İyilik Güzel Şeydir

239 Dergi-40

“İyilik et denize at, balık bilmezse Hâlık bilir. İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır. Sağ elinin verdiğini sol elin görmesin. Yaptığın iyiliği başa kakma.”

Milletlerin dilleri incelendiği zaman, dillerinden hareketle onların yaşayış tarzlarını, inançlarını, felsefelerini genel karakterlerini görmek mümkündür. Türk dilinde, insanları iyiliği teşvik eden çok sayıda atasözüne, vecizeye, deyime, kıssaya, şiire, hikâyeye rastlarız. İyilik et denize at, balık bilmezse Hâlık bilir. İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır. Sağ elinin verdiğini sol elin görmesin. Yaptığın iyiliği başa kakma… İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak ise İslâmî bir kavram olarak karşımıza çıkar: “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” 1 “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakın – lara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” 2 İyilikle ilgili inancımıza dair ayetler, hadisler; dilimiz ve edebiyatımızdaki sözler, şiirler, şiirler, kıssalar, hikâyeler toplanacak olsa ciltlerce kitap yazılabilir. Mamafih iyiliksever bir milletiz. İyilik yapar – ken ölçüyü kaçırdığımız da olmuyor değil. Kötülüğe iyilik olmuyor bu. Çünkü kötülük, süreklilik arz ediyorsa ona karşı sürekli iyilik yapmak iyilik olmaktan çıkar düşmana kuvvet vermek olur. Dünyada başlayan virüs salgınında dost düşman ayırmadan birçok ülkeye tıbbî malzeme yardımında bulunduk. Bu, bizim güzel hasletimizi ve iyi niyetimizi gösterir ancak onlardan iyilik beklemesek de kötülüğü beklememek hakkımızdır diye düşünürken bakıyoruz ki bugün bazı ülkeler fırsat bulur bulmaz Türkiye’ye düşmanca hareket etmeye başlıyorlar. O zaman iyiliği yaparken kendisinden kötülük geleceğini kesin bildiklerimize de iyilik yapmak zorunda olmadığımızı düşünmek gerekiyor. Akdeniz’de suların ısınmasıyla birlikte bize karşı düşmanca hareket eden ülkelere de yardım ettiğimizi öğrenince aklımıza Osman Rasih Efendi’nin “Menâkıb-ı Hayvân Berây-ı Teşhîz-i Ezhân” isimli kitabındaki, Bir Kurt Bir Koyun ve Bir Turna Hikâyesi, başlıklı hikâyesi geldi.

Bir Kurt Bir Koyun ve Bir Turna Hikâyesi Bir kurt, bir koyunu hırsla yerken boğazında bir kemik parçası kalır. Kurt boğazındaki kemiği nasıl çıkaracağını bazı hayvanlara sorar. Hayvanlar, kendisinden nefret ettiği için ve her bakımdan zararlı gördükleri için bu konuda, intikam alır gibi, zahmet edip de kemiği nasıl çıkaracağının çaresini söylemez. Bırakın çaresizlik içinde feryat figan ederek helak olsun, müstahaktır, diyerek kurdu kendi hâline bırakırlar. Kurdun böyle ağlayıp inlemesine, yalvarıp yakılmasına aldanarak insaf eden turna, “Şunu bu kederinden kurtarayım zira bu dünyada iyilik iyi şeydir.” der. Feryâdımız ol yâre de agyâre de kalmaz Âh-ı dil-i bülbül güle de hâre de kalmaz 3 gereğince derhal olanca gagasını kurdun boğazına salarak ölümüne sebep olacak kemiği çıkarmasıyla kurt yeniden hayata döner. Turna hayatını kurtarmasından dolayı kurttan bir ödül ister. Kurt, turnanın yüzüne bakar ve onu şiddetle azarlar ve alay ederek: “Be hey şaşkın hayvan! Boğazımdaki şu kemiği çıkarırken senin başını koparmadığıma şükretmiyorsun da daha benden mükâfat talebinde mi bulunuyorsun? Haydi yıkıl şuradan!” diyerek zavallı turnayı huzurundan kovar. Kıssadan hisse: İşte böyle aşağılık kimselerden dostluk ummak şöyle dursun belki sana bir zararı ziyanı dokunmadığına daha ziyade müteşekkir olmayı düşünmek gerekir. Beyit: Yırtıcı kaplan u gürke şefkat eylersen eğer Gûsfend-i nâtuvân-ı câna eylersin zarâr4

 

Dipnot 1. 3/Âl-i İmran, 104. 2. 16/Nahl, 90. 3. Bizim feryadımız sevgiliye de ele de kalmaz. Bülbülün yü – reğindeki ahlar güle de dikene de kalmaz. 4. Eğer yırtıcı kaplana ve kurda şefkat gösterirsen, güç bakımından zayıf olan koyuna zarar verir ona zulmetmiş olursun.. 95.

Sayfayı Paylaş