İncitmeme Prensibiyle Gönüller Fetheden Bir Gönül Avcısı: ALVARLI EFE (k.s)

232 Dergi-41

“Gülbe-i gönlünde bulan cânânı/ Gözü gönlü dolar feyz-i Rabbânî,

Lutfiyâ dilersin Hak’dan ihsânı/ Hakk’ın kullarına sen eyle ihsân.”[1]

“Alvarlı Efe”, bir irfan mozaiği görünümüne sahip Anadolu’nun son döneminde etkili olmuş isimlerden birisidir. Halk arasında “Alvarlı Efe, Alvar İmamı, Efe Hazretleri ve Lütfî Efendi” olarak tanınan bu gönül erinin ismi Hâce Muhammed Lütfî Efendi’dir (k.s). Alvarlı Efe (k.s.), 1868’de Erzurum’un Pasinler (Hasankale) ilçesinin Kındığı köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Muhammed Küfrevî’nin halifelerinden Hâce Hüseyin Efendi’dir. Çevresinde ‘Hüseyin Gedâi Hazretleri, “Nur Efe” ve “Nur Dede” gibi lakaplarla tanınan Hüseyin Efendi, sûfî, âlim ve şair bir zattır. Annesi Hatice Hanım’dır. Efe Hazretleri’nin annesinin Hz. Peygamber (s.a.v.) soyundan olduğu nakledilmektedir. Kardeşlerinin isimleri şöyledir: Hasbî Efendi, Ahmed Efendi, Hâce Mahmud Vehbi Efendi ve Hacı Emin Efendi.[2]

Alvarlı Efe Hazretleri, ilk olarak babasının ders halkasına dâhil olmuş daha sonra Erzurum medreselerinde çeşitli âlimlerden Arapça, Tefsir, Hadis, Kelam, Fıkıh gibi temel İslâmî ilim dallarında icazet almıştır. İcazet almasından sonra 1890 yılında Hasankale merkezde bulunan Sivaslı Camii’ne imam tayin edilmiştir. İmamlık vazifesine başladığı yıl babasıyla birlikte Muhammed Küfrevî’yi ziyarete gitmiş ve babasının da üstadı olan bu büyük zata bu ziyarette intisap etmiştir. Babasının gözetiminde beş yıl süren bir seyr ü sülûk neticesinde Muhammed Küfrevî (k.s.), Efe Hazretleri’ne icazet vermiştir.[3]

1891 yılında Erzurum’a bağlı Dinarkon köyüne görevini naklettiren Efe Hazretleri, babasıyla birlikte, bir yandan imamlık görevini ifa etmiş bir yandan da Küfrevî’nin yolunu neşretmiştir. Bu arada Efe Hazretleri, şeyhinin izniyle Tillo’da bulunan Kâdirî şeyhi Nur Hamza Efendi’yi ziyaret etmiş ve ondan Kâdirî icazeti alarak görev mahalline dönmüştür.[4] Yirmi beş yıl Dinarkon köyünden kalan Efe Hazretleri, 1916’da Rusların Erzurum’u işgali üzerine Erzincan’ın Tercan ilçesine bağlı Yavi köyüne yerleşmiştir. Efe Hazretleri, Erzurum ve çevresindeki Rus ve Ermeni işgallerine karşı gerek vaazları gerek halkı motive edici duruşu ve gerekse fiilî katılımıyla cihad etmiştir. Efe Hazretleri Oyuklu köyünde konuşlanan Ermeni ve Rus ordusuna ait cephaneliği ve halktan zorla alınan buğday, arpa ve yulaf gibi yiyecek maddelerini ele geçirerek Haydari Boğazı yakınlarındaki Zergide köyünde Türk askerlerine katılmıştır. 1918’de Türk ordusuyla birlikte Erzurum’a gelen Hazret, o gün babası Hâce Hüseyin Efendi’yi kaybetmiştir.[5]

