’ndaki önemli komutanları arasında yer almaktaydı. Kayı Boyu, Söğüt-Domaniç çevresine yerleştiğinde o Bilecik ve çevresindeki kalelerin tekfuru olarak görev yapmaktaydı. Kaynaklarda ise o Harmankaya Tekfuru olarak anılır.

Abdullah Köse Mihal

Osmanlı tarihçilerine göre Eskişehir Türk beyiyle Osman Gazi arasındaki bir çarpışmada karşı tarafta bulunan Mihal Bey esir düşmüş, Osman Bey Mikhael Kosses’in yiğitliğine karşılık kendisini serbest bırakmıştır. Mikhael Kosses, ilerleyen yıllarda Bizans İmparatorluğu içinde yaşanan siyasî krizlerin yol açtığı kargaşa ortamından büyük bir rahatsızlık duyuyor, yavaş yavaş mensubu olduğu devletten uzaklaşan bir ruh hâline bürünüyordu. Bu duygular içinde savrulurken yıllar önce esir düştüğü Osman Gazi ve akrabalarının yakından tanık olduğu dinamizmi, disiplini, azmi ve ahlakı, aklının bir tarafını sürekli kurcalamaktaydı. Zaten bir taraftan da bu yiğit gazi ile de aralarında dostane bir bağ kurulmuştu. Nihayetinde Mikhael Kosses Osman Gazi’nin yanına vararak Müslüman olmak ve onun safına geçmek istediğini ifade etti. Tarihî kaynaklar bu olayın 1313 tarihinde yaşandığını bildirmektedir. Bu tarihten itibaren Bizans tekfuru olan Mikhael Kosses artık Osman Gazi’nin gazileri arasındakini yerini aldı. Gelenek üzere Abdullah adını alan Mikhael Kosses bu adından çok kendi asıl adının Türkçe telaffuzu olan Köse Mihal olarak anılmaya başlanacaktı. Osmanlı tarih geleneğine göre ailenin atası olan Köse Mihal, Osman Bey zamanında Bizans’a bağlı Harmankaya Tekfuru iken zamanla beyin silah arkadaşları arasına girmiş, muhtemelen 1313 de Osmanlılara tâbi olarak İslâmiyet’i kabul etmiştir. Müslüman olduktan sonra Abdullah Mihal adını aldığı, Osman Bey’in bütün savaşlarına katıldığı ve Sakarya Havzası’nda yapılan akınlarda da Osmanlı ordusuna rehberlikte bulunduğu belirtilir. Ayrıca yine onun Bursa’nın fethinde yer aldığı, fetih öncesinde Bizans Tekfuru ile Orhan Bey arasındaki müzakereleri yürüttüğü ifade edilir. Ona atfedilen mezar Bilecik’te Söğüt’e bağlı Gazimihal nahiyesindeki Harmankaya köyündedir. Gölpazarı’nda bir zaviye ile hamam yaptırdığı anlaşılan Köse Mihal’in türbesi 1885’te II. Abdülhamid tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. Köse Mihal’in soyundan gelenler, daha sonra Rumeli’nin fethiyle birlikte Avrupa’ya geçerek akıncı beyi olarak görev yaptılar. Köse Mihal’in Aziz Paşa, Balta Bey ve Gazi Ali Bey adlarında üç oğlunun bulunduğu ve bunların Rumeli’de sınır boylarında faaliyet gösterdikleri bilinmektedir.

Osmanlı’da Bir Akıncı Ailesi 

Müslüman olup Osmanlıların safına geçen Köse Mihal, Osman Gazi’nin samimi, sadık bir dostu ve gazisi oldu. Başarılı ve tecrübeli bir asker olan Köse Mihal bu özelliklerini şimdi Osmanlılar lehine bir zamanlar mensubu olduğu Bizans aleyhine kullanmaya başladı. Bu özelliği ile erken dönem Osmanlı fütuhatının önemli aktörleri arasında yerini aldı. Köse Mihal Osman ve Orhan Gaziler döneminde Osmanlı ilerleyişinin doğal yönüne uyarak kuzeybatıya yönelerek ve Sakarya Havzası’nda; Taraklı, Göynük ve Mudurnu kuşatmalarında bulundu. Bu hat üzerinde irili ufaklı pek çok yerleşim yerinin Osmanlı hakimiyetine girmesini sağladı.  Bursa kuşatmasında ve Bursa’nın fethinde de önemli rol oynadığı bilinmektedir.  Yine onun fetih öncesinde Bizans tekfuru ile Orhan Bey arasındaki müzakereleri yürüttüğü ifade edilir.

