İŞE KALP TEMİZLİĞİ İLE BAŞLAMAK

229-enbiya.yıldırım-11

10.Hadis:

“Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillah mîzânı doldurur. Sübhânellâhi velhamdülillah gökle yer arasını doldururlar veya doldurur. Namaz nurdur; sadaka delildir; sabır ışıktır; Kur’an da senin ya lehine ya aleyhine bir hüccettir. Her insan çalışıp kendi nefsini satar. Kimisi kendini (tâatla Allah’a satarak azaptan) kurtarır, kimisi de helâk eder.”[1]

Somuncu Baba Diyor ki:

“Hz. Peygamber (s.a.v.) sâliki, iman iddiasının iki şeyi yapmadan gerçekleşmeyeceği hususunda uyarmaktadır: Temizlemek ve süslemek. Aleyhisselâm’ın ‘Temizlik imanın yarısıdır.’ sözü temizlemek makâmına, hadisin geri kalanı da süslemek makâmına işarettir. Kim kalbinin evini ve kalıbını tabiî kirler ve çirkin davranışlardan temizler, oraya tahmîd ve tesbîh türünden mânevî sofraları kurar, Allah’ın sapasağlam ipine yapışarak namaz ve sabır kandillerini yakarsa, Allah onun sevap kefesini doldurur, şehvetine köle olmaktan kurtarıp âzâdeder. (Âhirette) delil getirmeyenin ise dâvâsı isbat olmaz, hüsrâna uğrayıp helâk olur.”

Hadisin Yorumu

İnsanın içi neyse dışarıya yansıyan da odur. Eskilerimizin deyişiyle, “Ârifin fikri neyse zikri de odur.” Dolayısıyla insan konuşurken veya yaparken gönlündekileri dışarı yansıtır. Çünkü konuşmalarının ve eylemlerinin kararı kalbinde başka bir deyişle beyninde alınmaktadır. Aklının yönlendirmesi ile konuşup eylemini gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla konuşulan ve yapılandan daha önemli olan insan vücûduna emirleri veren beyindir ve kalptir. Oranın hangi yönde çalıştığıdır.

İslâm âlimleri hem kalbe hem de insanın konuşup yaptıklarına birlikte bakmışlardır. Bu nedenle niyeti ibadetler için çok önemli görmüşlerdir. Niyetsiz yapılan amellere çok kıymet vermemişlerdir. Bundan dolayı namaza, oruca başlarken niyet şarttır. Bir insan niyetsiz bir şekilde elli rekât namaz kılsa, bunu gönlünden ibadete dönüştürmediği için ve sadece yatıp kalktığından dolayı sevap alamaz. Çünkü kalbi, şeklen yaptığı ibadeti beslememektedir, amelden kopuktur. Hatta bu yüzden bilginlerimiz, insanın uykudayken veya aklını geçici olarak kaybetmişken yapıp ettiklerinden sorumlu olmayacağını belirtmişlerdir. Çünkü kalbi yapıp ettiklerinden ve söylediklerinden habersizdir. Bu, esasında bize şunu da göstermiş oluyor: “İnsanın kendisinin kalbinin temizliğinden bahsetmesinin fazla önemi yoktur.” Nitekim nice insan görürüz, amelden yana oldukça tembeldir, ancak konuşmaya gelince kalp temizliğinden bahseder. Bunu yaptıklarında esasında farkında olmadan iki büyük yanlış yapmış olurlar:

Birincisi, ibadetleri basit ve değersiz işler haline getirirler. Çünkü ibadetleri yapmamasına rağmen kalbi temiz olduğuna göre, ibadetleri yapmak o kadar da önemli değildir demek olur. Bu esasında Allah’a karşı da bir başkaldırıdır. Rabb’imizin ibadetleri zorunlu tutması ve haramlardan kaçınmamızı talep etmesi gereksiz bir talep konumuna indirilmiş olur. Oysa şunun düşünülmesi gerekirdi: Allah “Kalbinizi temiz tutmanız yeterlidir, ibadet yapmanıza gerek yok, haramlardan da kaçınmasanız olur.” demeye kâdirken neden bizlerden talepte bulunmuştur? Dolayısıyla bu, çok sorunlu bir yaklaşımdır ve insanın kendi yanlışlarını Allah adına temize çıkarma gayretidir. Âdetâ Allah’ı kendi günahlarına kalkan yapma çabasıdır. Bu kişi sadece kendisini kandırdığının elbette farkındadır ama bu tür söylemleriyle sadece kendisini rahatlatmaktadır veya rahatlattığını sanmaktadır. Yaptığı şeytana ve nefsine köle olmaktan başka bir şey değildir. Böylesi Müslümanların imanlarında zaafiyet olmasından korkulur.