Efe Hazretleri, Hasankale ilçesi müftülüğü kendisine teklif edilmesine rağmen Alvar köyü sakinlerinin ısrarı üzerine Alvar köyüne imam hatip olarak gitmiştir. 1918 ile 1939 yılları arasında burada irşat vazifesiyle meşgul olan Efe Hazretleri, bu köydeki hizmetleri ve yaygınlaşan irşat faaliyetleri sebebiyle Alvarlı Efe olarak tanınmaya başlamıştır. Yetmiş bir yaşına geldiğinde yıl 1939 olmuştur. Alvarlı Efe Hazretleri, çeşitli rahatsızlıkları nedeniyle Alvar’dan ayrılıp Erzurum merkeze yerleşmiş ve kalan ömrünü burada geçirmiştir.[6]

Efe Hazretleri, seksen sekiz yaşında 12 Mart 1956’da Erzurum’da vefat etmiştir. Cenaze namazını Erzurum Müftüsü Sâdık Efendi kıldırılmış, cenaze yirmi bir yıl imamlık yaptığı Alvar köyünde kalabalık bir cemaat eşliğinde babası Hâce Hüseyin Efendi’nin yanına defnedilmiştir.[7]

Bir Gönül Avcısı Olarak Muhammed Lütfî/Alvarlı Efe Hazretleri

Tasavvufî sistem, gönlü inşa etmek ve gönüller kazanmak üzere kurulmuş bir yoldur. Sûfîler, prensip olarak, gönül pasını silip canlı bir şekilde zikri hayatlarına hâkim kılmak ve bu şekilde gönüller inşa etmek düsturuyla hareket etmeyi benimsemişlerdir. Alvarlı Efe (k.s.) de bu kutlu kervanın müstesna üyelerinden birisidir.[8] O (k.s.), Allah Rasûlü (s.a.v.) ve sahabe-i kiram (r.anhüm) gibi fakr içerisinde bir hayatı tercih ederek gerçek manada yokluk sırrıyla hataların başı olarak tarif edilen dünya sevgisinin önüne geçmiş ve bu yönüyle yani dünyaya tamah etmeyen tavrıyla birçok gönle misafir olmuştur. Yine O (k.s.), sürekli bir şekilde âcizliğini nefsine hissettirerek gönül paslarını silmiş ve insanlara Yüce Yaratıcı karşısındaki âcizliklerini hissettirerek gönülleri mamur etmeye çalışmıştır. Fakr ve âcziyet anlayışı onu dünyaya değer vermeme anlamına gelen bir zühd üstadı ve yaratıcısı karşısında yokluğunu/mahviyetini itiraf eden samimi bir kul haline dönüştürmüştür. Onun bu hali, yaratılana Yaratan’dan ötürü şefkat duymaya[9] ve bu etkili yöntemle gönülleri fethetmesine zemin hazırlamıştır. Alvarlı Efe (k.s.), yaşamındaki sadelik ve tevazuu ile örnek bir mü’min/Müslüman/derviş olarak gönüllerde çok özel bir yer edinmiştir.

Hazret, zengin, fakir, âlim, fasık, cahil toplumun her kesiminden insanı ayırmaksızın evinde misafir etmiş, irşat içerikli sohbetleri ve nasihatleri ile birçok insanı tesir halkasına dâhil etmiştir.[10] Zor zamanlarda zikir, sohbet ve diğer yöntemlerle gönülleri mesrur etmeye devam eden Alvarlı Efe (k.s), “Ben bu dünyaya çıplak geldim çıplak gitmek isterim. Bu kadar vebal ile Allah’ın huzuruna çıkmam.” sözüyle gönül ihyasındaki başarısının sırrını deşifre etmiştir. Şatafatlı bir yaşamdan ısrarla kaçınan Hazret, gariplerin yanına gelip gitmesinden sevinç duyarak onların dertleriyle ilgilenmeyi, dertlerine çara aramayı bir görev telakki etmiş ve bu şekilde gönül kazanma sanatındaki ustalığını gözler önüne sermiştir. Efe Hazretleri, ömrünün son döneminde birçok hastalığına rağmen halkla hasbihal etmeyi, onlara nasihat ve sohbet yapmayı bırakmamıştır. Dergâh gibi kullandığı evinde her kesimden insanı ağırlamış, devlet yöneticisinden ilim adamlarına, zengininden fakirine, takva sahibi salih mü’minden içkiye müptela olmuş fasık kimseye kadar, her zümreden insan onun halkasında oturmuş ve irşadından istifade etmiştir.

