BEŞERÎ AŞKTAN İLÂHÎ AŞKA

232 Dergi-37

Aşk imiş her ne var âlemde

İlm bir kıyl ü kâl imiş ancak

Bir milletin dili ve kültürü, edebî eserleri, o milletin kimliğini, zihniyetini, hayat felsefesini, inancını olduğu gibi yansıtan kıstaslarındandır. Biz her işe aşk ile sarılan bir milletiz. Ateşten bir gömlek olduğunu bile bile, âşık olmasını da iyi biliriz, aşkta sadakatin önemli olduğunu da… Sözü, söz ustalarına bırakalım:

Fermân-ı aşka cân iledir inkıyâdımız

Hükm-i kazaya zerre kadar yok inadımız

Bâkî

Aşkın fermanına boyun eğmekliğimiz ta candan ve yürektendir. Bu uğurda alınyazımıza karış zerre kadar inadımız ve karşı koymamız söz konusu olamaz.

Aşk, zor bir yüktür. Onun altında kalana Allah kolaylık versin.

Mihnet-i aşk ey dil âsândur diyü çok urma laf

Aşk bir yükdür ki ham bulmuş anun altında kaf

Fuzûlî

Ey gönül aşkın sıkıntısı kolaydır diye çok konuşma; zira aşk öyle bir yüktür ki kaf, onun altında bükülüp kalmıştır.

Aşk, benim diyenlerin kaldıracağı bir yük değildir. Aşk ki…

Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir

Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa

Taşlıcalı Yahya

Aşk, bir demir dağı delip boynuna asıp gezmek gibidir. Eğer kolay olsaydı herkes âşık olurdu.

Birbirimizle, hatta kendi mesnevimizin kahramanı ile bile yarıştığımız olur aşk hususunda:

Mende Mecnun’dan füzûn âşıklık isti’dadı var

Âşık-ı sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var

Fuzûlî

Bende Mecnun’dan daha fazla âşıklık yeteneği var. Gerçek âşık benim, ama Mecnun’un adı çıkmış bir kere.

Türk aşkı kaimdir, bakidir, batılılara bu hususta hiç benzemeyiz. Pazara kadar değil, mezara kadar desek de mezardan sonra da hatta kıyamet gününe bile saklanmış sevdamız vardır.

Kemiğim yapsalar tarak

Yâr zülfünün tellerine

Seyrânî

Keşke ben öldükten sonra kemiğimden bir tarak yapsalar da onu sevgiliye sunsalar, böylece hasretiyle can verdiğim zülfün tellerine dokunabilir, kokusunu alabilirim.

Dest-bûsı ârzûsuyla ölürsem dostlar

Kuze eylen toprağım sunun anınla yâre su

Fuzûlî

Dostlarım, eğer sevgilinin elini öpme arzusuyla, o ele hasret çeke çeke ölecek olursam; mezarımın toprağından bir kâse yapıp onunla sevgilime su ikram edin.

Mahşer günü görem derem ol serv-kâmeti

Ger anda görünmese gel gör kıyâmeti              

Fuzûlî

O servi boylu sevgiliyi mahşer günü göreyim derim. Eğer o günde de görünmese gel de kıyâmeti gör.

Hangi işe aşkla sarılırsak o iş mutlaka sağlam demektir, çünkü:

Aşkın iğnesiyle dikilen dikiş

Kıyamete kadar sökülmez imiş

Seyrânî

Biz hep hasretle bağrı yanan bir milletiz. Hasret bağrımızı yakan bir ateş, ölümlere eştir bizde. Ölüm ile hasretliği tartarız da hasretin hep ağır geldiğine şahit oluruz. Ve hasretle yanan bağrımızdan bir ah çekecek olsak neler yanar, neler…

Sîneden derd ile bir âh edeyin kim dönsün

Aksine çerh-i felek mihr-i dırahşânı bile

Neşâtî

Dert ile bağrımdan öyle ah edeyim ki, gökyüzü, hatta onun parlak güneşi bile tersine dönsün, kıyamet kopsun.

Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız

Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden   

Selimî

Biz, ayrılık bahçesinin öyle yanık yanık ve yakıcı öten bülbülüyüz ki sabah rüzgârı gül bahçemizden geçse, ateş kesilir, yanar.

Allah’a da âşık oluruz, Peygamber (s.a.v.)’e de… Beşerî aşklarımız da meşhurdur bizim Leyla ile Mecnun, Hüsn ü Aşk, Hüsrev ile Şirin… Bunlar da güzeldir, çünkü o aşklar da ilahi aşk için bir köprüdür, biliriz. Nitekim Leyla, Leyla derken Mevlâ, Mevlâ diyen de bizdik. Sevdiğimizi de tabii olarak kıskanırız biz. Sadece canlılardan bile değil, sevgilinin üzerine giydiği güllü elbiselerden bile…

Güllü dîbâ giydin amma korkarım âzâr eder

Nâzenînim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni 

Nedim

Ey sevgili, sen üstünde gül resmi olan ipekten bir elbise giydin. Giydin ama o elbisenin üstündeki gülün dikeninin gölgesi seni incitecek, senin tenine zarar verecek çok korkuyorum…

Daha nelerden kıskanmayız sevdiğimizi… Bakın bir gönlü yaralı âşık nasıl kıskanıyor sevdiğini:

Havadaki turnalardan

Su içtiğin kurnalardan

Yerdeki karıncalardan

Sakınırım kıskanırım

Seven insan, elbette sevdiğini kıskanır. Kıskanmıyorsa sevgisini gözden geçirmesi gerekir; fakat öyle şairlerimiz var ki bu kıskançlığı hastalık derecesine vardırır, sevdiğini kendisinden, sevdiğinin annesinden bile kıskanır:

Düşmanımdır seni kim

Bulursa cana yakın

Anan bile okşasa

Benim bağrım kan olur 

Faruk Nafiz Çamlıbel

Biz vatanımıza da aşk derecesinde bağlıyız. Uğruna canımızı feda etmekten çekinmeyiz vatanın; söz konusu vatan olunca diğer aşklarımızı bir yana bırakır ve…

Râyete meylederiz kâmet-i dil-cû yerine

Tûğa dil bağlamışız kâkül-i hoş-bû yerine

 

Heves-i tîr ü keman çıkmadı dilden aslâ

Nâvek-i gamze-i dil-dûz ile ebrû yerine

Gâzî Giray

Gönül çeken boy yerine, bayrağa meylederiz; güzel kokulu saç yerine de tuğa gönül bağlamışızdır. / Bir güzelin, gönül delen, oku andıran yan bakışlarıyla kaşlarının sevgisi yerine ok’la yay arzusu gönlümüzden çıkmadı.

Hepimiz bir gün öleceğiz. Bunu bilmek bize hiçbir korku vermiyor, ama vatandan ayrılmak var ya işte asıl ıstırap bu:

Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;

Lakin vatandan ayrılışın ıstırabı zor

Yahya Kemal Beyatlı

 

Sayfayı Paylaş