Enderun’da Eğitim Öğretim ve Okutulan Dersler

+233 Dergi-42

Enderun Mektebi’nde eğitim öğretim faaliyetleri bir bütün ve de uygulamalı olarak yapılırdı. Bugünkü Japon eğitim sisteminin “uygulama ağırlıklı” eğitim sistemini, yüzyıllar öncesinde Enderun Mektebi’nde başarıyla uygulanmıştır. Eğitim öğretim, birbirini izleyen yedi odada verilirdi. Odalara “koğuş” da denilirdi. Öğrenciler sarayda her odanın gereklerini yerine getirirlerdi. Odalardaki eğitim süresi bir ile iki yıl arasında değişirdi.[1]

Enderun’da eğitim, tedrici/aşamalı bir yapıya sahipti. Enderun Mektebi’nde okuyanların eğitim süresi boyunca geçmeleri gereken on iki terfi sınavı vardı, ancak bu sınavlardaki başarılarının yanında; öğrencilerin ilgileri, yetenekleri ve bireysel farklılıkları da önemli bir rol oynardı.  Çok üstün başarı göstermediği müddetçe bir içoğlanı, asla Enderun’u tamamlayamaz, ara kademelerde “çıkma” olarak ayrıldığı odanın derecesine göre bir birliğe tayin olunurdu. Şöyle ki; Enderun Mektebi’nde öğrenciyi sık sık imtihan etmek suretiyle öğrenci eleme usulü, elenenlerin sokağa bırakılmayıp yan hizmetlerde değerlendirilmesi, yeteneklilerin tespiti, eğitimde teori-pratik bütünlüğü ve en önemlisi de, adâb-ı muaşeret (görgü/edep) kurallarının öğretilmesi önemli bir yer tutmaktadır. Bazı uzmanların, Osmanlıların elitleşmesini sağlayan bu rekabetçi ve başarısızlığı affetmeyen buluşuna “eğitim mucizesi” demeyi tercih etmeleri bu yüzdendir. Bugün Japon mucizesinin temelini oluşturan “uygulamalı eğitim” sistemi, yüz yıllar öncesinden Enderun Mektebi’nde başarıyla uygulanmıştır. Bilgiyi ahlâkla beraber verme, teoriyi pratikle/uygulamalı olarak öğretme, Enderun Mektebi’nin ana gayelerinden olmuştur. “Enderun Efendisi” veya sadece “Enderunlu” tabiri, artık nesli tükenmiş olan “İstanbul Efendisi” tabirinin eşanlamlısı olarak kullanılmıştır.[2]

Enderun Mektebi’nde verilen eğitiminin temel özelliği İslâm ve Osmanlı kimliğinin ve kültürünün öğretilip benimsetilmesiydi. Zira Osmanlı Devleti, bir İslâm devletidir, Devletin sahibi ise Osmanlı Hanedanı’dır. Bu durum, gayet tabidir. Osmanlı dünya görüşünü kuranlar, yani Osmanlı düşünürleri ve bilim adamları, devletin dinî ve etnik açıdan farklı toplulukları barındırdığının şuuruyla, devlet idaresini ırk temeli üzerine bina etmemeyi yeğlemişler, çeşitli din ve milletlerden devşirilen, padişaha ve devlete sadık bir yönetici sınıfı oluşturmuşlardı. Farklı coğrafya ve kültürlerden gelen bu gençler Türk-Müslüman kültürüyle yoğruluyor, İslâm-Osmanlı devlet ve dünya görüşünü ediniyor ve bu düşüncenin muhafızlığını ve bayraktarlığını yapıyorlardı. Aslî müesseselerin bozulmadan korunduğu klasik dönemde Enderun halkı ve Enderun’dan yetişenler bu anlayışı yenileyerek ve canlı tutarak sürdürebilmişlerdir. Bu sayede devlet, bütün kurumlarıyla misyonunu lâyıkıyla yerine getirebilmiş, böylece cihan devleti olmayı başarabilmiştir.[3]

Enderun’da eğitim öğretim şu beş konu üzerinde toplanmıştı:

1- Öğrencinin İslâmî ilimlerde en iyi şekilde yetişmesi sağlanırdı.

2- Dönemin, bütün pozitif ilimleri okutulurdu.

3- Saray protokolünü, saray ile ilgili diğer işleri “mefruşat” uygulamalı olarak en iyi şekilde öğrenirlerdi.

4- Güzel sanatlarla ilgili eğitim öğretim verilerek “estetik bilgisi”nin gelişmesi amaçlanır; böylece bireyin güzel duygulara, güzel düşüncelere sahip olması sağlanırdı.

5- Meslekî eğitim verilerek, bir meslekte uzmanlaşması sağlanırdı.[4]

 

İslâmî İlimler: Kur’an-ı Kerim, İlmihal, Tefsir, Hadis, Kelam, Tecvit,  Akaid, Arapça ve Farsça, Peygamberler Tarihi, Ferâiz (Miras İlmi).