Efe Hazretleri’nin hayatında altı çizilerek belirtilmesi gereken bir husus da ilim ve âlimlere verdiği değerdir. İyi yetişmiş bir âlim olarak Efe Hazretleri, hayatının hiçbir döneminde ilmî faaliyet ve âlimlerle iyi ilişkiler kurma noktasında bir gevşeklik göstermemiştir. Sağlığı el verdiği dönemlerde bizzat talebe okutarak sağlık problemleri sürecinde ise talebelerin maddî-manevî ihtiyaçlarıyla meşgul olarak ilmî faaliyetlerden geri durmamıştır. Âlimlere de özel ilgi gösteren, onların ilim ve tesir halkasından hem kendisi hem de sevenlerini yararlandırmak isteyen Efe Hazretleri’nin Erzurum Müftüsü Solakzâde Müftü Sadık Efendi, Hasankale Müftüsü Kamil Efendi, Mehmed Kırkıncı Hoca Efendi, Maksud Efendi Hoca, Hacı Faruk Efendi, İstanbul’da yaşayan Nakşbendî şeyhlerinden Ali Haydar Efendi ve Din İşleri Yüksek Kurulu Üyeliği görevinde bulunmuş Yaşar İşcan ile yakın münasebetleri bu endişesinin bir yansıması olarak görülmelidir.[11]

Alvarlı İmamı (k.s.), el emeğiyle geçinmenin maddî-manevî bereketini de hayatında hissetmiştir. O (k.s.), köylerde kaldığı süre içerisinde çiftçilik, hayvancılık ve kendisine imamlığı karşılığında verilen hububat ile geçimini temin etmiştir. Dünyaya meyli olmayınca, maddî bir şey için insanlardan bir talebi olmamış, sevenlerinin kendisine mal teklif etmesini bile hoş karşılamamış, aksine tüm ihtiyaçlarını Allah’a arz etmekle sadece O’na iltica etmiştir. Onun Yaratıcı’dan isteyip yaratılmışlardan ümidini kesmesi gönül hoşnutluğu ile ömrünü geçirmesine ve birçok insanın gönlünü fethetmesine vesile olmuştur.

Şeriatın esaslarına sımsıkı bağlılığı, cömertliği, ihsan makamında yaşadığı hayatı, ilmî ve irfanî sahadaki gayretleri, âlimlere hürmeti, gönül ehli insanlarla sarsılmaz diyaloğu, içerisinde yaşadığı zamanın gereklerini göz önünde bulundurarak hareket etmesi, yaratılmışa Yaratan’dan dolayı şefkat göstermesi ve hiç kimseyi incitmeden yaşam gayreti Efe Hazretleri’ni gönülleri fetheden bir avcı konumuna taşımıştır.[12] Onu gören, bu hallerini duyan ve gayretlerini nakleden herkes ister istemez onun manevî kişiliğinin tesir halkasına dâhil olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Çalışmamızı Hazret’in incitmemekle ilgili şu dizeleriyle sona erdirelim:

Hazer kıl kırma kalbin kimsenin cânını incitme

Esir-i gurbet-i nâlân olan insânı incitme

 

Tarîk-i ışkda bi-çâreyi hicrânı incitme

Sabır kıl her belâya hâne-yi Rahmân’ı incitme

 

Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme

Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme

 

Elin çek meyl-i dünyâdan eğer âşık isen yâre

Muhabbet câmını nûş et asıl Mansur gibi dâre

 

Hasislikden elin çek sen cömerd ol kân-ı ihsân ol

Konuşma câhil-i nâdân ile gel ehl-i irfân ol

 

Hakîr ol âlem-i zâhirde sen ma’nâda sultân ol

Karıncanın dahî hâlin gözet dehre Süleymân ol

 

Sana bir fâide yokdur bilirsin halk-ı gıybetden

Gözün aç âlemi bir bir geçersin çeşm-i ibretden

 

 

 

[1] Lütfî Efendi, Hâce Muhammed, Hülâsatü’l-Hakâyık ve Mektûbât-ı Hâce Muhammed Lütfî, Damla Yay., İstanbul 2011, s.349.

