HATTAT III. AHMED VE HOCASI HAFIZ OSMAN

229-hamidettin.tektaş.20

Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.)’in “Allah güzeldir, güzeli sever.” mealindeki hadisinin İslâm sanatlarındaki yansımalarından biri olan hüsn-i hat; asırlardır güzel ibareleri güzel hatlarla yazmak isteyen Müslümanların hizmet ettiği bir sanat dalıdır. Hat sanatına en çok hizmet edenler Türklerdir, dersek mübalağa etmiş olmayız. İslâm ile müşerref olmalarından sonra Türkler arasında Selçuklular devrinde yükselen, Osmanlılar devrinde ise kemale eren hat sanatı; Kur’an-ı Kerim’i, hadisi şerifleri ve pek çok İslâm eserini en güzel şekliyle yazmak isteyen hattatların meşk ve icazet yoluyla piştikleri bir ocak haline gelmiştir. Osmanlı’da toplumun neredeyse her sınıfından hattat yetişmiştir. Bunlardan en dikkat çekici olanlarından biri şüphesiz padişahlardır. Küçük yaşlardan itibaren her konuda en iyi hocalardan eğitim gören şehzadelerden hat sanatına ilgi duyanları, devrinin en iyi hattatlarına talebelik etmiş, tahta geçtiklerinde de onlara ilgi ve iltifat göstermiş, koruyup kollamışlardır. Hattat padişahlardan biri de III. Ahmed’dir.

Şiirlerinde “Necip” mahlasını kullanan, musiki ile ilgilenen III. Ahmed aynı zamanda hattattır. III. Ahmed, hat sanatının en önemli ustalarından olan Hafız Osman’dan sülüs-nesih, Veliyyüddin Efendi’den de ta’lik hattını meşk ederek icazet almıştır.

Yaptırdığı Çeşmenin Kitabesini Yazan Hattat

Devlet işlerinin yoğunluğu arasında güzel yazı ile meşgul olup güzide eserler bırakan III. Ahmed, hat sanatında hak ettiği bir üne sahiptir. Eserleri günümüze en çok ulaşan üç hattat padişahtan biridir. Tespit edilebilen eser sayısı 40’a yaklaşmaktadır. Hattat padişahlar arasında müsennâ kompozisyonlar yapan, tuğra çeken, hattının altına imzasını tuğra şeklinde atan tek padişah III. Ahmed’dir. Bu özellikleri onun hat sanatındaki maharetini ispata kâfidir. Bilhassa celî sülüs hattında güzel eserler veren Sultan’ın bu eserlerine; Ayasofya arkasında ve Üsküdar Meydanı’nda kendisi tarafından yaptırılan çeşmelerdeki kitabeler, Topkapı Sarayı Arz Odası’ndaki Besmele, Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Dairesi girişi üzerindeki Kelime-i Tevhid örnek olarak verilebilir. Eserlerinden çoğunu dönemin meşhur müzehhiplerinden Tozkundurmaz Mustafa Ağa’ya tezhiplettirmiştir. Bu eserlerden bazılarını Üsküdar’daki Yeni Valide ve Ayazma Camiileri ile Fatih’teki Drağman Tekkesi’ne hediye ettiği bilinmektedir.

III. Ahmed’in Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde muhafaza edilen Murakkât Mecmuası, görenlerin göz nurunu arttıracak türdendir. III. Ahmed, celî örneklerden oluşan ve H. 1136/M. 1723 tarihli bu eserini ulemâ, şair ve sanatçılardan müteşekkil bir mecliste, oradakilerin tetkik ve tenkidlerine sunmuştur. Hâzirûn, mezkûr eserin karşısında hayranlığını gizleyememiş, hatta mecliste bulunan şairlerden Nedim ve Vehbî son mısralarında tarih düşürdükleri birer gazel ile padişahı ve eserini methetmiştir.

Tahttan ayrıldıktan sonra Kafes Kasrı’nda geçirdiği günlerinde bilhassa mushaf yazımı ile meşgul olmuştur. Yazmış olduğu mushaflardan birini Koca Mustafa Paşa Hângâhı şeyhi Nureddin Efendi’ye diğerini ise Hâfız Paşa Camii imamı Veliyyüddin Efendi’ye hediye etmiştir. Mezkûr mushaflardan başka yazmış olduğu iki mushaf-ı şerifi de Ravza-i Mutahhara’ya konulmak üzere Medine’ye gönderdiği bilinmektedir fakat tüm bu mushafların akıbeti ve şu an nerelerde oldukları meçhuldür.

Hafız Osman

Hafız Osman, Haseki Sultan Camii müezzini Ali Efendi’nin oğlu olarak İstanbul’da dünyaya geldi. 1642 senesinde doğan Hafız Osman çocukluk yaşlarında hıfzını tamamlamış daha sonra Köprülü ailesinden Fazıl Mustafa Paşa’nın himayesinde, onun dairesinde eğitim görmüştür. Sülüs ve nesih hatlarında Büyük Derviş Ali’den meşke başlamış, hocasının yaşlılığından dolayı onun rızası ile Suyolcuzâde Eyyûbî Mustafa Efendi’den meşke devam etmiştir. 1660 senesinde henüz 18 yaşında iken icazetini alarak hattat olmuştur.

