BİLENLERE SELAM OLSUN

232 Dergi-46

Bilmek; düşünce dünyasından en iyi bir şekilde beslenmektir. İnsan bildiğini yaşamaktan zevk alır. Sevdikleriyle bilgilerini paylaşma ihtiyacı hisseder. Bu yüzden sevip saydığı, kendine yakın hissettiği insanlarla konuşur, dertleşir ve yazışır. Biz de sözlerimize öncelikle selam ile başlayalım.

 

Yüce Rabbi bilenlere

Hakk kapıya gelenlere

İman ile ölenlere

Sevenlere selam olsun

 

Gece gündüz şükredene

Aklı ile fikredene

Seherlerde zikredene

Erenlere selam olsun

 

Ben kulunum diyenlere

Gerçekleri duyanlara

Az rızıkla doyanlara

Verenlere selam olsun…

 

İnsanoğlu Allah’ı hakkıyla bilmek, O’na şükretmek, O’nu zikretmek ve O’na ibadet etmek ister. İbadetler; Allah emrettiği yaratılış gayesi olduğu için, nimetlerin şükrünü yerine getirmek için, O’nun rıza ve hoşnutluğunu kazanmak için yapılır. En değerli olanı da Allah (c.c.) ibadete en layık olduğu için yapmaktır. Kendini bilen insan, yaratanını bildiği gibi yaratılmışların en şereflisi olduğunu ve niçin yaratıldığını da bilir.

 

Hak âşığı gönül dostu Yunus Emre şöyle diyor.

 

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır

 

Okumaktan mana ne

Kişi Hakk’ı bilmektir

Çün okudun bilmezsin

Ha bir kuru ekmektir.

 

“Onlar Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O’nun tasarrufundadır. Gökler O’nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.”[1]

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[2] Ayette de buyrulduğu üzere, ilim yönünden kendini yetiştirenle yetiştirmeyen bir değildir. İbadet ve kulluk vazifelerimiz için önce ilim, sonra amel gelir. Bu sebeple ilim öğrenmek farzdır. Çünkü ilmi olmayan bir kişi ibadetlerinde de eksik davranabilir.

 

Cenab-ı Hak yarattığı varlıkların en şereflisi olan insanın, kâinat âlemine gelip, yüce sıfatlarıyla süslediği mükemmel eserlerini görüp, o güzel sıfatların sahibi olan Zatı tanıması ve O’nu tanıyarak eşsiz bir sevgiyle ona bağlanması için yaratmaya sıfırdan başladığında kâinatı ilim, kudret, hikmet ve rahmet sıfatlarıyla donatmıştır.

 

Bu âlemde bize Rabb’imizi anlatan üç büyük tanıtıcı vardır. Bunlardan birincisi, içinde yaşadığımız şu büyük kâinat kitabı; ikincisi kâinatın yaratılmasının sebebi, varlıkların efendisi ve Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.); üçüncüsü ise kâinat kitabının yazılmış şekli ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yaşam tarzı olan Kur’an-ı Kerim’dir.

 

İlmin üstünlüğü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından da çok güzel bir şekilde izah edilmiştir; Sehl İbn-i Sa’d (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ali’ye  şöyle buyurdu: “Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın senin aracılığınla bir tek kişiyi hidayete eriştirmesi, senin en kıymetli dünya malı olan kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır.”[3]

 

 

[1] 39/Zümer, 67.

[2] 39/Zümer, 9.

[3] Buhari, Fezailu’l- Ashab, 9; Müslim, Fezailu’s-Sahabe, 34.

Sayfayı Paylaş