DARBEYLE GELİP DARBEYLE GİDEN SULTAN IV. MUSTAFA

235 Dergi-165

Bir Darbeyle Gelip Başka Bir Darbeyle Giden IV. Mustafa’nın Tercüme-i Hâli

Osmanlı padişahlarının 29. su, İslâm halifelerinin ise 108. si olan IV. Mustafa, 8 Eylül 1779/26 Şâban 1193 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası Sultan I. Abdülhamid, annesi Ayşe Sîneperver Valide Sultan’dır. Bir rivayete göre de annesi Nüketsezâ Kadın Sultan’dır. Kendisinden sonra tahta oturacak olan Sultan II. Mahmud’un ağabeyiydi.

  1. Mustafa şehzadelik yıllarındaki ilk eğitimini sarayda almıştır. Babası Sultan I. Abdülhamid’in payitaht İstanbul’daki teftiş gezilerine katılmış, böylece idare üzerine ilk izlenimlerini bu yolla edinmiştir. Babası Sultan I. Abdülhamid öldüğü zaman o, 10 yaşındaydı. Babasının ölümüyle birlikte amcası III. Selim tahta çıkmıştı. Amcasının çocuğu olmadığı için onun sevgisini ve ilgisini fazlasıyla görmüştür. Böylece amcasının şefkat ve merhamet kanatları altında Topkapı Sarayı’nın Şehzadegân dairesinde rahat ve özgür bir şehzadelik hayatı geçirmiştir. Fakat bu rahatlık onun yetişmesine olumlu yansımamıştır.

Tarihçiler Sultan IV. Mustafa’nın saltanat hırsıyla dolu kurnaz bir insan olduğunu söylerler. Gelişmelerden habersiz, muhakeme yeteneğinden yoksun, her söze çabuk kanan, iradesini özgürce kullanamayan ve yeniliklere ayak uyduramayan bir padişah olarak nitelerler.

Kabakçı Mustafa İsyanı’yla Modernleşme Gayretleri Kesintiye Uğramıştır

Sultan III. Selim’in, başta Nîzam-ı Cedîd Ordusu olmak üzere, ıslahatlarına karşı çıkanların yeniçerileri tahrik etmesiyle başlayan Kabakçı Mustafa İsyanı, payitahtta büyük karışıklıklara neden olmuştur. III. Selim’in yaptığı yeniliklerden memnun olmayan bazı üst düzey devlet adamları Osmanlı-Rus Savaşı’nın devam ettiği yıllarda, İstanbul’da bulunan yeniçeri ağalarıyla Nizam-ı Cedid’i ortadan kaldırma planları yapmışlardır. Kendilerine Nizam-ı Cedid kıyafeti giydirmekle vazifeli olan Raif Mahmud Efendi’yi öldüren yeniçeriler, bir yeniçeri çavuşu olan Kabakçı Mustafa’nın liderliğinde ayaklanmışlardır. Yeniçeriler asıl işleri olan askerliği bir kenara bırakıp hiç de vazifeleri olmayan devlet işlerine karışmışlardır.  Eylemlerini gerçekleştirirken de aşırılıkta sınır tanımamışlardır.  Böylece Sultan III. Selim’in başlattığı ve büyük mesafeler kat ettiği modernleşme gayretleri kesintiye uğramıştır.

Osmanlı hükümeti bu olumsuz gelişmeler üzerine derhal toplanarak ayaklanma ile ilgili kararlar almak istemişse de Sadaret Kaymakamı Köse Musa Paşa, ayaklanmanın ciddi bir olay olmadığını, Nizam-ı Cedid birliklerinin olaya müdahale etmelerinin gereksiz bir iş olacağını belirtmiştir. Yönetime karşı isyan edenler bu kasıtlı yanlış bilgiler sebebiyle kimsenin engeliyle karşılaşmadıkları için kısa zamanda çok sayıda taraftar toplamışlardır. Böylece Sultan III. Selim, Nizam-ı Cedid’in kaldırılmasını isteyen asilere müdahalede çok gecikmiş, sonrasında da Nizam-ı Cedid Ordusu’nu lağvetmek mecburiyetinde kalmıştır. Bütün istekleri yerine getirilen asiler buna rağmen yine de ayaklanmaya son vermemişlerdir.

Kabakçı Mustafa İsyanı’yla beraber işler planlandığından da öte karmaşık bir hâl almıştı. İsyancılar iyice zıvanadan çıkmıştı.     Davul Sultan IV. Mustafa’nın boynunda olsa da tokmak isyancı başı Kabakçı Mustafa’nın elindeydi. Padişah, isyancıların adeta kuklası haline gelmişti. Her ne isteseler derhal yaptırabiliyorlardı. Padişah iktidarda olsa da muktedir değildi. Durumu bu noktaya getiren ihtilalciler de doğrusu nedamet içindeydi.

