MUSTAFA TAKÎ EFENDİ (K.S.)’NİN EDEBÎ ZEVKİ

Mustafa Takî Efendi (k.s.), tefsir, hadis, fıkıh, kelam, İslâm tarihi ve tasavvuf gibi İslâmî disiplinlerde olduğu kadar tarih ve edebiyat gibi diğer ilim dallarında da iyi yetişmiş entelektüel bir ilim adamıdır. Takî Efendi, günümüze ulaşabilen eserlerinde ve bazı makalelerinde, çalışmaları arasına serpiştirdiği çeşitli beyitler, bazı ayetlerden alıntı yaptığı pasajlar, çeşitli salât u selam cümleleri ve özlü sözlerle sözün gücüne olan inancını gösterebilme adına adımlar atmıştır. Onun edebî zevkini ve şiire olan yatkınlığını elimizde mevcut olan bir ilahîsi ve üstadı Tokatlı Hacı Mustafa Hâkî Efendi’nin vefatı dolayısıyla kaleme aldığı bir mersiyesinde de gözlemlemek mümkündür.[1]

Takî Efendi’nin, işlediği konulara uygun bazı ayetlerden pasajları eserlerinde naklederek fikirlerini daha veciz ifadelerle dile getirme gayretinde olduğu gözlemlenmektedir. O, çeşitli makalelerinde şu ayetlerden alıntılarla ifadelerini sağlamlaştırma yoluna gitmiştir: ‘Hasbünallahü ve ni’mel-vekil’[2], ‘Ni’mel-Mevlâ ve ni’me’n-nasır’[3], ‘Fa’tebirû yâ uli’l-ebsâr’[4], ‘Vesselamü ala meni’t-tebea’l-hüda’[5]

Takî Efendi, makalelerinde ‘El’hakku ya’lû vela yu’lâ aleyh’[6] gibi bazı kelam-ı kibar ve ‘La havle vela kuvvete illa billahi’l-azim’[7] gibi bazı dua cümlelerine de yer vermiştir.

Takî Efendi, ayetlerden ve bazı kelam-ı kibar ifadelerden yaptığı alıntılar kadar birçok şairin şiirlerinden istifade ile de eserlerini zenginleştirme yoluna gitmiştir. Onun üzerinde en çok etkisi olan şairleri ve şiirlerini şu şekilde dile getirebiliriz:

  1. Hakanî Mehmed Bey (ö.1015/1606) ve ‘Hilye-i Hakanî’ Adlı Eseri

Türk edebiyatında Hilye’si ile ün kazanmış şairlerden biri olan Mehmed Bey, İstanbullu olup ömrünü saray çevresinde geçiren şairlerdendir. Hayatı hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmayan Mehmed Bey’in çeşitli görevlerin ardından sancak beyliğine kadar yükseldiği bilinmektedir. Mehmed Bey, ömrünün sonlarına doğru Divan-ı Hümayun muhasebeciliği görevinde bulunmuştur. ‘İltifât-ı Bekâ’ tamlamasına denk gelen 1015/1606 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.[8] Mehmed Bey’in kabri bugün, Edirnekapı’dan Fatih’e uzanan ana caddenin başlangıcında bir benzinci bitişiğinde parmaklıklar içinde kalmış ve bir daha hiç açılmamış bir harabe halindedir.[9]

Mehmed Bey, Hilye adlı eserini 1007/1598-9 yılında tamamlayarak Çağalazâde Sinan Paşa’ya sunmuştur. 712 beyitten müteşekkil eser aruzun ‘Feilâtün feilâtün feilün’ kalıbında kaleme alınmıştır. Hilye-i Hakanî’nin ilk baskısı Tabhâne-i Âmire’de 1264/1848’de yapılmıştır. İkinci baskısı 1292/1875’de Mehmet Emin Bey Matbaası’nda, üçüncü baskısı ise 1309/1891’de Mahmud Bey Matbaası’nda gerçekleştirilmiştir. Mehmed Bey’in Hilye’sinden başka orta hacimli bir ‘Divan’ı ve bir Kırk Hadis tercümesi olan “Miftâhu’l-Fütuhât” isimli iki eseri daha mevcuttur.[10]

Takî Efendi, “Târih-i Nûr-i Muhammedî” adlı eserinin birinci cildinin birinci cüzünün sonunda[11] Hakanî Mehmed Bey’in Hilyesi’nden alıntı yaparak kendisinin çalışmada mensur olarak verdiği bilgileri manzum bir şekilde dile getiren Mehmed Bey’in ifadeleri ile eserini zenginleştirmiştir. Takî Efendi, 37 beyitten oluşan bu alıntıya Hilye’deki; “Genc-i pinhân gibi tâ evvelden/Zâtı ferdiyyet ile kâim iken.” şeklinde başlayan 47. beyitten başlamış Hilye’nin birçok beytini ve farklı atlayış seçenekleri ile atlayarak 705. beyti olan ‘Hâsılı ey şeh-i iklim-i vefâ/ Sana cânımda fedâ ben de fedâ.’ beyti ile sonlandırmıştır. Takî Efendi’nin bu alıntıları bizi Târih-i Nûr-i Muhammedî adlı eserinin bu bölümünde dile getirdiği bilgilere uygun düşen manzum ifadeleri tercih ettiği sonucuna götürmektedir.

