EĞİTİMİNDE ROL MODELİN ETKİSİ

228-asuman-eğitim

İnsanoğlunun doğumla birlikte dünyaya gözlerini açtığı ve dış dünyayı algılamaya başladığı ilk sosyal yapı onun ailesidir. Çocuğun kişiliğinin oluşmasında ailesinin etkisi kuşkusuz tartışılmaz. Bebeklik döneminden itibaren aile ortamında edinilen bilgilerin insanın kişiliği üzerinde derin izler bıraktığını ve bunun ileriki yıllarda elde edeceği bilgi ve tecrübelere kaynaklık ettiğini yapılan araştırmalar ortaya koymuştur. Özellikle ilk çocukluk dönemi olarak adlandırılan zaman dilimi, çocukta başkalarını taklit etme eyleminin en yüksek olduğu bir dönem diyebiliriz. Acaba kişinin anavatanı olarak ifade edilen bu altın çağda çocuğun fıtratına yerleştirilen bu taklit etme davranışını biz ebeveynler nasıl değerlendiriyoruz?

Çocukların kendi içlerinde bir anlam dünyası oluştururken arının çiçek polenlerini işlemlerden geçirerek kendi özel ürününü bala dönüştürdüğü gibi, onlar da gördükleri işittikleri, gözlemledikleri vs. her bilgiyi/veriyi hammadde olarak alıp kendi kişiliklerinin bir parçası haline getirdiklerine şahit oluyoruz.

Çocuklar birçok şeyi ilk önceleri farkında olmadan ve hatta çoğu zaman bilinçsizce taklit ederler. Fakat ilerleyen zaman diliminde taklit ettikleri davranışlarının alışkanlık halini aldığını ve bu alışkanlıklarının da zamanla kişiliklerinden bir parça oluşturmaya başladığı görülür.

Çocuk ve gencin sosyal hayatı algılamasında önemli bir yer tutan “model alma”, örnek davranışları gözlemleyerek elde edilen çok kıymetli bir öğrenme biçimidir. Çocuklar taklit ustalarıdır. Ve biz yetişkinlerin kendilerini izleyip görecekleri en gerçekçi aynalarıdır. Çocuklar yetişkin olana kadar birçok şeyi gözlemleyerek, taklit ederek öğrenirler. Bütün eğitimci ve kuramcıların üzerinde hemfikir oldukları nokta anne- babaların kendi etkililiklerinin fazla olduğu bu zaman dilimini fırsat dönemi olarak görmeleri ve bu dönemi azami gayret göstererek değerlendirmelerinden yanadır.

Tüm anne babaların bilmesi gereken en önemli gerçeklerden bir tanesi de hiçbir insanın alışkanlıkları ile dünyaya gelmediğidir. İnsan alışkanlıklarını ancak çevresinden öğrenir. Bu konuda karşımıza Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir hadis-i şerifi çıkıyor. Efendimiz (s.a.v.): “Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.”[i] buyuruyorlar. Bu konuda çocuk terbiyesinde anne babanın etkisini ve temsil noktasındaki konumuna işaret ediyorlar. Gazalî’nin kişiliğin oluşmasında çevrenin önemine dikkat çekerken, insanı içinde bulunduğu kabın şeklini alan sıvıya benzetmesi gibi.

İnsan yetiştirmek hassasiyet ve sabır isteyen uzun aynı zamanda zorlu bir yolculuktur. Anne-babalık vazifesinin hakkını vermek ve evlatlarımızı emanet bilinci ile yetiştirmek belki mesuliyeti ile zorlu bir süreç olarak görülebilir. Fakat zorluğu kadar değerli, yoruculuğu kadar onurlu bir iştir.