İsyanın öncülüğünü yapan Kabakçı Mustafa kendini Boğaz Nâzırı ilân etmiş, küçük dağları kendisi yaratmışçasına böbürlenmişti. Kelimenin tam karşılığıyla cellâda dönüşmüştü. İnsaf duygularını kaybeden bu hadsiz adam, kardeş kanı akıtarak husumet tohumu ekiyordu.

Saltanat koltuğundan aldığı kudreti yitiren Sultan IV. Mustafa, sadrazamlığa Çelebi Mustafa Paşa’yı getirmişti. Tabii bu atamada Kabakçı’nın rolü de büyüktü. Yakın çevresine küstahça makam, mevki ve para dağıtıyor; bu durum devlet hazinesinin boşalmasına neden oluyordu.

Osmanlı Devleti, Kabakçı İsyanı’ndan sonra yeniçerilere akıl almaz tavizler veriyor, onların yaptıklarını adeta görmezden geliyorlardı. Fakat bu tavizler yeniçerileri yola getirmiyor, aksine iştahlarını daha da kabartıyordu. Bu nedenle istekleri bitmek bilmiyordu. Hatta iş daha da ileri götürülmüş, yeniçerilerle bir anlaşma bile yapılmıştı. Kabakçı Mustafa İsyanı’nda başrol oynayan yeniçeri ağalarının, kendilerini güvende tutmak için yaptıkları bu antlaşmaya göre, yeniçeriler devlet işlerine karışmayacak ve Osmanlı Devleti bu isyandan dolayı Yeniçeri Ocağı’nı sorumlu tutmayacaktı. Bu, tavizlerin geldiği noktayı gösteriyordu.

Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa’nın İstanbul’a Gelişi ve Tahtın El Değiştirmesi

Devlet idaresindeki akıl almaz hatalar ve teslimiyetçilik, ülkesini seven herkesi derinden üzüyordu. Koca imparatorluk bir isyancının eline kalmıştı. Bu durum padişahı da kederlendirse de iş işten geçmişti. Mevcut durum Sultan III. Selim yanlısı eski devlet yöneticilerini de üzüyor, durumun düzelmesi için çareler aramaya itiyordu. Bunların başında Sultan Selim yanlısı olan Alemdar Mustafa Paşa geliyordu. Başta Alemdar Mustafa Paşa olmak üzere, aklı başında herkes Sultan III. Selim’i mumla arıyordu. Muhalif grup Alemdar’ın etrafında toplanmıştı. Nihai gayeleri Sultan III. Selim’i tekrar tahta geçirmekti.

Rusçuk’ta toplanan muhalifler devlet içindeki mevcut kargaşa durumunu değiştirmek için hâl çareleri arıyorlar, bu çerçevede Kabakçı Mustafa’yı öldürüp III. Selim’i başa getirmeyi düşünüyorlardı. Bu şüphesiz ki öyle kolay bir iş değildi. Fakat Alemdar Mustafa Paşa bu işi kendisine bırakmalarını söyleyerek planını şöyle izah ediyordu: “Siz bu işi bana ısmarlayın ve gerisine karışmayın. Zaten sadrazam bizi sefer işlerini görüşmek için Edirne’ye davet etmiştir. Oradan bir yolunu bulur, Dersaadet’e(İstanbul’a) geçer ve Kabakçı rezilinin kârını itmam eyleriz.” Alemdar bu sözleri söyledikten sonra da 4 Haziran 1808’de Edirne’ye gitmişti.

Kurduğu gizli planlarla Edirne’ye giden Alemdar Mustafa Paşa sadrazamla buzları eritmiş, birlikte İstanbul’a dönme konusunda anlaşmışlardı. Güya İstanbul’a dönerek padişah IV. Mustafa’nın elini öpecekti. Bu durum güya onun artık III. Selim’in yanında olmadığını göstermekteydi. Fakat Paşa’nın niyeti çok farklıydı.

Karşılıklı anlaşmalar neticesinde Alemdar Mustafa Paşa’ya İstanbul yolu açılmıştı. O da gizli niyetlerini hakikate döndürmek için evvelâ Çorlu’ya kadar gelmişti. Burada kendisine tâbi olan Pınarhisar âyanı Ali Ağa’yı çağırıp planını ona aktarmıştı. Aralarında şu diyaloglar geçmişti: “Baka Ali! Kabakçı’nın nâbeca vücudu izale olunacaktır/öldürülecektir. Bunun için kaç adam istersin?” Ali Ağa: “Ne kadar münasipse o kadar Paşa Baba. Fazla kalabalık çok dikkat çeker. Az olsun ama öz olsun.” Ali Ağa’nın bu cevabına Alemdar Mustafa Paşa şu sözlerle mukabele etti: “Berhudar olasın. Ben dahi senin gibi düşünürüm. Az ve öz. Sana seksen seçme yiğit vereceğim. Göreyim devleti bu habisin şerrinden kurtar.”

Kendisini padişahın üstünde gören ve yakın çevresini devletin imkânlarıyla zengin eden Kabakçı Mustafa kendisini “Boğaz Nâzırı” ilân etmiş, Rumeli Feneri’nde bir konakta hizmetçiler, uşaklar ve cariyelerle adeta padişahlara mahsus bir hayat yaşıyordu.

