EDİRNE’DE DOĞUP TAHTA GEÇEN SON OSMANLI PADİŞAHI: SULTAN III. MUSTAFA

232 Dergi-14

Osmanlı padişahlarının 26. sı, İslâm halifelerinin ise 105. si olan III. Mustafa (Mustafa-yı Sâlis), 28 Ocak 1717/14 Safer 1129 tarihinde Edirne’de dünyaya gelmiştir. Babası Lâle Devri padişahı Sultan III. Ahmed, annesi ise Mihrişah Emine Sultan’dır. III. Mustafa Han, Edirne’de doğup tahta geçen son Osmanlı padişahıdır. Dinî ilimler, ede­biyat, tarih, coğrafya, nücum/astroloji, tıp, devlet idaresi ve askerî konularda ilim tahsil etmiş, donanımlı bir kişidir. Görünüm olarak orta boylu, iri gözlü, yassı burunlu ve siyah sakallı olarak tarif edilir. O; son derece dindar, takva sahibi, tutumlu, müşfik, çalışkan ve cömert bir insandı. Büyük İstanbul depreminde evlerini ve yakınlarını kaybeden halka kendi kesesinden yardım etmesi onun şefkat ve merhametinin en büyük göstergesidir.

Sultan III. Mustafa bahtsız bir padişahtır. Onun bahtsızlığı çocukluğundan beri onu adeta bir gölge gibi takip etmiştir. Zira o, Patrona Halil İsyanı’yla saltanatı sona erdirilen babası III. Ahmed ile beraber Topkapı Sarayı’nın Kafes Kasrı’na kapatılmıştır. 13 yaşında başlayan bu mahkûmiyet 27 sene boyunca öylece devam etmiştir. Fakat o, bu sıkıcı hayatı faydalı meşguliyetlerle kıymetlendirme yoluna gitmiştir. Dört duvar arasında sürekli okumuş, yeni şeyler öğrenmiş, özellikle ilm-i nücum, edebiyat ve tıp alanlarında derinleşmiştir.

Çeyrek asır boyunca sıkıntılı bir tecrit hayatı yaşayan III. Mustafa, tahta çıkabilmek için iki amcaoğlunun (I. Mahmud ve III. Osman) saltanat sürelerinin bitmesini beklemek mecburiyetinde kalmıştır. Kendisinden birkaç gün büyük olan ağabeyi Şehzâde Mehmed’in 2 Ocak 1756’da şüpheli ölümü III. Mustafa’ya saltanat yolunu ardına kadar açmıştır.

27 Senelik Sıkıntılı Hayatından Sonra 40 Yaşında Gelen Saltanat

Sultan III. Mustafa, amcazâdesi III. Osman’ın 1757’de vefat etmesiyle 30 Ekim 1757 tarihinde 40 yaşında tahta çıkmıştır. I. Mahmud’un ve III. Osman’ın çocukları olmadığı için taht yolu kendisine açılmıştı. Yeni padişah Kafes Kasrı’ndan çıkartılıp Sünnet Odası’na davet edilmiş, burada padişahlığı kendisine tebliğ edilmiştir. Cülus töreni Bâbüssaade önünde yapılmıştır.  Sarayburnu, Tophane, Tershane ve Yedikule’den cülus topları atılmıştır. Çiçeği burnunda padişah, ertesi gün kılıç kuşanmak için büyük bir alayla önce Fatih Türbesi’ne, oradan Edirnekapı üzerinden Eyüp’e gitmiş, tahtta kaldığı müddetçe adaletle hükmedeceğinin bir nişanesi olarak şeyhülislâm tarafından kendisine Hz. Ömer’in kılıcı kuşatılmıştır.

Sultan III. Mustafa, kendisinden önce padişah olan (selefi) III. Osman’ın bilge sadrazamı olan Koca Ragıp Paşa’yı görevde bırakmış, onun engin tecrübelerinden yararlanmayı uygun görmüştür. Devletin dış işlerini ona havale etmiştir. Devlet yönetimine vakıf bir sadrazamla çalışması Sultan III. Mustafa’nın işlerini bir hayli kolaylaştırmıştır. Padişah daha sonra da dul kız kardeşi Saliha Sultan’ı Koca Ragıp Paşa’yla evlendirmiştir.