Çocuklar sosyal bir birey olmayı öğrenirken aynı zamanda en küçük ayrıntısına kadar kopya edeceği bir modele de gereksinim duyarlar. Çocuğun gelişme ve kendini bulma serüveninde ilk rol model ebeveynleridir. Rol modelliği; kişinin davranışlarının başkaları tarafından örnek alınması şeklinde tanımlayabiliriz. Çocuklar sorun çözme, iletişim kurma, olayları ele alış tarzı, cinsiyet rolleri gibi daha birçok şeyi görsel olarak gözleyerek öğrenirler. Burada iyi insan yetiştirmeyi arzu eden anne babaların rol modellik yaptıkları çocuklarını öncelikle gözleri ile beslemeleri çok önemli. Çünkü çocuklar kulaktan ziyade gözleri ile öğrenirler. Teorik olarak söylenen şeylerin pratiğe aktarılması ancak, yaşayarak olur. Bu noktada öğütlerden ziyade, örneklerle öğretme anne-baba olarak bizlerin dikkat etmesi gereken en önemli noktalardan biridir.

Aile içinde olumlu davranışların gözlemlenmesi ve taklit edilmesi kadar, olumsuz örneklerin de çocuğu etkilediğini görüyoruz. Bu konuda, 214 hükümlü genç üzerinde yapılan “Suçlu Çocuklarda Zekâ, Kişilik ve Yakın Çevre Özellikleri” konulu araştırma bulgularına göre, suçlu gençlerin ailelerinde birinci dereceden akrabalar arasında %54 oranında hüküm giymiş suçluya rastlanmıştır.[ii] Çocuklar bulundukları ortamın kokusunu üzerlerinde taşıyorlar. Mis kokan yerde yetişen çocuklar etraflarını güzel kokuları ile cezbederken, aksi durumda ise fıtratlarındaki güzel koku zamanla kaybolmaya başlıyor.

Terbiye temsil ister. O halde biz büyüklere düşen; temsiliyette sorumluluğumuzu yerine getirmektir. Öncelikle nasıl bir çocuk istiyorsak hal hareketlerimizle onu kendimizin yaşaması gerekiyor. Anne babanın kendisinin yapmadığı bir davranışı, çocuğundan beklemesi, pedagojik açıdan bir anlam ifade etmeyeceği gibi çocuğun zihninde davranışların değeri hakkında da belirli şüphelerin oluşmasına neden olacaktır. Bu konuda yüce yaratıcı Saf Suresi 2 ve 3. ayet-i kerimesinde “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” şeklinde söz ve eylemler arasında uyumsuzluk bulunanları uyarmıştır. Ebeveynin kendisinin yapmadığı bir davranışı, çocuğundan beklemesi tutarsız bir yaklaşımdır.

Anne babalar, yaşlılar ve herkesin dilinde “Zamane gençliği çok bozuldu.” cümlesini duyuyoruz. Bu çocuklar ahlaksız, saygısız, hırsız doğmadıklarına göre zamane gençliğinin rol modellerine bir mercekle bakmamız gerekir. Dilimizden sadır olan ile hayatımıza vaki olanlar birbiriyle çelişiyor mu? Çocuklarımız üzerinde olumlu tesir edebilmemiz için öncelikle biz anne-babaların kendi iç dünyamızda söylem ve eylem birlikteliğimizin olması gerekir gibi. Bazen bir babanın çocuğuna saatlerce dürüstlükle ilgili nasihat etmesi yerine, kendisinin dürüstlük erdemini gösterdiği bir davranışı daha etkili olacaktır. Bununla ilgili ibretlik bir olay anlatılır:

Yaşanan vakaya göre bir hafta sonu baba ve oğlu hayvanat bahçesini gezmek için yaşadıkları şehirdeki hayvanat bahçesine giderler. Bahçenin içine girebilmek için, baba-oğul hayvanat bahçesi girişindeki gişeye gelir ve ne kadar ücret ödeyeceklerini sorarlar. Görevli kendilerine:

– Altı yaşından küçük çocuklar için ücretsiz efendim, der. Bunun üzerine baba:

– O halde benim ve 7 yaşındaki oğlum için iki bilet lütfen, diyerek biletleri ister. Bunun üzerine gişe sorumlusu babaya dönerek:

– Söylemeseniz çocuğunuzun altı yaşından büyük olduğunu bilemezdim, diye karşılık verir. Baba bu söz karşısında sadece bir cümle kurar ve:

– Ama oğlum bilirdi. . .