İkincisi, bir şey değerlendirilirken ortaya çıkan sonuca bakılır. Meselâ bir insan, fabrikasının çok kaliteli olduğunu ve harika ürünler imal ettiğini söyleyebilir. Fakat onun konuşmasının tek başına bir değeri yoktur. Bu sözler müşterilerin ilgisini çekebilir, ancak onların asıl ilgilendikleri, ürünün nasıl olduğudur. Ürün kötüyse aslâ satın almazlar ve piyasada tutunamaz. Nitekim pek çok firma kendince iyi üretim yapmakta ama müşterilerin beklentilerini karşılayamadığından iflas etmektedir. Dolayısıyla bir kul kendisinin ne kadar mübârek bir insan olduğunu söylerse söylesin. Bizim bakacağımız ne yaptığıdır, nasıl bir Müslümanlık sergilediğidir. Fakihlerimiz bu yüzden, “Biz zâhire göre hüküm veririz.” demişlerdir. Demek oluyor ki, kişinin ne söylediğinden ziyade ne yaptığı ve nasıl önemlidir. Çalışmadan maaş almak mümkün olmadığı gibi, Allah’ın buyruklarına uymadan âhireti kazanmak da haliyle mümkün değildir. Zaten ebedî yurtta olacak olan budur. Kul Allah’ın karşısına çıktığında, takdim edeceği amel olmayacağından, arkası dolu olmayan boş sözleri sadece hesaba çekilmesine, sonrasında da cezalandırılmasına neden olacaktır. Hatta bu insanların, Saff Suresi ikinci âyetteki yapmadıklarını söyleyenlerin zümresine dâhil olmasından korkulur.

Unutmayalım ki, bizim nasıl bir Müslüman olduğumuzun şâhidi Kur’an-ı Kerim’dir. Hepimiz Rabb’in son kitabını okuyarak Müslümanlığın neresinde olduğumuzu çok iyi anlayabiliriz. Emirlere ne derece dikkat ediyoruz, yasaklardan ne oranda kaçınıyoruz, Allah’a bağlılığımız ne seviyede… Bütün bunların sağlamasını Allah’ın kitabına bakarak anlayabiliriz.

Kalbi Arındırmak

Biz kullara öncelikle düşen görev hem Rabb’imize hem de insanlara karşı yüreğimizi temiz tutmamızdır. Çünkü kalp kötü olduğu zaman oradan bir iyiliğin çıkması mümkün olmaz. Çıkarsa da riyâ olarak çıkar ve bu kıymetsizdir. İnsanın bu aşamayı geçebilmesi için öncelikle Rabb’ine olan imanını güçlendirmesi ve Allah sevgisini gönlüne gerçekten nakşetmesi gerekir. Kalbe Allah sevgisi dolacak olursa kötülüklere yer kalmaz ve gönlü hep iyilikleri düşünmeye başlar. Zira böyle bir kalp öncelikle dünyada kendisiyle ilgili olup biten her şeyin Allah’ın gözetimi altında gerçekleştiğini, Yaratıcı’nın, her şeyinden haberdar olduğunu bilir ve bu onda müthiş bir huzur oluşturur. Karşılaşmış olduğu haksızlıklar yüzünden hakkını elde etmek için elinden gelen gayreti gösterir, kezâ başına bir musîbet geldiğinde onu aşmak için bütün gayretini ortaya koyar, ancak sonrasında içinde bulunmuş olduğu hal onu isyana sevk etmez. Çünkü kendisini sürekli murâkabe eden Yaratıcı’sını bilmekte ve kalbiyle imanı barışık olduğundan âhiret mükâfatını düşünerek sabır ve kanaati kuşanmıştır.

