HULÛSİ EFENDİ (K.S.)’DEN NASİHATLAR

232 Dergi-24

Nasihat, lügatlerde “bir kimseye doğru yolu göstermek, yapması ve yapmaması gereken şeyler üzerine dikkatini çekmek için söylenen söz, öğüt” anlamına gelen bir kelime olarak tarif edilir. Yine bu kelimenin “bir şeyi ve bir kimseyi içten ve gönülden sevmek, ona bağlanmak, ihlâs sadakat ve samimiyet” şeklinde bir manası daha vardır. Bu yüzden nasihat kavramını bu iki anlamıyla birlikte düşünmek gerekir. Böyle düşündüğümüzde birine nasihat ederken sadece “Şunu yap, bunu yapma.” şeklinde bir tavrın içinde olmayız. Aynı zamanda hem nasihat edilen konuyla ilgili kavrama, hem de nasihat ettiğimiz kişiye içten, samimi bir bağlılık, sevgi de göstermiş oluruz. Bu da nasihati, samimiyetle iç içe geçmiş bir anlayışa dönüştürür.

Edebiyatımızda Nasihatnâmeler

Nasihat sözlerinin yer aldığı eserler edebiyatımızda “nasihatnâme” yahut “pendnâme” olarak adlandırılır. Edebiyatımızda bu tarzda ve türde bir hayli eser bulunmaktadır.  Bunlar dinî, siyasî, tasavvufî, içtimaî vb. konularda olabilir. Dinî-tasavvufî nasihat kitapları denildiğinde ise Yunus Emre’nin Risâletü’n-Nushiyye’si¸ Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’i, Edib Ahmed-i Yüknekî’nin Atebetü’l-Hakâyık’ı, Ahmed-i Yesevî’nin Hikmetler’i, Nâbî’nin Hayriyye’si bunlar arasında en çok bilinenlerdir.

Nasihatnâmelerin bu kadar önemli görülmesi ve yaygınlık kazanması ise Kur’an ve sünnet temelli bir anlayışla ilgilidir. Lokman Suresi 13-19. ayetlerde yer alan, Hz. Lokman’ın oğluna verdiği öğütler, bu tür eserlerin en önemi referans kaynağıdır. Bu durum, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in: “Din, nasihattir.” hadisiyle birlikte düşünüldüğünde bu tarz eserlerin telif sebebi daha iyi anlaşılacaktır. Zira insan, uyarıcı, yol gösterici sözlere ihtiyaç duyan bir varlıktır. Bu yol göstericiliği ise hem temel kaynakları hem de insan fıtratını çok iyi bilen şahsiyetler yapabilir ancak. Onlar bu tür eserlerle insanları eğitmeyi, onlara dürüst ve ahlâklı fertler olması konusunda rehberlik etmeyi gaye ediniriler.

Hulûsi Efendi (k.s.)’den Bir Nasihat Şiiri

İşte bu isimlerden biri de Hulûsi Efendi (k.s.)’dir. Gerçi müstakil bir nasihatnâme yazmamıştır ama gerek Divan’ında gerekse mektuplarında bu tarz ifadeler fazlasıyla yer alır. Hatta onun bütün eserlerini dolaylı yahut doğrudan nasihat veren eserler olarak görmek de mümkündür.  Çünkü mürşid vasfındaki şahsiyetlerin gayesi sadece şiir yazmak değil şiirin anlatım imkânlarından faydalanarak taliplerine hak ve hakikat konusunda rehberlik etmektir. Bu anlamda onun hemen her şiirini nasihat bağlamında okumak mümkündür. Fakat biz, mevzuyu tek bir şiirden hareketle ele almaya çalışacağız. Bahsini ettiğimiz şiir, Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî’nin 163. sayfasında yer alan 238 no’lu şiirdir. Hulûsi Efendi (k.s.);

Çalış tefeyyüz eyle yücel temeyyüz eyle

Fazilette sehâda örnek insan ol örnek

Beytiyle başlayan bu şiirinde bize Hakk’ın razı olabileceği bir insan olabilmenin yol ve yönteminden bahsederek yapmamız ve yapmamız gereken konularda nasihatler etmektedir. Bu ilk beyitte vurguladığı kavram “çalışmak, gayret etmek”tir. Fakat bu fiilin amacı Hulûsi Efendi (k.s.)’ye göre “tefeyyüz eylemek” yani maneviyat yolunda “feyiz bulmak, ilerlemek, yükselmek” için çalışmak olmalıdır. Çünkü kemalat yatay değil dikey bir yolculuktur. “Yücelmek” tavsiyesi bu sebeple yapılmaktadır. Bu yolda yürüyen pek çok kimse bulunabilir fakat hedefe varmak isteyen “temeyyüz eylemeli” yani “benzerleri içinde sivrilme, seçilir duruma gelme, kendini gösterme” fiilini gerçekleştirebilmelidir. Bu bir üstünlük iddiası değil, yürüdüğü yolda hedefe en güzel şekilde varma niyetiyle ilgili bir durumdur.

 

Bu temel hedefe varmanın yolu ise elbette sadece çalışmak değildir. İnsan, bu yolda başka vasıfları da kuşanmalıdır.