  1. İmam Busûrî (ö.1296) ve “Kaside-i Bürde/Kasidetü’l-Muhammediyye” Adlı Çalışması

İmam Busûrî, 608/1212’de Mısır’da dünyaya gelmiş ve Hz. Peygamber (s.a.v.) için yazdığı kasidelerle meşhur olmuş birisidir. Ebü’l-Hasan eş-Şazeli’ye intisap ettiği bilinen Busûrî, aynı zamanda İbn Ataullah el-İskenderî’nin yakın dostudur. Seksen yaşının üzerindeyken İskenderiye’de 1294 veya 1296’da vefat eden Busûrî’nin kabri İskenderiye’de kendi adıyla anılan caminin içerisindeki sağ maksurede bulunmaktadır.[12]

Busurî’nin; Divan, Kasidetü’l-Bürde, el-Kasidetü’l-hemziyye fi medhi’n-Nebeviyye, Zührü’l-meâd fi vezni Bânet Suâd, el-Muhrec ve’l-merdûd ale’n-Nasarâ ve’l-Yehûd, el-Kasidetü’l-mudariye fi’s-salati alâ hayri’l-beriyye, Takdisu’l-Harem min tednisi’d-darem, el-Kasidetü’l-hamriyye, et-Tevessül bi’l-Kur’ân, el-Kasidetü’l-Yâiyye el-Lâmiyye fi medhi’n-Nebeviyye, el-Lâmiyetü’l-ûlâ gibi birçok eseri günümüze ulaşmıştır.[13] Şüphesiz onun eserleri içerisinde ilim dünyasında tanınmasına öncülük eden eseri “Kasidetü’l-Bürde” adlı eseridir. Esas adı “el-Kevakibü’d-dürriyye fi medhi hayri’l-beriyye” olan eser, İslâm dünyasında “Kaside-i Bür’e” veya “Kaside-i Bürde” şeklinde şöhret bulmuştur.[14]

Takî Efendi de Busûrî’nin geniş tesir halkasına dâhil olan isimlerden birisidir. Takî Efendi, “Târîh-i Nûr-i Muhammedî” adlı eserinin elimizde mevcut olan birinci cildinin sekizinci ve hangi cildine ait olduğunu tespit edemediğimiz on yedinci cüzünde Busûrî’nin bu çalışmasından birçok alıntı yapmıştır. O, eserinin Hz. Peygamber (s.a.v.) dünyaya gelmeden önce Hz. Âmine ve diğerlerinin gördükleri müjdeler, nurlar, haberler, gaybî sesler, kutlu doğum anındaki harikalar ve mucizeler, yıldızların düşmesi, etraftaki krallıklarda doğumun tesiri, büyük değişikliğe delâlet edecek durum ve olaylar, yorumlar ve tabirler gibi konularda bilgi verdiği sekizinci cüzünün hemen başında[15] Busûrî’nin   hamd ve salvele ifadeleri  olan beytiyle alıntılarına başlamış ve Busûrî’nin eserinden, bilgi verdiği sütunda naklettiği bilgilere uygun gördüğü yerleri nakletmiştir. Takî Efendi, bu eserinin on yedinci cüzünde de aynı tavrını devam ettirmiştir. Kasidenin tamamını nakletmeyen Takî Efendi, Busurî’nin “Kasidetü’l-Bürde”si ile birlikte başka yazarların konu ile ilgili şiirlerine de yer vermiştir. Bazen Kasidetü’l-Bürde’den peş peşe alıntılar yaparken bazen de başka müelliflerin eserlerinden derlediği başka şiirlere de yer vermiştir. O, ağırlıklı olarak salât ve selam cümleleri ile eserini zenginleştirmeye çalışmış bununla birlikte bilgi sunduğu sütunların altına Busûrî ve diğer âlimlerden aldığı çeşitli şiirleri serpiştirmiştir. Örnek olması açısından Takî Efendi’nin “İsra ve Miraç” hâdisesini anlattığı bölümde yer alan şu bilgiler ve Busûirî’nin eserinden yaptığı alıntıyı paylaşmak istiyoruz:

13-14/922-923

Yolculuk esnasında sağ taraflarından şu sesi işittiler: “Ey Muhammed (s.a.v.)! Acele etme! Yolu şaşırdın! Hz. Peygamber (s.a.v.) hiç aldırmadan devam ettiler. Sonra Hz. Cebrail bu seslenenin Yahudi olduğunu eğer iltifat etseydiler bütün ümmetinin Yahudi olacağını söyledi. Sonra sol taraftan yine böyle bir ses işittiler ve yine hiç ilgilenmediler. Hz. Cebrail bunun da Hıristiyan olduğunu ve eğer iltifat etselerdi bütün ümmetinin Hıristiyan olacağını söyledi.

