OSMANLI’NIN SON PARLAK DEVRİNİN PADİŞAHI: SULTAN I. MAHMUD

Edirne’den İstanbul’a, Kafesten Taht’a Bir Ömrün Serencamı

Osmanlı Devleti’nin 24. padişahı, 103. İslâm halifesi olan Sultan I. Mahmud, 02 Ağustos 1696’da (03 Muharrem 1108) Edirne Sarayı’nda dünyaya gelmiştir. Doğumu nedeniyle görkemli kutlamalar yapılmıştır. Babası II. Mustafa, annesi ise cariye kökenli Saliha Valide Sultan’dır. Eşleri Âlicenap Kadın, Aişe Kadın, Hatem Kadın, Verdinaz Kadın, Hatice Rami Kadın, Tiryâl Kadın; ikballeri ise Meyyase Hanım, Fehmi Hanım, Sırrı Hanım ve Habbabe Hanım’dır. Harem hayatını seven I. Mahmud, en çok cariyesi bulunan sultanlardandır. Kafes hayatı yaşadığı dönemde kısırlaştırıldığı için çocuğu olmamıştır. Çocuğu olmadığı için “İki şeyden kâm almadım, biri evlât biri mehtap.” demiştir.

Şehzade I. Mahmud’un çocukluğu, babası II. Mustafa’nın daha çok Edirne’de oturması nedeniyle bu şehirde geçmiştir. Sultan I. Mahmud, 23 Ağustos 1703’te “Edirne Vakası” diye adlandırılan isyan sonucu tahttan indirilen babasıyla İstanbul’a getirilip Topkapı Sarayı’nın Kafes Kasrı’nda göz hapsine alınmıştır. Burada 1730’e kadar aralıksız 27 yıl kalmıştır.

Sultan I. Mahmud; hayırseverliğiyle tanınan, sevgi ve şefkat timsali annesi Saliha Sultan’dan iyi bir terbiye görmüştü. Büyük annesi Gülnûş Sultan’ın da üzerindeki etkisi çoktur. Onun çocukluğu ve gençliği kafes hayatıyla geçse de, öz büyükannesi olan Gülnûş Emetullah Sultan sayesinde yine de diğer Osmanlı padişahları gibi, iyi bir eğitim görmüştür. Hocaları, ilmiyle meşhur Şeyhülislâm Feyzullah Efendi ve onun oğlu İbrahim Efendi’dir.

Babasının ve Amcasının Hayatından İbret Dersleri Çıkaran Âkil Bir Sultan

Sultan I. Mahmud, babası II. Mustafa öldüğünde yedi yaşındaydı. I. Mahmud, babasının ölümünün ardından amcası Sultan III. Ahmed tarafından Edirne’den İstanbul’a getirilerek sarayda kafes denen bir daireye kapatılmıştır. 1705 yılında da kardeşleriyle birlikte sünnet edilmiştir. I. Mahmud uzun kafes hayatında kuyumculukla iştigal etmiştir.

Sultan I. Mahmud, Patrona Halil İsyanı sonucunda amcası III. Ahmed’in tahttan çekilmesi üzerine 2 Ekim 1730’da(19 Rebîülevvel 1143)  padişah olmuştur. Sabırlı ve dirayetli bir insan olan I. Mahmud tahta çıktığında 35 yaşındaydı. I. Mahmud’un selefi olan amcası III. Ahmed, yeğenine hem biat hem de etrafındakilere gereğinden çok güvenmemesi konusunda nasihat etmiştir. Söz konusu nasihati önemine binaen paylaşmak istiyorum:

“Ey oğul! Vezirine teslim olma. Daima ahvalini araştır ve beş-on sene birini vezarette müstakil istihdam eyleme ve kalem-i dürûğlarına asla itimat etme. Merhamet sahibi ol. Cömertliği elden bırakma. Gayet tasarruf üzere ol. Hâlen hazinelerde bulunan malı zâyi etme. İşi kendin gör, ele itimat etme. İşte benim ahvâlim sana nasihat için yeterlidir. Hacet sahiplerine adaletle davran. Kimsenin bedduasını alma. Şehzadeler sana emanettir. Oğlum, devlet işlerini baban (II. Mustafa) ve ben (III. Ahmed) başkalarına bıraktığımızdan bu durum başımıza geldi. Sen bizzat idareyi eline al! Allah saltanatını mübarek etsin!”

