ES-SEYYİD HAMİD HAMİDEDDİN ATEŞ

2

Es-Seyyid Hamideddin Ateş Efendi 18.08.1960 tarihinde Darende’nin Zaviye Mahallesi’nde dünyaya geldi.[1] Muhterem babası Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi, annesi Hacı Naciye Hanımdır. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin küçük oğludur. İlk, orta ve lise öğrenimini Darende’de tamamladı. 04.04.1987 tarihinde Afşin eşrafından Palakoğulları’ndan Mehmet Efendi’nin kerimesi Ayşe Hanım’la evlendi. Bu evlilikten bir erkek, üç kız evlâdı dünyaya geldi (Osman Hulûsi 1989, Naciye 1994, Necmiye Sultan 1997, Zeynep 2002). Çocukluk yıllarından itibaren Osman Hulûsi Efendi’nin özel ihtimam ve gayretleri ile yetiştirilip babasının yüksek ahlâk ve seciyesini, hizmet anlayışını yaşayarak öğrendi.

1979 yılında Elbistan Müftüsü merhum Ahmet Bilici’den Arapça tahsil etti. Askerlik vazifesinden sonra İstanbul Bâyezîd Camii İmam-Hatibi merhum İsmail Biçer Hoca’dan Kur’an-ı Kerim üzerine ta’lim ve terbiye derslerine devam etti. Aynı dönemde İstanbul emekli müftüsü Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı Hoca’nın talebesi Yûsuf Deniz Hoca’dan Arapçaya dair dersler aldı.

Malatya İmam Hatip Lisesi’ni dışardan bitirdikten sonra, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açmış olduğu imam-hatiplik imtihanında başarı göstererek 1986’da Sivas il merkezinde Selim Ağa Camii’nde göreve başladı. 1987’de Darende Çarşı (Zaimoğlu) Camii’ne tayin oldu ve burada bir yıl kadar görev yaptıktan sonra babası Osman Hulusi Efendi’nin emekli olması üzeri ne Darende Şeyh Hamid-i Velî (Somuncu Baba) Camii İmam-Hatipliğine atandı. 2014 yılında bu görevinden emekli oldu.

Osman Hulûsi Efendi hayatta iken birçok sohbetinde yerine mânevî vâris olarak Hamid Hamideddin Efendi’yi bırakacağını ya îma etmiş ya da cemiyet müsait ise açıkça beyan etmiştir. Burada aktarılan bazı hatıralarda geçtiği gibi çeşitli sohbet ortamlarında “Hamid’imizi yetiştiriyoruz.” veya “Ecdadımız Şeyh Hamid-i Velî Hazretleri’ne ve ihvana hizmet etmek üzere Hamid’imin yetişmesi için çalışıyoruz, inşaallah.” demiştir. Hamid Hamideddin Efendi gönül dostları arasında Hamideddin-i Sânî ve Şerif Hamideddin-i Ümmî adlarıyla da tanınmaktadır.

Osman Hulûsi Efendi’nin 1990 yılında vefatından sonra Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı olarak yürütülecek hizmetler Hamid Hamideddin Efendi’nin uhdesine tevdi edildi. Aynı zamanda ilçedeki birçok hizmet amaçlı derneğin (Darende İlahiyat Fakültesi Yaptırma ve Yaşatma Derneği, Endüstri Meslek Lisesi, Sağlık Meslek Lisesi, Aşağı Ulupınar Merkez Camii Yaptırma Dernekleri gibi) başkanlığını yapmış ve bunlardan bazıları hâlen devam etmektedir.

Hamid Hamideddin Efendi, babası Osman Hulûsi Efendi’nin arzu ettiği halde hayatta iken gerçekleştiremediği birçok eserin yapılmasını hem kendisi azmederek hem de etrafındaki gönül dostlarını teşvik ederek kısa bir zaman içinde gerçekleştirdi. Vakıf hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve her türlü sosyal faaliyetin genişletilmesi için gayretler gösterdi.

