SULTAN II. MUSTAFA’NIN TASAVVUF ERBÂBINA OLAN HÜRMETİ

228-kadir.özköse

8 Zilka’de 1074/2 Haziran 1664 tarihinde Edirne’de dünyaya gelen II. Mustafa’nın babası IV. Mehmed, annesi Gülnûş Emetullah Sultan’dır. Sultan II. Ahmed’in yerine 21 Cemâziyelâhir 1106/6 Şubat 1695 tarihinde padişah oldu. Tahta geçer geçmez devletin kontrolünü kendi eline alma çabasına giren II. Mustafa, uzun süredir düzenli toplanamayan Dîvân-ı Hümâyun’un haftada dört gün çalışmasını emretti. Ecdâdı gibi bizzat ordunun başında sefere çıkma isteğini bildirdi. Hilâfeti Allah’ın kendisine yüklediği bir emânet olarak gördü, padişahların zevk u safâya daldıkları dönemlerde halkın huzur bulamadığını, bundan böyle kendisine zevk ve rahatı haram kıldığını, babası Sultan Mehmed’den beri padişahların eğlenceye düşmeleri ve ihmalleri yüzünden düşmanın İslâm ülkelerini ele geçirdiğini, Allah’ın yardımıyla onlardan intikam almak için bizzat kendisinin gazâ ve cihada niyet ettiğini dile getirdi. Kötü gidişâtın ancak kendisinin başında bulunacağı bir orduyla kazanılacak zafer sonucu önlenebileceğini, bunun hem kendi sultanlığının hem de barışın temînâtı olacağını düşünüyordu. Şehzâdeliğinde talebesi olduğu ve Erzurum’dan davet ettiği Seyyid Feyzullah Efendi’yi şeyhülislâm yaptı. Feyzullah Efendi’nin telkiniyle kendisini askerî seferden alıkoymaya kalkışan Sadrazam Sürmeli Ali Paşa’yı görevden alıp yerine sadâret kethüdâsı Elmas Mehmed Paşa’yı getirdi. Bu minvalde bazı yüksek devlet mevkilerinde değişiklikler yaptı.[1]

Saltanata gelir gelmez vakit kaybetmeden bu hassasiyetini hayata geçirmeye çalışan ve daha saltanatının üçüncü günü sefere bizzat çıkmak isteyen II. Mustafa’nın bu isteği masrafın büyük olacağı gerekçesiyle devlet adamları arasında kabul görmedi. Sultan, “Bana ağırlık ve hazine lâzım değil, yeri geldiğinde kuru ekmek yerim.” diyerek kararında ısrar etti.[2] Sultan II. Mustafa’nın zamanında, Venedikliler’in eline düşen Sakız Adası geri alınmış, Kırım Tatarlarından Şahbaz Giray Lehistan topraklarına girip Lemberg’e kadar ilerlemiş, çok sayıda esir ve ganimetle dönmüş, II. Mustafa 18 Zilkade 1106/30 Haziran 1695’te Birinci Avusturya Seferi’ne çıkmış, General Veterani kumandasındaki Avusturya ordusuyla yapılan, bizzat padişahın da katıldığı ve gönderdiği hatt-ı şerifleriyle askeri şevke getirdiği savaşı Kırım kuvvetlerinin desteğiyle Osmanlılar kazanmıştır. Bu zaferlerden dolayı Sultan II. Mustafa’ya “Gâzi” unvanı verildi.[3] Bu sırada Karadeniz’e inmek isteyen Rusya da Kutsal İttifak’a katılarak Azak Kalesi’ni kuşattı. Kaptanıderyâ Mezemorta Hüseyin Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması Sakız Adası civarında ve Mora’da Venedikliler’e karşı zaferler kazandı.[4]