Kalbi Parlatmak

İnsanın kalbini temiz tutması için onu çalışır hale getirmesi gerekir. Eskilerimizin “İşleyen demir ışıldar.” sözü bu açıdan çok önemlidir. Dolayısıyla bir insanın çok pahalı bir arabası olsa ve bunu garaja bırakıp yıllarca kullanmasa, o vâsıta kir-toz içinde kalır ve zamanla çürür. Bize düşen de imanla doldurduğumuz kalbimizin eylem taleplerine olumlu cevap vererek kulluğumuzu geliştirmeye ve hayırlı ameller yaparak kötü işlerden uzak kalmaya gayret etmemizdir. Öncelikle farz ibadetlere gereken önemi vermek, bunun yanında kulluğumuzu nafile namaz ve tesbihat ile süslememiz gerekmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) de böyle yapardı. Namazlar dışında dilinin zikrullah ve tesbîhât ile süslerdi. İnsan sürekli bunu yaptığında artık ârifin fikri zikri olur. Bu yüzden de kıldığı namazlardan, tuttuğu oruçlardan ve diğer ibadetlerden tarif edilemez bir lezzet almaya başlar ve bir sonraki ibadeti beklemeye koyulur. Böylesi insanlarda ibadet yapmak ve haramlardan kaçınmak hayatın anlamıdır. Onların yaşamaktan anladıkları ibadetleri yerine getirmek ve mekruhlardan bile kaçınmaktır. Bunları başarabildikleri oranda kendilerini mutlu hissederler. Kalpleri son derece huzurludur. Böylesi zevâtı gördüğümüzde bizim de kalbimizde bir farklı güzellik oluşur. Onlarla birlikte olmaktan mânevî haz alırız. Dolayısıyla bu güzel insanlar bir taraftan kendi motorlarını rektifiye edip daha canlı hale getirirken, diğer taraftan da yanlarında bulunan başka insanların kendilerinden etkilenmelerine ve yaşamlarını daha güzel bir çizgiye taşımalarına vesile olurlar. Faydaları hem kendilerine hem de çevrelerinedir.

İslâm’ı Birlikte Yaşama Zorunluluğu

Aziz kardeşim; İslâm insanın kendi başına yaşayacağı bir din değildir. Bu yüce din cemâat dinidir. Dinimizin bizden ümmet olmamızı istemesinin sebebi bundandır. Bu yüzden birbirimizle iletişim ve dayanışma içerisinde olacağız. Bunu yaparken de karşılıklı hayrımızı isteyerek kulluğumuzu daha üst seviyelere taşımak için birbirimizi teşvik edeceğiz, karşımızdakinden biz, o da bizden etkilenecektir. Lâkin insan bunu yapmaz da kendi başına dini yaşamaya gayret ederse, yaşadığımız dünyanın ne kadar fenâ olduğunu hepimiz görüyoruz. Bu dünya bir müddet sonra bizi değerlerimizden uzaklaştıracak, bunu ibadetlerin terki, haramların işlenmesi takip edecektir. Bir müddet sonra da mânevî olarak duran kalp paslanmaya ve çürümeye başlayacaktır. Eğer müdâhale edilmezse o haliyle öteki tarafa göçeceğimiz kesindir. Bu tehlikeli durum bize motorumuzu devamlı faal tutmanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Sözü burada Hulûsi Efendi (k.s.)’ye bırakmanın doğru olduğu kanaatindeyim. Rabb’im bizleri ibadete önem veren, haramlardan kaçınmak için çabalayan, bunları yaparken de mü’min kardeşleriyle birlikte olmaya gayret edenlerden eylesin. (Âmin):

Bu kalbin hânesin pâk et misâfir gele dost sana

Musaffâ olmayan gönül o dil-dâra mekân olmaz

****

Kim musaffâ kalb teslîm-i yâr olmak gerek

Böyle teslîm olmayınca zâhir olmaz yârlık

****

Ârifin vech-i kemâlinde muharrer ilm-i hâl

Âşinâ-yı hâl olan eyler mi hîç kîl ü kâl

 

[1] Bkz. Muslim, 223; Musned, 22903.

Sayfayı Paylaş