Hamid Hamideddin Ateş, milletine ve memleketine hizmet eden bir vatanperverdir. Yapmış olduğu hizmetlerden dolayı, Diyanet İşleri Başkanlığı, İnönü Üniversitesi Rektörlüğü, Darende Kaymakamlığı, Darende Belediye Başkanlığı, Malatya ve Darende dernekleri, birçok kurum ve kuruluş tarafından takdir, teşekkür ve şilt ile ödüllendirilmiştir. O, vakıf ve aksiyon adamıdır. Çünkü nesebinin necipliği, aldığı terbiyenin gerektirdiği ve içindeki memleket sevdası ile ilçeye ve çevresine gayet modern ve çağdaş hizmetlerin kazandırılmasına vesile olmuştur. Darende ile alâkalı her şey onu ilgilendirmektedir. İlçe ile ilgili bütün yayınlardan, bilgi ve belgelerden haberdardır ve aynı zamanda güzel bir arşiv oluşturulmasını sağlamıştır. Darende için yapılan her hizmette mutlaka bir katkısı vardır. Yahut bizzat onun önderliğinde gerçekleşmiştir. Darende’ye gelen bütün yerli ve yabancı ziyaretçiler, estetik ve mânevî bütünlüğün mecz edildiği Somuncu Baba Külliyesi’ni gezerken, proje ve tasarımdan, malzemenin seçimine kadar restorasyonun bir bütünlük arz ettiğini hemen fark eder. Bu güzelliğin ve estetiğin sanatsal boyutlarını zihinlerinde canlandırarak, zâhirî güzellikler karşısında hayrete düşerler. Aslında burada görülen şey, hizmet aşkının ve gayretlerin samimiliğinin yansımasından başka bir şey değildir.

İlçenin yüz akı olan bu güzel hizmetlerin ve eserlerin meydana getirilmesinde Hamid Hamideddin Ateş Efendi’nin yaptığı çalışmalar örnek bir hizmet anlayışını sergilemiştir. Çünkü o, vatan sevgisinin imandan geldiğini bilen ender şahsiyetlerdendir. Babasının ve ecdadının izinden yürümektedir. Hizmetler yapılacağı zaman gerekli teknik kişilerle görüşülür, konu hakkın da gerekli araştırma ve incelemeler yapılır, mimar ve mühendisler tarafından projelendirilir. Hizmetlerin daha önceden planlanması ve programlanarak yapılması sağlanır. Teknik konuların muhakkak bu konuda uzmanlaşmış kişiler tarafından yapılması sağlanır. Sanatın ve sanat erbabı insanların onun yanında ayrı bir değeri vardır.

İlim adamlarına babası Osman Hulûsi Efendi gibi çok saygı gösterir ve önem verir. Cehaletle savaş için eğitim hizmetlerinin gelişmesi hususunda önemli gayretleri vardır. Bütün insanlığa hizmeti, Allah (c.c.)’a hizmet kabul eden bir felsefeyi benimsemiştir. Her türlü hayrî ve sosyal hizmetleri devam etmektedir. Vakur kişiliği ile etrafına örnek olan bir şahsiyet, insanların ihtiyaçlarına göre projeler üreten bir düşünce mimarı, herkesi kucaklayan bir yelpazeye sahiptir.

Allah (c.c.) yaptığını güzel yapar, düsturuna göre, o yaptığı işleri en güzel bir biçimde yapmaya gayret etmiş, güzel olan şeyleri düşünmüş, güzel olan her şeyi Darende’ye getirmiş ve Darendelinin hizmetine sunmuştur. Ayrıca ilçenin dışarıya tanıtımı için büyük çalışmalar yapmıştır.

Osman Hulûsi Efendi, mahdumu Hamideddin Efendi’nin yetişmesine çok önem vermiş ve onun örnek bir şahsiyet olması için gayret etmiştir. Osman Hulûsi Efendi vefat etmeden önce birçok defa kendi yerine hizmetleri yürütmek üzere oğlu Hamid Hamideddin Efendi’yi yetiştirdiğini ifade etmiştir. Şimdi konu ile alâkalı sohbetlerinden bazılarını aktaracağız.

1960 yılının güz aylarında Elbistan’ın Alişar Köyü’nden ziyarete gelen Mahmut Demir ve arkadaşları ile Darende’nin Gedikağzı Köyü’nden Mustafa Çetin’in de hazır bulunduğu bir sohbette dünyaya yeni gelen mahdumu bir kundak içerisinde sohbet ortamına getirilince Osman Hulûsi Efendi: “Anadan doğma evliya görmek isteyen, Hamid’ime baksın, bizim tekkemizi bu bekleyecek.” diye buyurdu.

Hulûsi Efendi’nin evlatlarını 1965 yılında Gürün’ün Suçatı Kasabasında birkaç gün misafir eden bir arkadaş anlatıyor:

“Hulûsi Efendi’nin mübarek evlatları Hamideddin Efendi 5 yaşlarında iken (yani 1965 yıllarında) Hamideddin Efendi, Ahmet Ağabey, Şefika Abla ve Münife Abla bir de onların halasının kızı Leyla Hanım Suçatı’da (Telin’de) 10 gün bizim evimizde misafir kaldılar. Seyyidler döndükten sonra bizim evde değişiklikler oldu. Eve bir bereket geldi. Hiçbir tane kuzumuz yoktu. 6 ay sonra 150 tane davarımız oldu. 100 kovan arımız oldu. Biz o zamanlar bunun sebebini anlayamamıştık. Daha sonra anladık. Meğer evimizi teşrif eden Seyyidlerin bereketi imiş.”