Bir yıl sonra ikinci seferine çıkan sultan, 1696 yılının Ağustos ayında Ulaş mevkiinde Avusturya ordusunu yendi. Aynı yıl Venediklilerin Ülgün, Poçitel ve Novasin’e karşı hareketleri sonuçsuz kaldı.[5] Avusturya’dan gelen barış teklifini kazandığı bu iki zaferin etkisiyle kabul etmeyen II. Mustafa 1109/1697 tarihinde üçüncü Avusturya Seferi’ne çıktı. Sefer sırasında yapılan stratejik hatalar yüzünden 1697’deki Zenta Muharebesi’nde büyük bir bozguna uğradı. İmzalanan Karlofça Antlaşması ile on altı yıldan beri sürmekte olan savaşlar sona erdi. Osmanlı Devleti Tımışvar hariç bütün Macaristan’ı kaybetti. 1700 yılında imzalanan İstanbul Antlaşması ile Azak Kalesi Rusya’ya terk edildi.[6] On altı yıl süren savaşların sonunda imzalanan bu antlaşmalarla 350.000 km2’den fazla toprak kaybedildi. Bu durum Osmanlı Devleti’nin prestij kaybına uğramasına yol açtı.[7]

  1. Mustafa saltanatı boyunca devletin giderlerini kıstı, tütün ve kahve üzerindeki vergileri arttırdı, görevlilerin aylıklarını azalttı, yeni asker topladı, donanmayı yeniden kurdu ve ayarı yerinde para çıkardı. Bu arada Köprülü Ailesi’nden bir vezir olan Amcazade Hüseyin Paşa sadrazamlığa getirildi. Sadrazam Hüseyin Paşa bundan sonra, sınırların kuvvetlendirilmesi, idarî, malî, iktisadî durumun ıslahı ile ordu ve donanmanın yeniden düzene konması ile uğraştı.[8] Karlofça Antlaşması’ndan sonra başlayan barış döneminde devlet bütçesi istikrar bulmaya başladı. Halkın üzerinden olağanüstü vergiler kaldırıldı; başta Belgrad ve Tımışvar olmak üzere sürekli savaş alanı olan yerlerin halkı bir yıl cizye vergisinden muaf tutuldu. Bu dönemde aşîretlerin iskânı işiyle meşgul olundu. Mamalu Türkmenleri Bozok yöresine, diğer bazı aşîretler İç İl ve Kıbrıs’a yerleştirildi.[9]

Karlofça Antlaşması’nın ardından beş yıllık dönemde askerî, mâlî tedbirler alınırken II. Mustafa’ya karşı hem asker hem halk ve ulemâ arasında ciddî bir hoşnutsuzluk ortaya çıktı. Barış dönemine rağmen savaşlardaki başarısızlık ve kaybedilen topraklar dolayısıyla genel bir memnûniyetsizliğin padişahın doğrudan doğruya kendisini hedef alacak derecelere ulaştığı anlaşılmaktadır. Bu ortamda tepkiler Edirne Vak’ası denilen olayların patlamasına yol açmıştır. 9 Rabîülâhir 1115/22 Ağustos 1703’te kardeşi Ahmed’in bulunduğu yere varıp, “Birader, kul seni padişah istemişler.” diyerek kendi rızâsıyla tahtı ona bıraktı ve onun kaldığı yere gitti. O sırada kardeşine kendisini serbest bırakmasını ve âsîlerin bir gün onu da tahtından edeceklerini, bu bakımdan onları mutlaka cezâlandırması gerektiğini söyledi. Serbest bir mecbûrî ikâmet hayatı geçiren II. Mustafa, sekiz yıl altı ay on yedi gün hükümdarlık yapmıştır. II. Mustafa, ordularının başında sefere çıkan son Osmanlı padişahıdır. Yakalanmış olduğu istiskâ ve mesâne hastalıklarına son gelişmelerin verdiği üzüntüler de eklenince tahttan indirilmesinden beş ay kadar sonra çok sevdiği Edirne’de 20 Şaban 1115/29 Aralık 1703 tarihinde vefat etti. Sultan Mustafa’nın cenaze namazı Ayasofya Vaizi Şeyh Mustafa Efendi tarafından kıldırıldıktan sonra Yeni Cami civarındaki Valide Turhan Sultan Türbesi’nde bulunan babasının ayakucuna defnedildi.[10]