Netice olarak dile getirmemiz gerekirse Takî Efendi, tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve İslâm tarihi gibi birçok İslâmî disiplinde gösterdiği başarıyı şiiri kullanma konusunda da göstermiş birisidir. Kendisinin dile olan yatkınlığı ve günümüze ulaşabilen mersiyesi ile ilahîsi onun başka edebî çalışmaları (Takî Efendi tarafından kaleme alınmış mersiye, ilahî veya çeşitli beyitler gibi) olabileceği ihtimalini akıllara getirmektedir. Elimizde bulunan mersiyesi, ilahîsi ve eserlerinde kullandığı beyitleri kullanma şekli Takî Efendi’nin dile olan yatkınlığını göstermesi açısından önemli verilerdir. Aynı zamanda bu veriler Takî Efendi’nin İslâm edebiyatına olan hâkimiyetini de gözler önüne sermektedir. Takî Efendi’nin eserlerinde yer alan ve onun edebî zevkine işaret eden bu veriler, sûfîlerin sözün gücüne verdikleri önemi gösteren işaretlerdendir.

 

[1] Fatih Çınar, ‘Mustafa Takî’nin Bir Mersiyesi’, Sultan Şehir, Yıl: 2, Sivas 2008, Sayı:7, s.26–29.

[2] Âl-i İmran 3/173. Mustafa Takî, Açık Mektup, Beyânü’l-Hak, c.6, s.2612; aynı müellif, Açık Mektup, Sırat-ı Müstakim,  c.7, Sayı: 180,  s.379.

[3] Enfal 8/40. Mustafa Takî, Açık Mektup, Beyânü’l-Hak, c.6, s.2612; aynı müellif, Açık Mektup, Sırat-ı Müstakimc.7, Sayı: 180,  s.379.

[4] Haşr 59/2.

[5] Taha 20/47. Mustafa Takî, ‘Düello Meselesinin Taşradaki Yansımaları’,  Sırat-ı Müstakim, c.6, Sayı: 145, s.236-237; ‘İ’dad-ı Kuvvet’, Sırat-ı Müstakim, c.7, Sayı: 172, s.256-257.

[6] Mustafa Takî, İslam’da Cihad’, Sırat-ı Müstakim, c.7, Sayı: 172, s.244-246.

[7] Mustafa Takî, ‘Açık Mektup’, Beyânü’l-Hak, c.6, s.2612; aynı müellif, ‘Açık Mektup’, Sırat-ı Müstakim,  c.7, Sayı: 180,  s.379.

[8] Riyazî, Riyâzu’ş-Şuarâ, Nuruosmaniye Ktp., Nr.3724, vr.61b; Rıza, Tezkire-i Rıza, İstanbul 1898, v.16a.

[9] Hakani Mehmed Bey, Hilye-i Hakanî, Hazırlayan: İskender Pala, LQM Yay., İstanbul 2002, s.15-17.

[10] Mustafa Uzun, ‘Hakanî Mehmed Bey’, İA, İstanbul1997, c.15, s.166-168.

[11]  Mustafa Takî, Târîh-i Nûr-i Muhammedî, Birinci Cildin Birinci Cüzü, Sivas Matbaası, 1339–1341, s.21–22.

[12] Agâh Sırrı Levend, ‘Dini Edebiyatımızın Başlıca Ürünleri’, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten- Türk Dil Kurumu Yay., Ankara 1972, s.35.

[13] Mahmut Kaya, ‘Busiri’ İA, İstanbul 1992, c.6, s.468-470.

[14] Bahattin Kahraman, ‘Busirî’nin Kaside-i Bürdesi Etrafında Yazılmış Türkçe Eserler’, SÜEFD, Konya 1991, Sayı: 6, s.167-174; Mahmut Kaya, ‘Kasidetü’l-Bürde’, İA, İstanbul 2001, c.24, s.568-569.

[15] Mustafa Takî, Târîh-i Nûr-i Muhammedî, Sekizinci Cüz, Öğüt Matbaası 1339, s.1.

Sayfayı Paylaş