1979 yılında Osman Hulûsi Efendi’nin Ankara’yı teşriflerinde bir sohbette “Sizden sonra hizmetlerinizi kim yürütecek?” şeklinde gelen bir suale cevaben Somuncu Baba’nın adı olan Hamid Hamideddin ismini koyduğu oğlunu kastederek “Hamid’imizi yetiştiriyoruz.” der.

Hulûsi Efendi diğer çocuklarının yetişmesine de çok önem vermiş ve hayli gayret sarfetmiştir. Oğlu Ahmet Şemsettin Ateş’i yüksek tahsil için önce Ankara’ya daha sonra da İstanbul’a göndermiştir. Hamideddin Ateş Efendi’yi de dinî ilimleri tahsil etmesi için Elbistan’a ve daha sonra İstanbul’a gitmesini sağlamıştır. Bir gün Elbistan müftüsü olarak görev yapan medrese âlimlerinden merhum Ahmet Bilici Efendi, Hulûsi Efendi’nin ziyaretine gelir “Mahdumunuz ilim öğrenmekle meşgul, mahdumunuzda ahlâk-ı Muhammediye var, iyice tahsil yapması için müsaade edin elimden gelen gayreti göstereyim.” der. Hamideddin Efendi Hulûsi Efendi’nin müsaadesiyle yaklaşık bir yıl Arapça ve Kur’an-ı Kerim dersleri alır. Hulûsi Efendi oğlunun dinî ilimlerde tahsil görmesinden son derece hoşnut olarak şöyle der: “İnşallah Hamid’imi ecdadımıza hizmet etmesi ve yetişmesi için çalışıyoruz.”

Hamideddin Efendi İstanbul’da bir süre Arapça ve Kur’an-ı Kerim dersleri aldıktan sonra Darende’ye döndüğünde Hulûsi Efendi çok sevinir ve “Oğlum diplomanı hemen al vazifeye başla.” der. Hamideddin Efendi’nin diploma almak için önceden hazırlanması ve Malatya İmam Hatip Lisesi’nin fark derslerini (1., 2., 3. sınıf) vermesi gerekmektedir. Sınavlar başlar ve çoğu dersten başarılı olur. O dönemde 2 ders kalır. Onlarda gereken başarıyı gösteremez ve Darende’ye döner. Hulûsi Efendi oğlu Hamideddin Efendi döndüğünde derslerini sorar. O da: “Efendim, iki dersten geçemedim.” der. Hulûsi Efendi: “Ben sana diplomanı bu yıl almanı söylemiştim, sen bu yıl geçemediğini söylüyorsun.” der. Hamideddin Efendi sükût eder. Bunun üzerine Hulûsi Efendi oğlu Hamideddin Efendi’nin üzüldüğünü hisseder ve “Üzülme oğul Allah (c.c.) kerimdir, bu sene diplomayı alacaksın.” deyince Hamideddin Efendi teselli olur. Aradan bir hafta geçtikten sonra Millî Eğitim Bakanlığı tarafından “Bu yıl iki dersten başarısız olanlara bir defaya mahsus olmak üzere hak tanındı.” diye açıklama yapar. Hamideddin Efendi çok sevinir ve hemen babası Hulûsi Efendi sözü aklına gelir. Sebat ederek sınavlara hazırlanır, imtihanlara girip kalan derslerini de geçer ve diplomayı almaya hak kazanır. O sene iki dersten başarısız olan tüm öğrencilere bir daha sınava girme hakkı verilir ve bir yıl kaybı olmadan çoğu öğrenci bir üst sınıfa geçer.

Ahmet Şemsettin Ateş anlatıyor:

“Bir gün evde ailece oturduğumuz bir zamanda Efendi Hazretleri ağabeyim Kemâl Efendi’yi (o zaman Kemâl Ağabey hayattaydı), beni ve Hamideddin Efendi’yi yanına çağırdı ve şöyle buyurdu: ‘Evlatlarım derviş insanın dünyalık bir şeyi olmaz. Kitaplarımdan başka sizlere bırakacak bir mirasım yok. Kütüphanemin anahtarından üç tane yaptırdım. İşte sizlere irfan hazinelerinin anahtarlarını bırakıyorum. Kitapları okuyup sahip çıkın. Ölüm her an için hazırdır.’ dedi o anda bizler çok duygulandık, gözyaşlarımızı tutamadık.”