Sultan I. Mahmud, Şeyhülislam ve Sadrazamları Uzun Süre Görevde Tutmamıştır

Sultan I. Mahmud, babası II. Mustafa ve amcası III. Ahmed’in yaşadığı vahim hadiselerden kendisine dersler çıkarmıştır.  Özellikle amcasının verdiği nasihatleri hayat düsturu hâline getirmiştir. Bu çerçevede hiç kimseyi şeyhülislâmlık ve sadrazamlık makamında uzun süre tutmamış, belli zaman aralıklarıyla değiştirerek yeni kişileri bu makamlarda görevlendirmiştir.  Böylece makam sahiplerine bir anlamda gözdağı da vermiştir. Onun saltanat döneminde 12 farklı şeyhülislâm ve 15 farklı sadrazam görev yapmıştır.

Şeyhülislâmlık makamına hocası Şeyhülislâm Feyzullah Efendi’nin iki oğlunu getiren I. Mahmud’un sadrazamları arasında en önemli yeri Hekimoğlu Ali Paşa almıştır. O, aslında I. Mahmud’un babadan bir ağabeyiydi. Yani şehzadeydi. Diğer sadrazamları arasında Silahtar Mehmet Paşa, Kabakulak İbrahim Paşa, Topal Osman Paşa, Gürcü İsmail Paşa, Seyyid Mehmed Paşa, Muhsinzâde Abdullah Paşa, Yeğen Mehmed Paşa, Hacı İvaz Mehmed Paşa, Nişancı Şehla Hacı Ahmed Paşa, Seyyid Hasan Paşa, Tiryaki Hacı Mehmed Paşa, Seyyid Abdullah Paşa, Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa ve Çorlulu Köse Bahir Mustafa Paşa yer alır.

Patrona Halil İsyanı Bastırılınca Sultan I. Mahmud Gerçek Gündemine Dönmüştür

Sultan I. Mahmud; padişahlığının ilk günlerinde, hiç istemese de, kendisini tahta çıkaran isyancıların ve onların çıbanbaşı durumundaki Patrona Halil’in isteklerini yerine getirmek mecburiyetinde kalmıştır. Devlet adamları ve memurlar isyancıların arzuları doğrultusunda atanmıştır. Sultan III. Ahmed’in padişahlık yaptığı Lâle Devri’nde Kâğıthane ve Sadabat’ta yapılan gösterişli köşk ve konakların çoğu isyancıların fütursuzca taşkınlıkları sonucu yakılıp yıkılmıştır. Yine hak ve hukuk tanımayan isyancı başının istekleri ve ölçüsüz davranışları bitip tükenmek bilmemiştir. İstanbul’un neredeyse her sokağını küstahça haraca bağlamışlardır. I. Mahmud’un Patrona Halil ve yandaşlarına karşı sabrı artık tükenmiştir. III. Ahmed’i tahtından eden Patrona Halil’i ve adamlarını saraya davet eden I. Mahmud, kurduğu tuzağı ustaca işleterek, başta bir hamam tellağı olan Patrona Halil olmak üzere, asilerin hepsini ortadan kaldırmıştır. Böylece İstanbul ve saray huzur ve sükûna kavuşmuştur.

Rusya ve İran’la Yapılan Savaşlar ve Ülke Sınırlarının Belirlenmesi

Sultan I. Mahmud, Patrona Halil belâsından kurtulduktan sonra asıl işleri olan ıslahatlara ve Osmanlı’nın ciddi ve öncelikli sorunlarına yönelmiştir. Patrona Halil İsyanı’nın bastırılması I. Mahmud’u asıl gündemine yoğunlaştırmıştır. Osmanlı-İran Savaşları sürerken çıkan bu isyan yüzünden, İranlıların son saldırılarına karşılık verilememişti. 1731’de başlatılan karşı saldırı bir yıl devam etmiş, 30 Temmuz 1731’de Kermenşah geri alınmış, 16 Eylül 1731’de Korican Zaferi kazanılmıştı. 11 Ekim 1731’de Urmiye Kalesi, 4 Aralık 1731’de de Tebriz geri alınmıştır. 10 Ocak 1732 tarihinde imzalanan Ahmed Paşa Antlaşması ile Kafkasya Osmanlılara, batı İran ve Azerbaycan İranlılara kalmıştır. Güneyde Kasr-ı Şirin sınırı değişmemiş, kuzeyde Aras Irmağı iki ülke arasında sınır yapılmıştır.

