DERGİCİLİK ve SOMUNCU BABA DERGİSİ

232 Dergi-39

Dergicilik, ilk sevdaların sessiz ve derinden çağladığı, ilk heyecanların anaforunda kararlı bir deniz yolculuğuna benzer. Limana varmadan, bazen ilk çıkan fırtınada alabora olur, sağ salim eve dönmeye çalışırsın.

Dergicilik,  meselesi, derdi olanların oluşturduğu bir kültür hareketidir. Gayet hasbî duygularla bir araya gelen hayatı baharında birkaç genç, derginin ana fikrini, politikasını oluşturmak için yola çıkarlar. Harçlıklar ortaya konur, yeni evli delikanlı, eşinin birkaç bileziğini sermayeye dönüştürmek üzere mahcup ve tedirgin duygularla kuyumcu yolunu tutar. Ya nasip denir, niyet hayır akıbet hayır diye başlangıç yapılır. Bir apartmanın bodrum katıda olur, bir bekâr evinin küf kokan, sigara izmaritleri ile kirletilmiş büyük odası da. Kaç gece sabahlanmıştır bilinmez. Yarı uykulu gözlerle iş yolunda ya da okul sırasında kendisini bulur. Dergi çıkacak mı, çıkarsa kaç sayı olur. Sermaye sözü veren tüccar falanca amca ne kadar ve nereye kadar bize destek olacak, gün boyu kafada dolanıp durur. Tatlı, sancılı ve heyecanlı bir dönemdir. Yaşayan bilir, bir fikre öncülük etmek, bir mefkûre etrafında referanslar ile kazanılan tanışıklıkları, dostluk halesine dönüştürmek ne tarifsiz bir şeydir. Afrika çölünde Antarktika sağunu özlemek gibi bir duygu yüküdür. Sancılıdır, zira ortaya ne çıkacağını dahi bilmediğin bir sevdanın peşinden koşmaktasın. Ama olsun bütün fikir akımları ve sosyal oluşumlar böyle başlar.

Doğunun mustarip mütefekkiri, Cemil Meriç üstadımız, dergiler için, fikrin hür kaleleridir, der. Kitabı fazla ciddi, gazeteyi ise fazla sorumsuz bulur. Çünkü gazete, günlük akan bir haber ırmağıdır. Yarının ne getireceğini, hangi haberi birinci sayfadan vereceğini, konunun önemine atıfla, oldukça iğreti durur. Dergi çalışması, bütün bu kaygıların dışında sessiz ve sürekli olmasıdır. Bağımsız olmak, bağlanmanın en asude yoludur. Kendin olacaksın ki, bir gönle akmak için yol bulacaksın. Dergiler bu yönüyle, irfan dünyasına sağlam basamaklar kurar.

Somuncu Baba Dergisi

Somuncu Baba dergisi, çıktığı günden bu yana değişerek, hep dönüşüm yaşadı. İyi ve doğrunun peşinde oldu, faydalı ve güzeli yazdı, araştırdı. İlk acemilik ve ürkeklik, yerini ofset baskıya ve amatör ruhun getirdiği bir ustalığa ve olgunluğa bıraktı. Tasavvufun, kadim gönül dostlarının çizgilerini takip etti. Büyük mutasavvıf Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi( k.s.)’nin Divanı, satır satır, mısra mısra buradan saçılan ışıkla, paslı gönülleri cilalayıp, parlattı. Yalın, içten ve muhabbet dolu satırlara ev sahipliği yaptı. Alanında üstat, yetkin kalem ve eser sahipleri kendine sürekli yer buldu. Dergimizin mana yolcuğunda iddiası büyüktü, ama tevazuu içinde sessiz ve derinden yol aldı. Kırmadan, incitmeden gönüller inşa etmeye baktı. Güncel olandan çok, kalıcı ve uzun soluklu yazıları taşıdı sayfalarına. Şiir, makale, edebiyat, kitap tanıtımları, eğitim ve tarih üzerine usta kalemlerin görüşü hep bu mecrada çağlayan misali akmaya devam etti. Çok şükür uzman ve gönül ehli bir kadro ile asude yolculuğuna vakur bir şeklide devam etmektedir.  Yazarından dağıtıcısına, hatta okuyucuları mana ikliminin bir zambağı olup;  sayfa sayfa, gönül gönül açılmaktadır. Bu kaçınılmaz bir güzellik ilkesidir. “Sözün nereye ulaşmasını istiyorsanız, nerden çıktığına bakın.” misali. Bir görüş ve düşünce etrafında toplanmanın, kendi içinde getirdiği kolaylıklar ve güzellikler de vardır.