Saatlerce konuşmak yerine, davranışa dökmek bu olsa gerek.

Çocuklarımıza ebeveynler olarak model olurken unutulmaması gereken diğer bir husus ise çocukların rol model aldığı kişi ile kurdukları sağlıkla iletişim biçimidir. Çocuğun onu sevmesi ve onun tarafından sevilmesi, kabul görmesi, ona yakınlık hissetmesi ve onunla duyguların paylaşımı gibi etkenlerin rol modelin etkisini artırdığı bilinen bir gerçektir. Özellikle çocuklar ilk doğdukları andan itibaren içinde bulundukları aileden, insan olmanın gereklerini ve ihtiyaçlarını sevgi ile öğrenirler. Anne şefkat ve merhametin; Baba güvenin sembolüdür. İnsan ailesinden aldıkları veya alamadıklarıyla, çevreden bünyesine ekleyip ya da ekleyemedikleri ile kişiliğini şekillendirir.

Yine çocuklarımızın hayatına sağlıklı modeller oluşturabilmek için, kendi olumlu davranışlarımızla yaptığımız temsiliyetin yanında onların kendilerini örnek kişilerle özdeşleştirmeleri için de gerekli rehberliği yapmalıyız. Örneğin değerli şahsiyetlerin biyografilerini okutmak, bu kişilerin hayatlarını konu alan filmler izlemelerine imkân sağlamak, doğru kişilerle arkadaşlık kurmalarına yardım etmek gibi. Maalesef bazen anneli babalı öksüz ve yetim çocuklar görüyoruz. Anneliği doğurmak, babalığı doyurmak olarak algılayan sağlıksız ebeveyn tutumlarının sergilendiği ailelerde rol modelliği de genelde televizyona ya da internet sitelerindeki youtuberlara bırakıldığını görebiliyoruz. Bizler elimizin altındakilerden mesulüz. Mesul olduğumuz alanla ilgili üzerimize düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirmemiz gerekir.

Bizler sadece çocuklar için değil, insanoğlunun her zaman doğru modellere ihtiyaç duyduğunu biliyoruz. Çünkü insan insanın rengine bürünür. Bu konuda dinimiz bizlere insanın olumsuz bir sosyal çevre ile etkileşim içine girerek bozulmaması için “Salih” bir sosyal-kültürel çevre ve ortam oluşturmasını tavsiye etmektedir. Bu konuda başta Peygamber efendimiz olmak üzere bütün peygamberler insanlara örnek(rol model) olmuşlardır. Kur’an’ın genel eğitim metotlarından biri olan davranış örnekleri yoluyla eğitimle yüce yaratıcı bizlere kimleri nasıl örnek alacağımızı bildirmiştir. Yine Hz. Peygamberin cahil ve ahlaken yozlaşmış bir toplumu 23 senede medenî bir topluma dönüştürülmesini sağlayan O’nun, “rol model” olarak hayatın içinde var olması diyebiliriz. Ve O, Kur’an’ın ifadesi ile “en güzel model” ve bir üsve-i haseneydi. Bizler de güzelin taliplisi olarak, güzeli arama, güzeli bulma ve bulunan membadan kana kana içme ve çocuklarımıza da içirme, yaşayarak yaşatmanın tadına varmalıyız. Omuzlarımızdaki emanetin derdiyle tekrar kendimizi gözden geçirmeye ne dersiniz?

Asuman DÜZGÜN

Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen

 

[i] Hadislerle İslâm, DİB Yayınları, Ankara-2013, Cilt No-4, s 141

[ii] Yavuzer, H. ,Psiko-Sosyal Açıdan Çocuk Suçluluğu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul 1981.

Sayfayı Paylaş