Bu antlaşma Osmanlı Devleti’ni ve İranlıları tatmin etmeyince çatışmalar 1746’ya kadar devam etmiştir. Osmanlılar 19 Temmuz 1733’te Bağdat önlerinde bir zafer kazanmışlardır. İran Şahı Nadir Şah 1743’te Irak sınırına saldırmış ve Musul’u kuşatmıştır (27 Eylül 1743).

29 Temmuz 1744 günü Kars’ı da kuşatan Nadir Şah, iki üç ay sonra kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmış ve geri çekilmiştir (9 Ekim 1744). 4 Eylül 1746 tarihinde yeni bir barış antlaşması imzalanmış, ancak dengeler değişmeyince sınırlar da değişmemiştir.

Rusya’nın, Lehistan’ın iç işlerine müdahale etmesi, Avusturya ile ittifak yapması, sürmekte olan İran savaşları sırasında Kırım ordusunun Kafkasya üzerinden geçmesine izin vermemesi ve Azak kalesini işgal etmesi gibi nedenler, Sultan I. Mahmud’un 16 Haziran 1736’da Rus seferine çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu kutlu seferin ilk adımı olarak 4 Ağustos 1737’de Banyaluka Zaferi kazanılmıştır. Balkanlara ve Kırım’a saldıran Ruslar feci şekilde yenilerek geri çekilmişlerdir. 1 Eylül 1739’da Belgrad Kalesi geri alınmıştır. Osmanlı Devleti’nin Avusturya cephesinde başarılı olması, Rusya’nın barış istemesine sebep olmuş, Osmanlı Devleti 18 Eylül 1739 tarihinde Avusturya ve Rusya’yla Belgrad Antlaşmasını imzalamıştır. Bu antlaşmaya göre Azak Kalesi Ruslara bırakılacak, Rusların savaş sırasında elde ettiği topraklar Osmanlı’ya teslim edilecek ve Ruslar Karadeniz’de savaş ve ticaret gemisi bulundurmayacaktı. Bu antlaşmanın imzalanmasında Fransa’nın katkıları olduğu için Fransa’ya daha önce verilmiş olan imtiyazlar arttırmıştır.

Sultan I. Mahmud, “Sebkâti” Mahlasıyla Birbirinden Güzel Şiirler Yazmıştır

Birçok Osmanlı padişahı gibi Sultan I. Mahmud da, ince ve derin ruhlu, sanatkâr bir padişahtı. Sanata derinden ilgi duyar, sanatçıları sever ve korurdu. Keman çalan, hat sanatıyla uğraşan I. Mahmud, aynı zamanda edebiyatın şiir dalıyla ilgilenir, “Sebkâti” mahlasıyla birbirinden güzel şiirler yazardı. O, şairliğinin yanında âlim ve bestekâr olarak da bilinir. O, Lâle Devri sırasında başlatılan kültür-sanat faaliyetlerini de ısrarla sürdürmüştür.

Sultan I. Mahmud “Söylersin” redifli o güzel gazelinde şairlikteki ustalığını ve hünerini göstermiştir:  “Kerem-bahş olmaz ey dil hâlini cânâne söylersin/Vefâ me’mûl idersin ger aceb yabâne söylersin//Sebekhân-ı cefâdır şimdi ol şûh-ı sitem-güster/Hemân bîhûde derdin ol cefâ-cûyâne söylersin//Tutar ol gamze-i kâfir-küş be-dest hançer-i ser-tîz/Yine ey tıfl-ı dil şükrin hezâr insâna söylersin//Meşâmm-ı câna bûy-ı bahş-ı lutf ümmîd idüp andan/Hevâsın oldugun ol gonca-i handâna söylersin//Ne dâniş itdi tahsîl Sebkatî tab’-ı seher-pîşen/Ki her nazm-ı neşât-efzâyı sen şâhâne söylersin” Yine o, bir kıtasında şu güzel mısralara yer veriyor: “Varalım kûy-ı dil-ârâya gönül hû diyerek/Kokalım güllerini gonca-i hoş-bû diyerek/Şerbet-i lâ’li hayâli bizi öldürdü meded/Gidelim kûyına yârin bir içim su diyerek”

Sultan I. Mahmud, Yaptırdığı Eserlerle Osmanlı Mimarî Dönüşümünün Öncüsüdür

  1. Mahmud dönemi Osmanlı’nın imar çalışmalarının üst düzeyde olduğu verimli bir dönemdir. O, mimarî alanda öncü olmuş isimlerden biridir. I. Mahmud döneminde cami başta olmak üzere çok sayıda saray, çeşme, askerî okul, kışla ve kütüphane inşa edilmiştir.