 Köse Mihal Oğullarının Osmanlı’ya Hizmetleri

Köse Mihal’in oğlu Aziz Paşa’nın Vize Kalesi’nin fethinde bulunduğu 1403 de vefat ettiği, onun oğlunun ise Gazi Mihal Bey olduğu belirtilir. Ailenin ilk tanınmış şahsiyeti olduğu anlaşılan Gazi Mihal Bey, I. Mehmed ve II. Murad Dönemlerinde Rumeli’deki askerî faaliyetlerde başarılı olmuş, özellikle Bulgaristan’ın fethinde büyük yararlılık göstermiştir. Mihal Bey 1435 te Edirne’de vefat etmiş olup türbesi Gazi Mihal Bey Camii haziresindedir. Mihal Bey, kahramanlığı dolayısıyla bazı tarihçiler tarafından Mihaloğulları’nın atası olarak kabul edilmiştir.

Mevcut bilgilerden hareketle Mihal Bey’in Mehmed, Yahşi (Bahşı), Aziz, Hızır ve Yusuf adlarında beş oğlu olduğu belirtilir. Bunlardan Mehmed ve Yahşi Bey, Yıldırım Bâyezîd devrinde Osmanlı ordusunda hizmet etmişlerdir. Yahşi Bey 1413 de vefat etmiş, Mehmed Bey ise Musa Çelebi zamanında ona tâbi olmuş ve Rumeli Beylerbeyiliği yapmıştır. Bu sebeple Mehmed Bey, Musa Çelebi’nin öldürülmesinin ardından kısa bir süre Tokat Kalesi’nde tutuklanmışsa da sonra serbest bırakılmıştır. Ancak 1416 da yılında meydana gelen Şeyh Bedreddin Simavî isyanı sırasında şeyhin tarafını tutması dolayısıyla tekrar Tokat’ta hapse atılan Mihaloğlu Mehmed Bey, II. Murad zamanında padişaha karşı yapılan Düzmece Mustafa hareketinde Rumeli beylerini II. Murad tarafına çekmesi için serbest bırakılmış ve Rumeli Beylerbeyiliği’ne getirilmiştir. Ulubat Köprüsü önünde Mehmed Bey’in telkinleri sonunda akıncı beyleri II. Murad’ın safına geçmiş, böylece II. Murad tahtını koruyabilmiştir.

Gazi Mihal Bey’in diğer oğlu Hızır Bey de Mihaloğulları arasında büyük şöhrete kavuşmuştu. Kardeşi Mehmed Bey gibi Plevne’de yerleşmiş olan Hızır Bey burada Abdullah, Bali, Ali, İskender ve Firuz isimlerindeki oğulları ve torunlarıyla birlikte uzun süre yaşamıştır. Şehzade Mustafa’nın isyanında oğlu Gazi Firuz Bey’le birlikte Eflak sınırını ve Silistre Kalesi’ni muhafaza etmiştir. Firuz Bey daha sonra Tırnova’ya yerleşmiş ve burada Mihaloğulları’nın yeni bir kolunu kurmuştur. 1452 de ölen Hızır Bey’in öteki oğulları İskender, Bali ve Gazi Ali beyler de II. Mehmed (Fatih) devrinde yapılan savaşlarda ön plana çıkmışlardır. Bu beyler arasında bilhassa Gazi Ali Bey, Mihaloğulları’nın en ünlü beyi idi. 1462 yılında yapılan Eflak seferinde, Osmanlılar tarafından Kazıklı Voyvoda olarak bilinen III. Vlad’ı yenilgiye uğrattıktan sonra onu Erdel’e (Transilvanya) kadar takip etmiştir. Gazi Ali Bey, bir ara Fatih Sultan Mehmed tarafından Anadolu’da devletin doğu sınırını korumakla görevlendirilmiş, kendisine Sivas eyaleti, kardeşi İskender Bey’e Kayseri sancağı ve diğer kardeşi Bali Bey’e de Niksar Subaşılığı verilmiştir. Otlukbeli Savaşı’ndan sonra 1474 de tekrar Rumeli’ye dönen Gazi Ali Bey, kardeşleri İskender ve Bali beylerle birlikte Macaristan ve Arnavutluk üzerine akınlar düzenlemiş, onun zamanında Osmanlı akıncıları en uç noktalara kadar ulaşmıştır. Gazi Ali Bey, II. Bâyezîd Dönemi’nde de akınlarını sürdürmüştür.