Gündemini gönül ikliminde oluşturan istikrarlı bir yolculuk içinde yürütüyor. İncitmiyor, incinmiyor. Tarafsız değil, haktan ve adaletten yana duruş sergiliyor. Sessiz değil, derin çığlıkları göğsünde besliyor. Günceli, gündemi,  aşk ve muhabbetten öte, asla bir şeyin iddiasında bulunmadılar. Hani derler ya, “Bülbülün kırk türküsü olurmuş, kırkıda gül üstüne”. Yavuz Sultan Selim; ölüm döşeğinde, dostu, sırdaşı, naibi Hasan Can’a döner, “Söyle Hasan Can, bizim halimiz, şu an nicedir.” dediğinde “Sultanım, Hak ile birlikte olduğunuz demdir.” cevabı üzerine vakur ve teslimiyetçi bir sesle “Hasan Can, Hasan Can, O’ndan gayrı biz neyle meşgul olduk, bir dem, bir nefes ondan gafil mi kaldık?” der.

Ruh ve Mana Mekteplerimiz: Dergiler

Bir gönül dostunun etrafında bulunmak, bu tarz çalışmaları kolaylaştırır. Her şey hazırdır, dağıtım ve satış kaygısından uzak, gönülleri ihya ve inşa etmenin tarifsiz keyfi yaşanılır. Kültür tarihimizde, fikir ve sanat dünyamızı süsleyen edebiyat dergilerinden bahsederek vefa borcumuzu ödeyebiliriz. İsimleri adeta bir marka olan, mektep büyüklüğünde fikir ve gönül dostlarımız vardır. Bir Sebil dergisi, Kadir Mısıroğlu ile anılır. Tefekkürün huzur veren kalesi Büyük Doğu dergisi, Necip Fazıl Kısakürek´in ismini devleştirir. Diriliş dergisi, Sezai Karakoç üstadın yıllar yılı çıkarmaya çalıştığı biricik huzur ve düşünce limanıdır. Mavera dergisi, Yedi Güzel Adamla (Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Alâeddin Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Mehmet Akif İnan) ekol olmuştur. Serdengeçti dergisi, kalender meşrepli Osman Yüksel Serdengeçti ile anılır. Yönelişler, Ebubekir Eroğlu ile özdeşleşmiştir. Türk Edebiyatı Dergisi, Ahmet Kabaklı ismini gün ışığına çıkarmıştır. Hisar dergisi, Mehmet Çınarlı gibi isimleri kültür ve edebiyat dünyasına kazandırmıştır.

Son dönemin, Dergâh, Hece, Edebiyat Ortamı, Türk Edebiyatı, İtibar, Aşkar, Mahalle Mektebi, Ay Vakti, Yedi İklim, , Piyan, La dergisi, Ihlamur, Şiar, Cins, Nihayet, Karabatak, Karakalem, Yolcu, Lacivert dergisi gibi yaşayan daha birçok İstanbul ve Anadolu merkezli dergilerimizi, şimdilik soluklanacak vaha buldukları için, ayakta kalmaları adına umutlanıyorum. Bu dergilerimizi, yollarına devam etmeleri için, omuz verilmesi, desteklenmesi, satır satır okunması gereken, edep ve irfan adacıklarının tarifeli vapurları diye adlandırmak istiyorum. Hepsi ayrı bir güzellikte, hepsi ayrı bir tazelik ve zarafette yolculuklarını sürdürüyorlar.

Anadolu toprağının gümrah fidanları olarak, Sivas’ta Aşkar, Konya’da Mahalle Mektebi, Osmaniye’de Güneysu, Kayseri’de Berceste dergileri, bitmeyen dertli ve içli türkülerini satır satır, mısra mısra terennüm etmeye devam ediyorlar.