 

Doğruluk kârın olsun vefâ şiârın olsun

Sadâkatta vefâda örnek insan ol örnek

 

beytinde dile getirilen vasıflar ise “doğruluk”, “vefalı olmak”, “sadık olmak” tır. Çünkü hedefe vasıl olmak, hedefe doğru bir yoldan doğrulukla yürümekle mümkündür. Bu da “sadık” olmayı yani “samimi ve vefalı” olmayı gerekli kılar.  Böyle olmayanlar, bu vasıfları kuşanamayanlar, kemalat yolunun yolcusu olamazlar. Yolda ya şaşırıp istikameti kaybederler yahut da maksatlarına erişemeden geri dönerler.

 

Yolun Önderi ve Örneği Hz. Peygamber (s.a.v.)’dir

 

İnsanın neye, kime nasıl bağlanacağı, hangi ölçüye göre doğru yolda olacağı, vefanın, sadık olmanın ne manaya geldiği ise iyi bilinmelidir. Yol rehberi asıl olarak kim olacaktır? Yani yolun kılavuzu, mürşidi kim olmalıdır ki yoldan geri dönülmesin yahut hedeften şaşılmasın. Hulûsi Efendi (k.s.) 3. beyitte bunu da söylüyor:

 

Şol müselsel turrene bendeylemiş tâ ezel

Tarîk-i Mustafâ’da örnek insan ol örnek

 

Buna göre yolun asıl rehberi, mürşidi, kılavuzu Hz. Peygamber (s.a.v.)’dir. Yürünmesi gereken yol O’nun yoludur. O’ndan sonra gelenler ise velilerdir. Bunlar bir silsile olarak adeta zincir şeklinde Hz. Peygamber (ıs.a.v.)’e bağlanmış, onun yolunu yol bilmiş kimselerdir. Burada Süleyman Çelebi’nin “İşbu resm ile müselsel muttasıl/Tâ olunca Mustafâ’ya müntakil” mısralarını da hatırlayabiliriz.  O da peygamberlerin hikâyesini anlatırken onların da birbirine bağlı olarak geldiklerini söyler. Bu, şu açıdan önemlidir. Gerek bir peygamber gerekse bir velinin yolu kendiyle başlayıp kendiyle bitmez. Tevhid, ta ilk peygamberden beri değişmeyen, tek bir hakikattir. Ondan sonra gelen her peygamber, daha sonra ise âlimler ve ârifler Allah’a ve peygambere çıkan tevhid yolunun kendi dönemlerindeki mübelliğleri, mümessilleridir.

 

Şükür, Yolu Bereketli Kılar

 

Böyle bir yolda yolcu olmak, gayret, çalışma, örneklik gerektirdiği gibi yol aldıkça “şükür”ü de gerektirir. Zira şükür olmazsa nefis her başarıyı kendine mal edebilir. Bu yüzden yolcunun kuşanması gereken bir vasıf da “şükredici” olmasıdır. Bu anlayışa göre kul, Allah’a hamd ü senada daim ve kaim olmalı, üstelik bu yolda sürekli olarak aşk, muhabbet halinde, samimiyetle yürümelidir.

 

Neylesün yok kurtuluş gönlüm dîvâne olmuş

Hakk’a hamd ü senâda örnek insan ol örnek

 

Bir sonraki beyitte ise insanın sahip olması gereken başka vasıflar üzerinde durulur:

 

İhlâs ile amel kıl hâlini mükemmel kıl

Keremde ve atâda örnek insan ol örnek

 

Bu beyitte vurgulanan özelliklerden ilki ibadetin ihlâs ile yapılması, böylece kâmil olma yolunda mesafe alınması, diğeri ise cömertlikte ve vermede başkalarına örneklik yapmasıdır. İbadetin ihlası insanın iç dünyasını güzel kılarken cömertlik ise bu güzel halin dışa yansıyan şekli olarak düşünülmelidir.

 

Son beyitte de Allah’a itaat, her vesile ile her an, hem de en güzel biçimde kulluk vazifelerini yetine getirmek, bu uğurda gayretli olmak, neticeyi ise tevekkülle karşılamak, razı olmak konularına temas edilmektedir.

 

Allah’a itaat kıl her veçhile tâat kıl

Tevekkülde rızada örnek insan ol örnek

 

Örnek Olmak

 

Şiirin tamamı görüldüğü gibi bir nasihatnâmedir. Üzerinde durulan vasıflar çalışmak, yükselmek, erdemli olmak, doğruluk, vefa, sadakat, şükür, ihlas, tevekkül ve rızadır. Bunların her biri gerek Kur’an’da gerekse hadislerde söylenen mümine ait vasıflardır. Demek ki Allah ve Rasûlü bizim böyle insanlar olmamızı istemektedir. Bunun nasıl gerçekleşeceği de Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ve O’nun yolunda yürüyen velilerin örnek hayatlarında görülmektedir. Yine her beyitte tekrarlanan “örnek ol” ifadesi de önemli görülmelidir. Demek ki hangi vasfı kuşanmışsak o manada onu en iyi yaşayan, temsil eden insan olmak da bu vasıfları taşımak kadar önemli bir husustur.

 

 

Sayfayı Paylaş