Sultan III. Mustafa Yenilikçi Bir Padişahtı

Yenilikçi bir padişah olan Sultan III. Mustafa, zamanın gerisinde kalmamanın ve zamanın ruhunu yakalayıp yenileşmenin elzem olduğu düşüncesindeydi. Bu yüzden ıslahat(lar) yapmanın gayreti içerisindeydi. Onun zamanında önemli ıslahatlar yapan Prusya Kralı II. Frederik’in tecrübelerinden faydalanmak istiyordu. Bu gayeyle Ahmed Resmî Efendi’yi II. Frederik’e göndermişti. Prusya Kralı II. Frederik, Sultan III. Mustafa’ya Ahmed Resmî Efendi vasıtasıyla ıslahat hareketlerindeki muvaffakiyetinin üç altın anahtarı hükmündeki şu kıymetli öğütlerini göndermişti: “1.  Bol bol tarih okuyun, eski tecrübelerden faydalanın. 2. Güçlü bir orduya sahip olmaya çalışın ve barış zamanında askerlerinizi sürekli eğitime tâbi tutun. 3. Hazineniz daima parayla dolu bulunsun, ekonomiye önem verin.” Sultan III. Mustafa, bu öğütleri Ahmed Resmî Efendi’den dinledikten sonra acı acı gülmüş, sonra da “Biz de bunları yapmak niyetindeyiz, lâkin yolu nedir?” diyerek kendi kendine söylenmiştir.

Sultan III. Mustafa, zamana ayak uydurmakta güçlük çeken, donanım olarak çağın gerisinde kalan, zaman zaman da başına buyruk hareket eden mevcut orduda mutlaka bir yenileşme yapılması gerektiği düşüncesindeydi. O, bu düşünceyle askerlere eğitim kuralları getirmiştir. Bütün karşı çıkmalara rağmen tüfeklere süngü taktırmıştır. Yeni bir tophane kurdurup güçlü toplar döktürmüştür. Bahriye, istihkâm ve topçu okulları açmıştır. İhtiyaçları göz önünde bulundurarak yaşlı subaylara bile eğitim zorunluluğu getirmiştir.  Ordudaki ıslahatlar hususunda Baron de Tott adlı Macar uyruklu Fransız’dan faydalanmıştır. Baron de Tott, Osmanlı topçu sınıfını yeniden ele alıp modernize etmiş, Sürat Topçuları Ocağı’nı kurmuş, askere Avrupa usulü eğitim yaptırmıştır. Boğaz’da kaleler inşa ettirmiştir.

Sultan III. Mustafa Dönemi Osmanlı’da mimarî faaliyetlerin yoğun olduğu hareketli bir dönemdir. Bu dönemde İstanbul’da büyük depremlerin olması mimarî faaliyetlerin yoğunlaşmasının sebeplerinden biridir.  Başta Eyüp Sultan ve Fatih Camileri olmak üzere bunun gibi önemli mabetler ve tarihî yapılar bu tabiî afetler neticesinde yıkılmıştır. Yıkılan yerler ya tamamen yeniden yapılmış ya da tamir edilmiştir. Bununla beraber Ayazma ve Kadıköy İskele Camileri de onun zamanında yapılan dinî eserlerdir. Fakat hiçbirinde kendi adı yoktur.

Sultan III. Mustafa tarafından inşa ettirilen Lâleli Camii, Osmanlı Devleti’nden günümüze intikal eden önemli mabetlerden biridir. Caminin kendisinden çok, dillere pelesenk olan hikâyesi mühim ve enteresandır. 1760-1764 yılları arasında yaptırılan bu kıymetli eser, bir camiden öte, birçok müştemilata haiz külliyedir. Fakat günümüze sadece cami kısmı kalabilmiştir. İmaret, çarşı, dükkânlar, çeşmeler, sebil, türbe, medrese, han, muvakkithâne ve mumhâneden müteşekkil külliye ne yazık ki günümüze ulaşamamıştır.

Sultan III. Mustafa, “Cihangir” Mahlâsıyla Güzel Şiirler Yazmıştır.