Gazi Ali Bey’in Gazi Hasan, Ahmed, Mehmed, Hızır ve Mustafa adlarında beş oğlu vardı, bunlar da XVI. yüzyılın ilk yarısında akıncı beyleri olarak ün yapmışlardı. Hepsi savaşlarda şehid olan bu beylerden Mehmed Bey, Çaldıran Savaşı’na öncü birliklerinin kumandanı olarak katılmış, 1517 de Bosna, 1520 de Hersek sancak beyi olmuştur. Gazi Ali Bey’in oğlu Hızır Bey ise 1542 de Segedin sancak beyi idi.  Mihaloğulları, Rumeli’de olduğu gibi Anadolu’da da önemli hizmetler yapmışlardır. Köse Mihal’in oğlu Gazi Ali Bey’in soyundan gelenler Bursa ve Amasya’da yerleşmişler, idarî görevlerde bulunmuşlardır. II. Murad devri başında Amasya valisi bulunan Yörgüç Paşa’nın Mihaloğulları’ndan Gazi Ali Bey’in soyundan geldiği vakfiye kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Akıncılık geleneğinin XVII. yüzyıldan itibaren önemini kaybetmesiyle birlikte etki ve nüfuzları azalan Mihaloğulları ailesine mensup olanlar bilim ve kültüre de önem vermişlerdir. Bunun yanında ailenin fertleri özellikle Harmankaya, Gölpazarı, Bursa, Amasya, Vize, Edirne, İhtiman, Plevne ve Tırnova’da birçok cami, zaviye, medrese, çeşme ve köprü gibi mimari eserler yaptırmışlar, vakıflar kurmuşlardır.

Kaynakça

  1. Âşık Paşazâde; Tevârih-i Âl-i Osman, İstanbul 2007.
  2. Ahmet Şimşirgil,“Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunda Hizmeti Geçen Alpler ve Gaziler, Ankara 2002.
  3. Faruk Sümer, “Osman Gazi’nin Silah Arkadaşlarından Mihal Gazi”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, İstanbul 1991.
  4. Halil İnalcık, “Osmanlı Beyliği’nin Kurucusu Osman Beg”, Belleten, LXXI, Ankara 2007.
  5. Herbert A Gibbons, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, Ankara 1998.
  6. İbn-i Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman, I. Defter, (Haz: Şerafettin Turan), TTK. Yayınları, Ankara 1970.
  7. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi,c I, Ankara 1994.
  8. M. Fuad Köprülü, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, Ankara 1984.
  9. M. Tayyib Gökbilgin, “Orhan”, İA, c. IX, 1998.
  10. Nicolae Jorga,Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, c. I, (Çev. Nilüfer Epçeli), İstanbul 2005.
  11. Ömer Lütfi Barkan, Osmanlı İmparatorluğu’nda Kolonizatör Türk Dervişleri”, İstanbul 1999.
  12. Paul Wittek, Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu, (Çev. Fahriye Arık), İstanbul 1947.

Sayfayı Paylaş