Müspet İlimler: Tıp, Heyet (Astronomi), Hendese (Geometri), Tarih, Coğrafya, Mantık, Hikmet, Türk Dili ve Edebiyatı, Sarf, Nahiv, Bed-i Beyan (Güzel Konuşma), Şiir ve İnşa, Medni (Söz ve Lügat), Hitabet, Maanî (Sözdizimi, Sentaks).

Güzel Sanatlar: Musiki, Tezhip, Hüsn-ü Hat, Cilt Sanatı, Mimari, Minyatür.

Beden Eğitimi ve Spor: Binicilik, Kılıç çekme, Ok atma, Atlama, Mızrak, Çelik-Çomak, Güreş, Meç, Ağırlık kaldırma, Cirit, Şamar Atma.

Meslekî Eğitim: Giyim, deri işlemeciliği, kuyumculuk, çeşitli ilaç ve merhem yapımı gibi.

Bu dersleri alanlarında uzman hocalar ve mesleğinde ehil sanat erbabı üstatlar verirdi. Bu eğitim sistemi sayesinde mezunlar birçok alan hakkında gerekli temel bilgileri öğrenirken, kendi yeteneklerini ve ilgi alanlarını belirleyip o alanlarda uzmanlaşma imkânına da sahip olabiliyordu. Bu mektepte, kapatılana kadar geçen süreçte 63 sadrazam, 3 Şeyhülislam, 23 kaptan-ı derya, çok sayıda kubbealtı veziri, defterdar, beylerbeyi, sancakbeyi, yeniçeri ağası, mimar, nakkaş, ressam, minyatür ustası,  hattat, musikişinas, kâtip, imam, müezzin, müverrih, şair, âlim, hanende vbg yetişmiş ve uzun yıllar başarıyla hizmet etmişlerdir.[5]

 

Enderun Mektebi’nde Odalar

Enderun, aşağıdan yukarıya doğru 6 odadan oluşuyordu (bazı tarihçiler küçük ve büyük odaları ayrı yarı sayarlar ki, bazı kaynaklarda yedi oda olarak da geçer) Bu odalar küçük ve büyük oda, doğancılar odası, seferli odası, kiler odası, hazine odası ve has oda şeklinde sıralanmaktaydı. Öğrenciler odaların alt basamağında öğretime başlar, üste doğru yükselirdi. Eğitim ve öğretim, uygulamalı ve de teorik olmak üzere iki şekilde yapılırdı. Enderun’daki talebeler,  “dolamalı” ve “kaftanlı” olmak üzere iki kısımdılar. Büyük ve küçük odadakilere “dolamalı”, diğer odadakilere “kaftanlı” derlerdi. Bu da giydikleri elbiseden dolayıdır.[6]

1- Küçük ve Büyük Oda (Hane-i Kebir ve Hane-i Sağır): Enderun’un ilk iki kademeleridir. Meslek okullarıdır. Giydikleri kıyafetlerinden dolayı kendilerine ”dolamalı” da denilirdi. Enderun’un hazırlık sınıfı konumunda olan bu odalarda, Türkçe, Arapça ve Farsça dersleri öğretildikten sonra, güreş, atlama, koşu, ok atma, cirit talimleri yapılırdı.

2- Doğancı Koğuşu (Hane-i Bâzyân): Enderun’un üçüncü basamağıdır. ”Kaftanlılar” olarak da anılırdı. Hünkârın av doğanlarının bakımı ve yetiştirilmesi, saray kuşlarının bakım ve üretimi, av ve avcılık hizmetlerini yerine getirirlerdi. Yaklaşık kırk öğrenciden oluşurdu. Ağalarına “doğancıbaşı” denirdi.

3- Seferli Odası (Hane-i Seferli): IV. Murad zamanında kurulmuştur. Bu odanın öğrencileri eğitim ve öğretimin yanında pratik yaparlar, padişahın gittiği yerlere giderler, Enderun halkının çamaşırlarının yıkanması ve tertibiyle ilgilenirlerdi. Daha sonraları, deri işleri, dokuma, tezhip, musiki, oyma ve kakma işleri yaparak meslek öğrenmişlerdi. Meşkhane denilen klasik musiki öğretimi de burada yapılırdı. Tanburî Osman, Enderunî Ali Bey gibi bestekârlar ve musikişinaslar buradan yetişmiştir. Ağalarına “saray kethüdası” denirdi.

4- Kiler Koğuşu (Hâne-i Kiler): II. Murad zamanında kurulmuştur. Enderun ve saray halkının her türlü yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını hazırlayıp korurlardı. Sofra hizmetleri, çeşitli şerbetlerin, macunların, hastalık ilaç ve merhemlerinin yapımı ve korunmasını sağlarlardı. Ağaları “kilercibaşı” idi.

5- Hazine Koğuşu: II. Mehmed zamanında kurulmuştur. Buradaki öğrenciler hazinenin açılıp kapanması ve korunmasını sağlarlar, hazineye paranın giriş ve çıkışını deftere kaydederlerdi. Amirlerine “hazinedarbaşı” denirdi.