Osmanlı mimarisinin önemli yapıları arasında yer alan ve klasik mimarînin dışına taşan Çemberlitaş’taki Nuruosmaniye Külliyesi 1748’de onun döneminde inşa edilmeye başlanmış; ancak 1755’te kardeşi III. Osman döneminde tamamlandığı için kendi adıyla değil onun adıyla anılmıştır. Yine I. Mahmud’un 1740’ta yaptırdığı Ayasofya Şadırvanı, Osmanlı mimarisinin şaheserlerinden biridir. Bu, İstanbul’daki en büyük ve en güzel şadırvanlardandır.

Sultan I. Mahmud Han ıslahat ve yenilik fikirlerine açık bir insandı. Ülke içerisinde gerçekleştirdiği birçok imar faaliyeti bunun ispatı niteliğindedir. O, Lâle Devri’nde başlayan imar çalışmalarını imkânlar ölçüsünde devam ettirmiştir. Onun döneminde 81 yapı inşa edilmiştir. Bu dönemin en büyük eseri 1734/35 yıllarında tamamlanan Hekimoğlu Ali Paşa Camii ve Külliyesi’dir. Tophane’deki Sultan I. Mahmud Çeşmesi de o dönemde inşa edilen eserler arasındadır. Sultan I. Mahmud zamanında sadece İstanbul’da değil, İstanbul dışında da eserler yapılmıştır. Bu dönemde Halep’te Osman Paşa Külliyesi, Kahire’de Habbaniye Sultan I. Mahmud Tekke ve Sebili inşa edilmiştir. Ayrıca; Erzurum Vezir İbrahim Paşa Camii, Cağaloğlu Hacı Beşir Ağa Külliyesi, Şumnu Şerif Halil Paşa Camii ve Külliyesi yapılmıştır.

Sultan I. Mahmud, gelmiş geçmiş Osmanlı padişahları içerisinde en çok kütüphane yaptıran aydın bir kişidir. 24 yıllık padişahlığı süresince 12 tane kütüphane inşa ettirmiştir.  Bunlardan en önemlisi sayılan Ayasofya Kütüphanesi Ayasofya’nın güneyindeki iki payanda arasında yer alır. Kütüphane; okuma salonu, Hazine-i Kütüb (kitapların korunduğu oda) ve bu iki bölümün arasındaki koridordan oluşur. I. Mahmud,1739 tarihinde Ayasofya’nın güney tarafına eklettirdiği bu güzide kütüphaneye dört bin civarında yazma eser bağışlamıştır. Okumayı ve kitabı çok seven I. Mahmud, Yalova’da bir kâğıt fabrikası inşa ettirmiş, matbaayı desteklemiş ve dönemindeki birçok kitabın yayımlanmasına katkıda bulunmuştur.

Sultan I. Mahmud daha çok askerî alanlarda olmak üzere, ciddi ıslahatlar yapmıştır. I. Mahmud döneminde Fransa’dan gelen Kont Dö Bonnevale, Müslüman olarak Humbaracı Ahmed Paşa adını almış, orduda birçok yenilikler yapmıştır. Bu çerçevede topçu ve humbaracı ocaklarını yeniden düzenlemiş, orduya subay yetiştirmek gayesiyle Mühendishâne-i Berrî Hümayun’u açmıştır. Bu, Osmanlı-Rus savaşlarında başarıyı beraberinde getirmiştir.

Zayıf ve kısa boylu olan I. Mahmud, sakin bir karaktere sahipti. İyilik ve hayır yapmaktan hoşlanırdı. Divan toplantılarına katılarak halkın şikâyetlerini dinler, sorunlarını çözerdi. Cirit oynamaktan, ata binmekten ve yüzmekten çok hoşlanırdı. Satranç meraklısıydı.

I. Mahmud, 27 Safer 1168’de (13 Aralık 1754) cuma namazından dönerken Topkapı Sarayı’nın Demirkapı girişinde vefat etmiştir. Yenicami yanındaki Valide Turhan Sultan Türbesi’ne, babası I

Sayfayı Paylaş