  1. Mustafa’nın saltanatının ilk yarısı sefer ve savaş faaliyetleriyle, son yarısı nisbeten barış ve sükûn içinde geçmiştir. İkbâlî ve Meftûnî mahlaslarıyla şiirler ve ilâhiler yazmış ve bunlardan bir kısmı bestelenmiştir. Mektep ilâhilerinden “yessir lenâ hayre’l-umûr” nakaratlı eviç ilahinin güftesi ona aittir. Hat sanatıyla da uğraşmış, Hocazâde Mehmed Enverî ve Hâfız Osman’dan ders almış, özellikle sülüs, nesih ve celî yazılarda başarılı örnekler vermiştir. Mûsikiyle ilgilenen, özellikle ok atmada ve cirit oyununda usta olan II. Mustafa zeki, yumuşak tabiatlı, âdil ve zamanın ilimlerine vâkıf biri olarak nakledilir. Edirne’de Saraçhane Köprüsü’nü onartmış, İnebahtı’da II. Bayazîd Camii’ni yeniden inşâ ettirmiştir. Onun zamanında Mescid-i Harâm’da Hacerü’l-esved’in mahfazası, Kâbe tavanını tutan direkler ve yüzeye inen merdiven, Mescid-i Kubâ’da eskiyen duvar ve minare yenilenmiş, Mebrekü’n-nâka üzerine dört direkli bir kubbe, dışarıya bir sebil ve abdest alma yerleri yaptırılmış, derin su kuyuları kazdırılmıştır. Oğullarından I. Mahmud ve III. Osman padişah olmuştur. Kızlarından Ayşe Sultan, Emine Sultan, Safiye Sultan ve Emetullah Sultan bazı Osmanlı vezir ve paşalarıyla evlenmiştir.[11]

Sultan II. Mustafa, Nakşbendiyye şeyhlerinden La’li Mehmed Efendi’yi (ö.1119/1707) sık sık ziyâret ederek onun için bir binâ inşa etmek istemiş, Şeyh Efendi ise herhangi bir maddî ihtiyaçları olmadığını usulünce bildirerek bu teklifi geri çevirdiği gibi, ziyâretlerini de herkesin göreceği bir şekilde yapmamasını istemiştir. Bunun gerekçesi olarak da, “Bizim taallükâtımız, ziyâretine padişah geliyor deyü her biri bir şey teklifi ile bizi bî-huzûr ediyorlar. Bari teşrîfiniz geceleri tenhâ olsun.” şeklinde olmuştur. Bunun üzerine padişah da haftada iki gece gizlice ziyâretine gelerek sohbetine iştirâk etmiştir.[12]

1110/1698 senesinde Konya’da vukû bulan bir deprem Mevlânâ Türbesi’ndeki yeşil kubbeyi tahrip etmişti. Dönemin Mevleviyye şeyhi II. Bostan Mustafa Çelebi (ö. 1117/1706), kubbeyi kendi parasıyla tamir ettirmek istediyse de, vukû bulan durum padişahların eseridir diye saraya arz edilmiştir. II. Mustafa buranın tamir edilmesini emretmiş, Sadrazam Amcazâde Hüseyin Paşa (ö.1110/1698), kendisinin de yardımda bulunması için padişaha ricâda bulunmuş ve müsâade edilince, yüklü yardımlarda bulunmuştur. Bostan Çelebi de, “Onlar malla yardım ettiler, biz de bedenimizle ederiz.” diyerek bedenen çalışmıştır.[13]

Himmetiyye Tarîkatı şeyhi Himmetzâde Abdullah Efendi (ö.1112/1710) ile Bosnalı Mustafa Efendi, Sultan II. Mustafa’nın 1108/1696 senesinde gerçekleştirdiği Avusturya Seferi’ne ordu vâizi olarak iştirak etmiştir.[14]

Hacı Bektaş Tekkesi’nin postnişîni, Sultan II. Mustafa tahta oturduğu zaman (1106/1695) “mu’tâd-ı kadîm üzere” İstanbul’a gelerek “huzûr-ı hümâyûnca kabul edilmiştir. Dokuz arkadaşıyla birlikte padişahı tebrik etmiş, padişah da kendilerine çeşitli ikramlarda bulunmuştur. “Mu’tâd-ı kadîm üzere” ifadesinden, Hacı Bektaş Tekkesi’nin muntazaman çalıştığı, merkezî idare ile ilişkilerin müsbet yönde olduğu ve her bir padişahın cülûsundan sonra o dönemde tekkenin postnişîni olan zâtın İstanbul’a gelerek sultanı tebrik ettiği anlaşılmaktadır.[15]