6- Has Oda: Enderun’un en yüksek, en son ve en seçkin kademesidir. II. Mehmed’in emri ile kurulmuştur. Has odadakiler, Enderun mektebinin elit (en yüksek) kısmı idiler. Defalarca testlerden geçerler, bundan sonra da bizzat padişaha takdim edilirlerdi. Genç olmalarına rağmen büyük bir mevkie sahip olurlardı. Burada bulunanlara devrin en iyi eğitimi ve öğretimi verilirdi. Buradaki eğitimin ana hedefi elemanları idarecilik yönünden yetiştirmekti.  Bu odanın mevcudu kırk civarındaydı. Amirlerine “hasodabaşı” denirdi. Has odada kalanlar Hırka-i Saadet odasını temizlemek, mukaddes emanetleri muhafaza etmek, kandil gecelerinde öd ağacı yakmak ve gül suyu dökmek gibi sorumlulukları da vardı. Hünkâr müezzini, sır kâtibi, sarıkçıbaşı, başçavuş gibi padişahın hususi hizmetinde bulunanlar da genellikle bu odadan seçilirdi.[7]

Enderun Mektebi’nin bozulma nedenlerine gelince; devşirme usulüne aykırı öğrenci alınması, birçok kimsenin şeref bulmak düşüncesiyle, çocuklarını Enderun’da okutmak için köle diye satması; böylece bu okula ehil olmayan yeteneksiz kimselerin alınması, Batı metotları ile eğitim yapan okulların açılması ve bunların gitgide çoğalmasıyla mektebin önemi iyice azaldı. Yine Enderun Mektebi’ndeki eğitim sisteminin asrın gereklerine ve donanımlarına ayak uyduramaması ve özellikle devlet ve saray idaresinin, yeniçeri ağaları ve valide sultanlar tarafından bozulması gibi nedenlerle imparatorluğun başka pek çok müessesesi gibi Enderun’un da disiplini ve eğitimi yozlaşmıştır. Modern eğitimin gittikçe yerleşip yayılması karşısında, Enderun Mektebi’nde de modern eğitimin ilkelerini uygulanmaya başlandı. Ancak, şehirde Türk ve ecnebi olmak üzere çeşitli genel kültür kurumlarının ve meslek okullarının açılması, özellikle Enderun Mektebi’nden çıkanların, Tanzimat’tan önceki dönemde olduğu gibi, devlet görevlerine tayinlerdeki üstün durumlarını kaybetmeleri, halk arasında özellikle devlet ileri gelenleri katındaki değerini sarstığından bu eğitim yuvası kalkınamadı ve İkinci Meşrutiyet’in ilânını (1908) takip eden günlerde, 1 Temmuz 1909’da tamamen kapatılmıştır. [8]

 

Sonuç

Sonuç itibarıyla şunları söylemek gerekirse; Devlet-i Âliye’nin eğitim öğretim hususundaki temel müesseselerinden biri olan Enderun Mektebi, devletin en üst düzeyde ihtiyaç duyduğu siyasî, idarî, bürokratik, askerî, ilmî personelin yetişmesini sağlamıştır. “Osmanlı’dan geriye ne kaldı?” diye sorduğumuzda aklımıza camiler, kervansaraylar, türlü mimari harikalar, muhteşem çiniler ve gözümüzü ışıldatan hatlar ve ebrular; gök kubbeyi kaplayan bir hoş seda, bir musiki; binlerce sayfalık bir edebiyat ve nağmeler gelir. Evet, ama bundan başka dünya eğitim tarihinde bir çığır açmış, birçok noktada öncü olmuş Enderun Mektebi de gelmelidir. Zira Enderun Mektebi, çok yönlü amaçları olan bir eğitim ve devlet felsefesi, bir siyasî ve idarî nizam, bir dünya görüşüdür. Enderun Mektebi’nin ve bu mektebin kuruluş amacının, programları, çalışma sistemi ve teşkilatlanmasıyla, eğitim ve öğretimin değerlendirildiği, öğrencilerin daha kaliteli yetiştirilmesi düşüncesinin bütün toplumlar tarafından kabul edildiği, gelecek adına entelektüel insan unsurunun öne çıkmaya başladığı asrımızda, bölgesinde asırlarca kavga çıkartmadan birçok etnik unsuru, yüzyıllarca barış ve huzur içinde başarıyla yönetmiş bir devletin, idareci yetiştirmede bizlere öğreteceği çok şey vardır.

 

 

 

[1] Enç, a.g.e., s. 57; Kılıç, a.g.m.,s.39; Akkutay, a.g.m., s.38.

[2] Sertoğlu, a.g.e., s. 98; Özbilgen, a.g.e., s. 230.

[3] Ataman, a.g.e., s. 23; Kazıcı, a.g.e., s.361.

[4] Akkutay, a.g.e., s. 39; Özbilgen, a.g.e., s.230.

 

[5] Kazıcı, a.g.e., s.362; Armağan, a.g.m., s. 33; Akkutay, a.g.e., s.38.

[6] İpşirli, a.g.e., s. 187; Özbilgen, a.g.e., s. 230.

[7] Özbilgen, a.g.e., s.229; Ataman, a.g.e., s. 23; Kazıcı, a.g.e., s. 359.

[8] Ergin, a.g.e., c.1, s. 24.

Sayfayı Paylaş