Uzun yıllar cihana hâkim olan Osmanlı Devleti kültür, sanat ve edebiyat alanında da dikkate değer işlere imza atmıştır. Öyle ki devleti yöneten II. Murad/Muradî, Fatih Sultan Mehmed/Avnî, II. Bayezid/Adlî, Yavuz Sultan Selim/Selimî ve Kanunî Sultan Süleyman/Muhibbî gibi padişahlar şiire gönül vermişlerdir. Osmanlı Devleti’nin şair padişahlarından biri de Sultan III. Mustafa’dır. O,  “Cihangir” mahlâsıyla birbirinden güzel divan tarzı şiirler kaleme almıştır. Müşfik bir karaktere sahip olan III. Mustafa, şiirlerine engin bir tevazuunun gereği olarak “el-fakir Mustafa Han-ı Sâlis” şeklinde imza atardı. Onun aşağıdaki mısraları dönemin idarî ve sosyal sıkıntılarını göstermesi bakımından önemlidir:

“Yıkılupdur bu cihân sanma ki bizde düzele/Devleti, çarh-ı deni verdi kamu mübtezele/Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hazele/İşimiz kaldı heman merhamet-i lemyezele” (Bu devlet düzeni bozulmuştur. Dönemimizde de düzeleceğini sanma. Kader ve düzen, devlet çarkını işe yaramaz kimselerin eline verdi. Şimdi devlet görevlerinde bulunanlar hep işe yaramaz ve fuzuli insanlardır. Bu yüzden işimiz Allah’ın merhametine kalmıştır.)

Sultan III. Mustafa Dönemi Osmanlı-Rus Savaşı

Sultan III. Mustafa Dönemi’nin ilk yılları barış, huzur ve sükûn içinde geçmiştir. Bunda onun barış yanlısı tecrübeli sadrazamı ve eniştesi Koca Ragıp Paşa’nın büyük rolü vardır. Osmanlı Devleti bu dönemde 1768 Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar önemli bir mesele(savaş) yaşamamıştır. 1762’de Rusya’da II. Katerina başa geçince Osmanlı dış politikasında ve Osmanlı-Rus ilişkilerinde olumsuz değişmeler baş göstermiştir. Bunda devleti her türlü maceradan uzak tutan ve sağduyulu hareket eden Koca Ragıp Paşa’nın ölümü de etkilidir.

Rusya’nın sürekli olarak Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Lehistan(Polonya) topraklarına saldırması, Yunanistan’ı ve diğer Balkan ülkelerini Osmanlı’ya isyana teşvik etmesi, Rus süvarilerinden kaçan Lehistanlıların Kırım hanlarına ait Balta kasabasına sığınması, Rusların bu kişileri takip ederek söz konusu kasabaya saldırması, Lehistanlılarla beraber Müslümanları da kılıçtan geçirmeleri bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu saldırgan tavır ve davranışlar Osmanlı’yı harekete geçmeye mecbur bırakmıştır.  Devlet-i Âliyye’nin Savaş Divanı 8 Ekim 1768’de III. Mustafa’nın başkanlığında toplanarak Rusya’ya savaş ilân edilmiştir. Böylelikle Osmanlı’da 28 yıl 10 ay süren barış dönemi sona ermiştir.         Ruslarla savaş kaçınılmaz olunca III. Mustafa, Hacı Mehmed Emin Paşa’yı sadrazamlığa getirerek kendisine “Serdar-ı Ekrem” unvanını vermiş ve Rus seferine göndermiştir. Fakat yeni sadrazam askerî bilgiden yoksun olduğunu paşalara itiraf etmiş, ordunun sevk ve idaresini onlara bırakmıştır.  Böyle aciz bir sadrazamla savaşa girilmiştir.

Uzun süren barış dönemi Osmanlı askerlerinin savaş kabiliyetini köreltmişti. Bir de devlet böyle çetin bir savaşa hazırlıksız yakalanmıştı. Kocası III. Petro’yu öldürerek yerine geçen Çariçe II. Katerina yönetimindeki Rusya ise muazzam bir askeri güce sahipti. Tüm bu olumsuzluklara rağmen I. ve II. Hotin Zaferleri kazanılmıştır. Bu zaferlerden sonra padişaha “Gazilik” unvanı verilmiştir. Fakat savaşın Sadrazam Hacı Mehmed Emin Paşa’yla sürdürülemeyeceği anlaşılmış, onun yerine Hotin Seraskeri Moldovânî Ali Paşa getirilmiştir.