İcazet alışını takip eden yıllarda Derviş Ali üslubuna yakın eserler vermiştir. Hat sanatında Osmanlı-Türk üslubunun kurucusu olarak bilinen Şeyh Hamdullah’ın üslubuna yaklaşmak için; o yıllarda bu üslubu en iyi bilen Nefeszâde Seyyid İsmail Efendi’ye başvurarak yeniden talebe olmuştur. Müfredat meşkinden başlamak sureti ile “Şeyh Hamdullah Mektebi”nden istifade eden Hafız Osman, vaktiyle Şeyh Hamdullah’ın Yâkûtü’l-Musta’sımî’nin eserlerinden beslenerek kendi üslubunu kazandığı gibi o da Şeyh Hamdullah’tan beslenerek kendi üslûbunu kazanmıştır.

1695 yılında Sultan II. Mustafa’ya hüsn-i hat muallimi olarak tayin olunmuştur. Kendisine önce Filibe (veya Diyarbakır) mansıbı verilmiş sonrasında ise arpalığı verilmiştir. Sultan II. Mustafa, hocası ile meşk ederken hocasının yanına oturur ve onun mürekkebini tutardı. Bir meşk esnasında II. Mustafa, hocasının hattındaki güzellik karşısında hayranlıkla “Artık bir Hafız Osman yetişmez.” deyince Hafız Osman Efendi “Efendimiz gibi hocasına hokka tutan padişahlar geldikçe, daha çok Hafız Osman’lar yetişir Hünkârım.” diyerek mukabele etmiştir. Hafız Osman Efendi, Hünkâr’ın iltifatları ile kibre kapılmamış derviş meşrep ve mütevazı bir hayat sürmekten ayrılmamıştır. Sultan III. Ahmed’e de şehzadeliği sırasında hüsn-i hat muallimliği yapmış, onun hat sanatında gelişmesini sağlamıştır.

Ekol Sahibi Bir Sanatkâr

Hat sanatında Şeyh Hamdullah ve Ahmet Karahisarî’den sonra kendi ekolünü oluşturabilen ve eşsiz bir hattat olan Hafız Osman Efendi, kırk yıllık sanat hayatında 25 mushaf yazmıştır. Aklam-ı sitteyle yazmış olduğu en’âm, cüz’, kıt’a ve murakkaları ise sayısızdır. Hafız Osman, ömrünü yazmaya adamış adeta durmaksızın yazmıştır. Rivayetlere göre o zamanlar aylarca süren seyahatlerinde ve hac yolculuğunda bile kalemi elinden bırakmamıştır. Muhtelif yerlerde yazdığı eserlerine attığı imzalara nerede yazdığını da belirtmiştir. Hat sanatındaki klasik Hilye-i Şerif formunu levha halinde ilk olarak hazırlayan Hafız Osman’dır. Hilyenin Türkçe meallisini tertipleyen, delailü’l-hayrât’ı sanat eseri halinde ilk defa oluşturan da kendisidir. Hat sanatımızın en büyük üstadlarından olan Hafız Osman Efendi ömrü boyunca elliye yakın hattat yetiştirmiştir. Sanatımızı ilklerle ve yeni bir üslupla buluşturan bu mümtaz şahsiyet ömrünü Kocamustafapaşa’da oturduğu evinde tamamlamış ve 3 Aralık 1698 tarihinde vefat etmiştir. Tarikat olarak bağlı olduğu Sünbül Efendi Dergâhı’nın hazîresine defnedilen Hafız’ın celî sülüs kabir kitabesini Ağakapılı İsmail Efendi yazmıştır. Hafız Osman Efendi asırlardır eserleri ile sanatımıza ve kültürümüze ışık tutmaya ve yol göstermeye devam etmektedir. Türk edebiyatının en önemli şairlerinden Yahya Kemal Beyatlı, Hafız Osman’ın kabri için şu dizeleri kaleme almıştır:

Sarmaşıklar, yazılar, taşlar, ağaçlar karışık;

Hâfız Osman gibi hattatla gömülmüş bir ışık

 

Bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor;

Belli, kabrinde, O, bir nûra sarılmış yatıyor.

Kaynakça:

Müstakimzade Süleyman Sadeddin, Tuhfe-i Hattatîn, Devlet Matbaası, İstanbul 1928.

Hüsrev Subaşı, “Hattat Osmanlı Padişahları” Osmanlı XI, Yeni Türkiye Yay., Ankara 1999.

Ali Alparslan, Osmanlı Hat Sanatı Tarihi, Yapı Kredi Yay., İstanbul 1999.

Uğur Derman, Ömrümün Bereketi: 1, Kubbealtı Yay., İstanbul 2017.

 

 

 

Sayfayı Paylaş