Sultan II. Mustafa Dönemi’ne kadar meşîhat makamında bulunup da onun saltanatı döneminde vefat eden tekke şeyhlerinden birkaçını şu şekilde sıralayabiliriz:

Celvetiyye şeyhleri Mehmed Efendi (ö. 1109/1697), Amasyalı Fenayi Musrafa Efendi (ö. 1115/1703), Cihangiriyye şeyhleri Fethullah Ümmi (ö. 1113/1701), Fethullah Efendi (ö. 1113/1701-02), Himmetiyye şeyhi Abdurrahman Vali Efendi (ö. 1107/1696), Karabaşiyye şeyhi Mânevî Mustafa Efendi (ö. 1114/1702-3), Melâmiyye şeyhi Seyyid Gazanger-i Sânî Efendi (ö. 1112/1700), Mevleviyye şeyhleri Seyyid Ali (ö. 1109/1697), Gavsî Ahmed Dede (ö. 1109/1696-98), Derviş Ahmed Fasih (ö. 1111/1700), Müneccimbaşı Ahmed Dede (ö. 1113/1701), Mehmed Dede (ö. 1114/1702), başka Mehmed Dede (ö. 1114/1703-04), Nakşbendiyye şeyhi Ahî Mahmûd b. Es-Seyyid Kâsım (ö. 110/1698), Ramazâniyye şeyhi Kefeli Derviş Abdi Efendi (ö. 1107/1695), Sinâniyye şeyhleri Seyyid Mehmed Efendi (1030-1114/1621-1702), Bağçevânzâde Ali Efendi (ö. 1114/1702-03), Sivâsiyye şeyhleri Kasımpaşalı Ahmed Efendi (ö. 1108/1696-97), Hamza Efendi (ö. 1111/1699), Mehmed Nazmi Efendi (ö. 1112/1700), Sünbüliyye şeyhleri Yahyâ Efendi (ö. 1109/1698), Hâfız Osman (ö. 1110/1698), Mehmed Fenâyî Efendi (ö. 1112/1700), İbrahin Nakşî es-Sünbülî (ö. 1114/1702-3).

İsmi geçen zevâtın her biri mensup olduğu tarîkatını temsil ederken Osmanlı yönetimiyle uyumlu bir profil çizmiş, önceki Osmanlı sultanları kadar Sultan II. Mustafa’nın iktidârına ve merkezî otoritenin hâkimiyetine de saygıda kusur etmemişlerdir. Gerek Sultan II. Mustafa gerekse Osmanlı saray çevresi ismi geçen zevâtın tekkelerine aynî ve nakdî yardımı sürdürürken, kendilerine de saygı ve şükranlarını göstermişlerdir.

 

[1] Özcan, “Mustafa II (ö. 1115/1703)”, 2006:XXXI/276.

[2] Afyoncu, 2019:126.

[3] Afyoncu, 2019:126.

[4] Özcan, “Mustafa II”, 2006:XXXI/276.

[5] Afyoncu, 2019:126.

[6] Özcan, “Mustafa II), 2006:XXXI/277.

[7] Afyoncu, 2019:127.

[8] Yılmaz, 2001:44.

[9] Özcan, “Mustafa II), 2006:XXXI/278.

[10] Özcan, “Mustafa II”, 2006:XXXI/278.

[11] Özcan, “Mustafa II”, 2006:XXXI/279.

[12] Yılmaz, 2001:435.

[13] Gölpınarlı, 1983:169; Yılmaz, 2001:261.

[14] Şeyhî, 1989:II/420; Mehmed Sirâceddin, 1994:113; Müstakimzâde, 1928:287). Nakşbendiyye şeyhlerinden Esîrî Damadı diye bilinen Mustafa Efendi ise II. Mustafa ile Nemçe Seferi’ne Rikâb-ı Hümâyûn Şeyhi olarak katılmıştır Şeyhî, 1989:II/416-417.

[15] Yılmaz, 2001:413.

Sayfayı Paylaş