Osmanlı ordusu Ruslara karşı zafer kazanmanın hesapları içerisindeydi. Yeni sadrazam Moldovânî Ali Paşa, Turla Nehri’nin karşısındaki Rus askerine ulaşmak için köprü kurmuş, karşı kıyıya geçerek Ruslara kayıplar verdirmiştir. Fakat bir gece vakti sular yükselince derme çatma yapılan köprü, üstündeki askerlerimizle sulara gömülmüştür. Bu durum askerimizin moralini bozmuştur. Ordu Isakçı’ya çekilmiştir. Köprü faciasını duyan harap haldeki Hotin muhafızları da dirençlerini kaybetmişlerdir. Neticede Ruslar Eflâk-Boğdan voyvodalıklarıyla Kafkasya’yı istila etmişlerdir. Bu hezimet karşısında Sadrazam Hacı Mehmed Emin Paşa görevden azledilmiş, yerine Beylerbeyi Halil Paşa geçmiştir.

Osmanlı ordusunu yenen Rusların başındaki Çariçe II. Katerina bu sefer de İngilizlerin de desteğini alarak Mora’ya asker çıkarmış, burayı almak için şeytanî planlar yapmıştır. Düşman askerleri Mora’da Müslümanları kadın çocuk ayrımı yapmadan hunharca katletmiştir. Bunun üzerine padişah Sultan III. Mustafa eski sadrazamlardan Muhsinzâde Mehmed Paşa’yı Mora Seraskerliği’ne tayin etmiştir. Ruslar direniş gösterse de mağlup olmuş, perişan vaziyette kaçmak mecburiyetinde kalmışlardır. Moralleri alt üst eden sıkıntıların arifesindeki bu zaferden sonra Muhsinzâde Mehmed Paşa’ya “Mora Fatihi” unvanı verilmiştir.

Mora Zaferi’nin müspet tesiri çok sürmemiş, bu zaferin ardından gelen bozgunlar ve felâketler kara günlerin habercisi olmuştur. Her şey güzel giderken tarihe kapkara bir leke olarak geçen “Çeşme Bozgunu” yaşanmıştır. 6 Temmuz 1770 gecesi Rus donanması, Çeşme Limanı önüne gelerek Osmanlı gemilerini topa tutmuştur.  İngiliz subaylarından Greig’in hazırladığı ateş gemileri limana girmiş, Greig filosundan atılan bir humbaradan Osmanlı gemileri tutuşmuştur. Böylece başlayan yangın, gemilerin birbirinin üstüne düşmesinden dolayı süratle ilerlemiş, birkaç saat içinde, hemen hemen bütün donanma yanıp kül olmuştur.      7 Temmuz sabahı, ateşten kurtulan bir kalyon ile birkaç küçük gemi limandan çıkarken Rusların eline geçmiştir. Kaptân-ı Deryâ Hüsameddin Paşa, gemisiyle Sakız Adası’na sığınmıştır. Çok geçmeden de görevinden azledilmiştir. Cezayirli Hasan Paşa, gemisinin havaya uçmasına rağmen kurtulmayı başarmıştır. Çeşme Savaşı’nın ardından Limni Adası’nı kuşatan Orlov, Cezayirli Hasan Paşa’ya yenilerek çekilmek zorunda kalmıştır.

Osmanlı ordusu 1771’deki muharebelerde büyük kayıplar vermiş, ardından da Ruslar Kırım’ı işgal etmiştir. Kırım hanı ve birçok Kırımlı İstanbul’a göç etmek mecburiyetinde kalmıştır. Kırımlıların önemli bir kısmı da hunharca öldürülmüştür. Üst üste gelen hezimetler padişah III. Mustafa’yı çok üzerek sağlığını bozmuştur. Padişah 1773 yılının son aylarında iyice rahatsızlanmış, 21 Ocak 1774 tarihinde, bir cuma günü ebediyete irtihal etmiştir.

Sayfayı Paylaş