[2] Hâce Muhammed Lütfî, Hulâsatü’lhakāyık ve Mektûbât-ı Hâce Muhammed Lütfî (nşr. Seyfeddin Mazlumoğlu), İstanbul 1974, s. 508-512; Selahattin Kıyıcı, ‘Alvarlı Muhammed Lutfi Efendi’, İA, c.II, s.552; Farsakoğlu Ayşe, Hâce Muhammed Lütfî Efendi’nin Şiirlerinde Dinî ve Tasavvufî Unsurlar, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), AÜSBE, Erzurum 2010, s.17.

[3] Hüseyin Kutlu, Hâce Muhammed Lütfî Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri, İstanbul 2006, Damla Yay., s.39-45; Kadir Özköse, “Erzurum’da Faaliyet Yürüten Hâlidî Şeyhleri”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fak., Türk İslam Düşünce Tarihinde Erzurum Sempozyum Bildirileri, Erzurum 2007, s.290.

[4] Selami Şimşek, “Alvarlı Efe’nin Kâdirîliğe İntisabı ve Hülâsâtu’l-hakâyık’ta Kâdirîlik”, Uluslararası Hâce Muhammed Lütfî (Alvarlı Efe) Sempozyumu, c.II, s.452 vd.

[5] Hüseyin Kutlu, Efe Hazretleri Alvar İmamı Muhammed Lütfî Efendi, Sûfî Kitap Yay., İstanbul 2013, s.38.

[6] Salih Çoruh, Alvarlı Muhammed Lütfî Efendi’nin Tarikatı ve Tasavvufî Görüşleri (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Isparta 2015, s.18-30.

[7] Muhammed Lütfü Kındığılı, “Alvarlı Muhammed Lütfî Efe ve Ailesine Ait Mezar Taşları”, Uluslararası Hâce Muhammed Lütfî (Alvarlı Efe) Sempozyumu, c.II, s.22.

[8] Mahmut Kaplan, “Alvarlı Efe Muhammed Lütfi Divanı’nda Gönle Dair”, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 10/8 Spring 2015, s.69-93.

[9] Yusuf Turan Günaydın, “Hulâsatu’l-Hakâyık’ta Yunus Emre İzleri”, Uluslararası Hace Muhammed Lütfî (Alvarlı Efe) Sempozyumu (25-26 Nisan 2013 Erzurum) Bildiriler, c.II, s.160.

[10] Alvarlı Efe’nin (k.s) insan-ı kâmil anlayışı için bkz; Ayşe Farsakoğlu Eroğlu, “Hâce Muhammed Lütfî Efendi’nin Şiirlerinde İnsan-ı Kâmil”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı: III, (Klâsik Türk Edebiyatının Kaynakları Özel Sayısı -Prof. Dr. Turgut KARABEY Armağanı-), s.57-62.

[11] Alvarlı Efe’nin (k.s) Ebü’l-Hasan Harakanî (k.s) ilgili görüşleri için bkz; Bünyamin Çalık, “Alvarlı Efe Hazretlerinin Ebu’l-Hasan Harakanî’yi Tasvir Eden Gazelinin Yorumu”, Harakani Dergisi, Sayı: II, (201 4), s.69-82.

[12] Vahit Göktaş, “Tasavvufta İncitmeme Prensibi ve Alvarlı Efe Hazretleri’nde İncitmemenin Önemi”, Tasavvuf Yazıları, İlahiyat Yay., Ankara 2014, s.371-380.

Sayfayı Paylaş