Eli kalem tutan, gönlüne mısraının aşkı düşmüş hangi yazarımız ya da şairimiz yoktur ki bir dergide yazmasın. İnsanın nefes aldığı, fikir ve düşünce tarlarının kurutulmadan damar damar yeşertildiği yerler hep dergiler olmuştur. Sosyal medya dergiciliği öldürür mü? Bugün, tartışılması gereken, kafa yorulması gereken konuların başında gelmektedir. İtibar, gibi birçok şair ve yazarın ilk eserlerini yayınladığı bir edebiyat mektebinin, fikir kulübünün kapısına kilit vurması cidden bizleri üzmüştür. Acaba, kaç sayısına destek verdik,  o da başka bir çelişikler yumağı değil mi? Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir milyon aktif öğretmen kadrosu, şu kadar da akademisyenlerimiz, yüksek tahsil yapan öğrencilerimizi de dahil edersek, bu dergileri yaşatmak niçin mümkün olmuyor?

En ironi olanını da, dergiye yazı gönderenlerin sayısının, abone sayasının birkaç katı olduğunu öğrendiğimde yaşadım. Yani yazı gönderenler dergiyi alsa, sahiplense bu iş yürüyecek. Gerçi bu, her meslekte böyle yaşanmaktadır. Doksanlı yıllardı… İlçenin ileri gelen bir yöneticisi,  şekercide saatlerce sohbet etti, yedi içti, ucuz diye geçti karşı şekerciden bir kilo bayramlık şekerini aldı. Az önce muhabbetle tatlandığı dostunun gözünün içine bakarak, pişkin pişkin yoluna devam etti. Vefasızlık ve çıkar dünyası, her yerde geçer akçe olmuş.

Bugün Anadolu’dan büyük şehirlere, okumak için selam çakan, heyecanı burnunda gençlerin hayalleri aşağı yukarı bu atmosferde atar, durur. Sivas, Eskişehir, Bursa, Maraş, Konya gibi mümbit ve velut diyarlarımızda, karabatak gibi fikrin batmış çıkmış dergi sevdalısı, nice tarifsiz yolculukların yalnız erlerini gördüm. Hüznü ve melali yaşamış, yaşının üstünde bir olgunlukla hayata meydan okuyan, yüreği kıpır kıpır fikir ve edebiyat atan, makûs talihli gençler göçtü gitti bu dünyadan. Yılmışlık esintileri yüzleri yalarken,   daha derinlerden çığlık atan yürek çarpıntıları,  dert sahibi insanları yaralıyor, bir hiçlik ve vurdumduymazlık senfonisi de yeni bestelere doğru ellerini ovuşturuyor.  İsmail Kılıçaslan, Hüseyin Akın, Ömer Yalçınova, Mustafa Uçurum, Mustafa Aydoğdu, Mahmut Bıyıklı gibi usta yazarlarımızın bu meyanda, manifesto gibi dolu dolu birçok, yürek paralayan yazıları olmuştur.

Dergi etrafında oluşan dostluk ve fikir halesi,  kimi zaman uzun soluklu, kimi zamanda saman alevi gibi, birkaç sayı sonrasında sönüp gitmiştir. Bu atmosferde oluşan dostluklar, o kadar kalıcıdır ki, çoğu zaman, artık birbirleri için aileden biri olurlar. Abi kardeşten öte, bir fikir ve sanat akrabalığı başlar. Bunlar, ilk lise aşkları gibi, temiz ve yalın yolculuklardır. Asla, küçümsenmez, boşa kürek çekildiği söylenmez, yıllar sonra başka bir nehrin kıyısında, dinlenirken görürüsünüz bu yalın kılıç sevdalılarını. Mefkûresi,  söyleyecek sözü olanın haykırdığı serbest kürsülerdir dergiler. İçinde bulunduğu zamanı kuşatan, samimiyet kokan hiçbir emek, bugüne kadar boşa gitmemiştir. Yeter ki sermaye, fikre ve dergi politikasına müdahil olmasın. Kol kola, el ele yürüsünler. Emredici değil, ilke vaaz eden, dikta eden değil, duruş sergileyen bir sanat ve edebiyata yolculuk hazırlığı olsun. Kişiyi, ömür boyu kulaç atacağı, her derinlikten korunacağı, bir fikir ve sanat yüzücüsü yapar sonrasında. Hiçbir yazar, şair ve akademisyen de yoktur ki ilk ürünlerini, ilk eserlerini böyle bir ortamda yeşertmesinler. Yılgınlığa düşmeden, düştükçe daha da bilenerek, bu yolda yürümek en büyük arzumuz olmalıdır.

Başta Somuncu Baba olmak üzere, tüm dergilerimize bereketli ve uzun soluklu bir ömür diliyoruz.

 

 

Sayfayı Paylaş