Bir başka hatıra da 1988 yılında Umre ziyareti vesilesiyle bulunduğu Mekke’de Osman Hulûsi Efendi oğlu Hamid Hamideddin Efendi’nin kemâlatından bahsederek şöyle der:

“Bizim neslimizin özelliği şudur ki, zâhirî ilmi biraz geç tahakkuk eder, amma zamanın âlimlerinin fevkinde olur.”

Eski Malatya Müftüsü merhum Molla Nurettin Öner Efendi, Osman Hulûsi Efendi’yi Darende’deki evinde ziyaret edip kütüphanesini gezer ve çok etkilenir. Osman Hulûsi Efendi’ye hitaben:

“Bu kadar hizmetleri yürütecek ve sizden sonra bu kadar talebe ve kitapları koruyacak birisini yetiştiriyor musunuz?” diyerek kaygılarını dile getirir.

Osman Hulûsi Efendi de:

“Çocukların yetişmeleri için gayret ediyorum. Onlara irfan mektebinin anahtarlarını bırakıyorum. İnşaallah benden sonra bu hizmetleri Hamid’im yürütecek.” der.

Osman Hulûsi Efendi Darendeli gazeteci Emin Tatlıcı’yla yaptığı bir sohbette Hamideddin Efendi’nin yetişmesiyle alâkalı olarak: “Oğul, bende ne bilgi varsa onu ona aktarıyorum.” dediği ve hizmetlerin devamının Hamideddin Efendi maharetiyle yürütüleceğine işaret ettiği bilinmektedir.

Bir gün Kangal emekli Müftüsü ve Sivas’ın saygın âlimlerinden merhum Mevlüt Sarıoğlu Darende’ye ziyarete gelir. Sohbet esnasında Osman Hulûsi Efendi şöyle der: “Ecdâdımız Şeyh Hamîd-i Velî Hazretlerine ve ihvana hizmet etmek üzere Hamid’imin yetişmesi için çalışıyoruz, ikinci Hamid’i yetiştiriyoruz inşaallah.” Çünkü birinci Hamid “Şeyh Hamid-i Velî”dir, onun da asıl ismi Hamid Hamideddin’dir. İkincisi kendi oğlu Hamideddin Efendi’dir.

Osman Hulûsi Efendi hizmet eden önder insanların birtakım zorluklarla karşılaştıklarını kendi hayatından örneklerle anlatır. Oğlu Hamideddin Efendi’nin de kendisi gibi hizmet ederken birçok sıkıntıyla karşılaşacağına işaretle bir sohbetinde şöyle buyurur: “Oğul neler çektik, neler!” Yanında bulunanlardan biri der ki: “Kim bilir Hamideddin Efendi neler çekecek.” Ona cevap olarak Hulûsi Efendi şöyle der: “Mecbur oğul, mecbur. Çünkü Cenab-ı Allah (c.c.) bir iyiyi yarattı, bir de fenayı yarattı ki, iyinin iyiliği fark olunsun diye.” derler. Bu sözden anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber(sav)’in temiz yolunu takip eden din ve tasavvuf önderleri iyiliğin sembolü, tarih boyunca bu yüce zâtlara karşı gelenler de kötülüğün sembolüdür. Ancak iyiliğin hakkıyla anlaşılabilmesi için kötülüğün de var olması gerekir. Hani atalar derler ya “Her şey zıddı ile kâimdir.”

Osman Hulûsi Efendi hastanede tedavi olduğu sırada bir gün şöyle der:

“Geçenlerde Sanat Okulunun toplantısı vardı. Ben gidemediğim için Hamid’imi gönderdim. Beş yüz bin lira da para verdim. Herkesten önce verirsin, teşvik olur, dedim. O toplantıda biz bulunmadığımız için evladımızı başkan seçmişler. Bunu duyunca çok memnun oldum. Çünkü bizim hizmetlerimizi o devam ettirecektir. Hamid’imin yetişmesini istiyorum.”

Osman Hulûsi Efendi 1990 yılının Ocak ayında söylemiş olduğu bu sözlerinden beş ay sonra da vefat ederler. Bir dostunun ifadesiyle Hulûsi Efendi’nin dikmiş olduğu fidan şimdi bir ulu çınar hâline gelmiştir. Gönül dostları onun gölgesinde huzuru paylaşmaktadırlar. Başlanan ve yürütülmekte olan hizmetler aynen devam etmektedir.

 

[1] Bu makale Prof. Dr. Kadir Özköse ve Prof. Dr. H. İbrahim Şimşek’in Nasihat Yayınları’ndan neşredilen Altın Silsileden Altın Halkalar kitabının 467-477. sayfalarından özetlenmiştir.

Sayfayı Paylaş