Ali Ağa’nın öncülüğündeki seksen yiğit 13 Temmuz 1808 tarihinde Kabakçı Mustafa’nın malikânesinin etrafını sarmış, Kabakçı’nın korumalarını etkisiz hale getirerek kendisine ulaşmıştı. Kendisini öldürmeye gelenlere ne kadar yalvarsa da muvaffak olamamış, oracıkta öldürülmüştü. Ettikleri yanına kâr kalmamış, zalimin zulmü bumerang misali kendisine dönmüştü. Bu haberi öğrenen padişah kaosun sürmesine üzülmüş olsa da, kendisini zor durumda bırakan, iktidarını kullanılmaz hâle getiren adamın ölümüne sevinmişti.

Hırsla Yola Çıkanların Akıbeti Yahut Zulüm Bir Bumerangdır           

Tahtta oturan IV. Mustafa, Sultan Selim yanlısı Alemdar Mustafa Paşa’nın maiyetindeki güçlerle İstanbul’a geldiğini haber alınca endişelenmiş, bu durum karşısında yapılması gerekenlerle ilgili olarak Sadrazam Çelebi Mustafa Paşa’yla fikir alışverişinde bulunmuştur. Sadrazam Çelebi Mustafa, Alemdar’ın niyetinin III. Selim’i tekrar tahta çıkarmak olduğunu hatırlatarak III. Selim’in, hatta Osmanlı’nın son veliahdı Şehzâde Mahmud’un öldürülmesi gerektiğini belirtmiştir.  IV. Mustafa bu teklifi şiddetle reddetmiştir.

Alemdar Mustafa Paşa, İstanbul’da Davutpaşa’ya ulaştığında kendisini IV. Mustafa karşılamıştır. Adamları, Alemdar Mustafa Paşa’ya bir an evvel Sultan Mustafa’yı hal edip tahtı tekrar III. Selim’e devretmesini söylemişseler de o bu teklifi etik bulmamış, tereddüde mahal vermeden reddetmiştir. Fakat IV. Mustafa yine de, Alemdar Mustafa Paşa’nın tavırlarından işkillenmiştir.  Durumu, başta sadrazam olmak üzere adamlarına anlatmış, fakat sadrazam “Sultan Selim’le Şehzâde Mahmud’u izale etmelisiniz. Alemdar, tahta çıkaracak kimse bulamayınca davasından vazgeçecektir.” görüşünde ısrar etmiştir. Herkes bu görüşte birleşince IV. Mustafa, içi yansa da, istemeyerek de olsa bu teklife kerhen razı olmuştur.

Sultan IV. Mustafa muhalifi Alemdar Mustafa Paşa adamlarıyla saraya dayanmıştı. Kilitli kapıları kırdırmıştı. O sırada gözü dönmüş caniler III. Selim’i öldürmek için uğraşıyorlardı. Cellatlar büyük boğuşmalar neticesinde Sultan Selim’i bir kılıç darbesiyle oracıkta vahşice öldürmüşlerdi. Sultan III. Selim öldürüldüğünde 47 yaşındaydı.

Caniler, Sultan Selim’in öldürülmesinin ardından Şehzade Mahmud’un peşine düşseler de Cevri Kalfa, Şehzade Mahmud’u sakladığı için onu öldürmeye muvaffak olamamışlardır.

Alemdar Mustafa Paşa ve adamları saraya girer girmez Sultan Selim’in dairesine yönelmişler, onu soluksuz ve kanlar içinde görünce acıların en büyüğünü yaşamışlardır. Ardından Şehzade Mahmud’u aramaya koyulmuşlar, kendisine sağ salim ulaşmışlardır. Alemdar Mustafa Paşa, Şehzade Mahmud’u görünce çok sevinmiş ve elini öperek ona biat etmiştir. Bütün bunlar gerçekleşirken tarihler 28 Temmuz 1808’i gösteriyordu. Bu durum IV. Mustafa’ya bildirilince “Ben tahtımdan inmedim, Mahmud’u kim çıkardı?” dese de karmaşık bir dönem böylece sona ermiş, 31 sene sürecek olan Sultan II. Mahmud dönemi başlamıştır.

Sultan II. Mahmud tahta çıkınca kendisine taht yolunu açan Alemdar Mustafa Paşa’yı sadrazam yapmıştır. IV. Mustafa ise Şimşirlik Dairesi’ne hapsedilmiştir. Söylentilere göre IV. Mustafa Şimşirlik’teyken adamlarına mektuplar yollayarak tekrar tahta çıkma gayreti içinde olmuştur. Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa bu durumu bir tehdit olarak algılamış, bir baskın düzenleyerek IV. Mustafa’yı belindeki kuşak ile boğarak öldürtmüştür. 1808 yılında hayatını kaybeden Sultan IV. Mustafa’nın naşı babası I. Abdülhamid’in türbesine defnedilmiştir.

Sayfayı Paylaş