UZUN KAFES HAYATINDAN SALTANATA GİDEN YOLDA SULTAN II. AHMED

somuncubaba-227-05-malkoç

 

Geceden Gündüze Uyanan Bir Şehzade: Sultan II. Ahmed

 

Osmanlı padişahlarının 21. si, 86. İslâm halifesi olan Sultan II. Ahmed, 25 Şubat 1643 tarihinde payitaht merkezi olan İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası 18. Osmanlı padişahı Sultan İbrahim, annesi Hatice Muazzez Sultan’dır. Sultan İbrahim Han’ın üçüncü oğludur. IV. Mehmed Han ile II. Süleyman Han’ın da kardeşidir. Eşi Rabia Sultan; erkek çocukları Şehzade İbrahim, Şehzade Selim; kızları ise Asiye Sultan ve Atike Sultan’dır.

Yaşadığı dönemdeki bütün sıkıntılara rağmen yine de iyi bir tahsil gören II. Ahmed, Arapça ve Farsçayı çok iyi düzeyde bilirdi. Babası İbrahim Han’ın 1648’de tahttan indirilmesinden sonra ağabeyi Süleyman’la beraber uzun bir dönem kafes hayatı yaşamışlardır. Kardeşi II. Süleyman’ın dört yıllık saltanatı döneminde kafes hayatı devam etmiştir.  Böyle bir hayat yaşamak onu olumsuz olarak etkilemiştir.

Bozgun yıllarının sultanı olarak bilinen Sultan II. Ahmed, 23 Haziran 1691’de 49 yaşındayken, kardeşi II. Süleyman’ın yerine Edirne’de tahta çıkmış, tıpkı ağabeyi gibi 3 yıl 7 ay 14 gün tahtta kaldıktan sonra vefatı nedeniyle hem dünyadan hem de tahttan çekilmiştir. O, saray entrikalarından uzak durmaya çalışmış, padişahlığı süresince Edirne’de ikamet etmiştir.

Sultan II. Ahmed inançlı bir padişahtı. Bulunduğu halifelik makamının idrakinde bir insandı. Kutsal beldelere hizmet etmekten büyük keyif alırdı. Makamda, mevkide ve parada gözü yoktu. O, tahta çıktığı zaman “Ben saltanata talip değildim. Allahu Teâlâ fazl u kereminden bu aciz kuluna nasip eyledi. Bu nimetin şükrünü eda edemem” diyerek hem ne kadar mütevazı bir insan olduğunu göstermiş hem de şükrünü eda etmiştir.

  1. Ahmed’in karakter olarak hassas bir insan olduğu söylenir. Ne kadar hiddetliyse bir o kadar da cömertti. Sade giyinirdi. Gösterişten hiç hoşlanmazdı. Tevazu üzere yaşardı. Adaletli olmaya çalışır, haksızlık yapmaktan ve insanları incitmekten korkardı. İnsanları memnun etmek onu çok mutlu ederdi. Tek başına karar almaz, hemen her konuda istişare ederdi. Zaman zaman tebdil-i kıyafetle halk arasında dolaşarak meseleleri kaynağından öğrenir, gerekenleri yapardı. İşlerini görürken halkın görüş ve düşüncelerine de itibar ederdi.
  2. Ahmed, Dîvân-ı Hümâyun’un işlerinin artması üzerine, divan toplantılarını haftada iki günden dört güne çıkarmıştır. Hasta olsa bile bu toplantılarda bizzat bulunarak sağlıklı kararlar alınmasına zemin hazırlamış, devlet işlerinin aksamadan devamını sağlamıştır.

 

Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’dan Sürmeli Ali Paşa’ya Bir Devrin Panoraması

Sultan II. Ahmed tahta çıktığında memleketin ahvâli hiç de iç açıcı değildi. Zira Osmanlı’nın hezimetiyle sonuçlanan II. Viyana Kuşatmasının artçı sarsıntıları olan Osmanlı-Avusturya Savaşları devam etmekteydi. II. Ahmed, abisinin ölümü üzerine tahta çıktığı sırada, II. Süleyman döneminin sadrazamı Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa Salankamen Muharebesi için sefere çıkmış, Sofya’ya kadar ulaşmıştı.  Haberi alan sadrazam, görevden alınacağını düşünürken padişah, kendisinden evvelki dönemde sadrazam olan ve önemli işler yapan Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa’nın aynı görevde kalmasını sağlamıştır. Devlet işlerinde tecrübeli olan Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa’nın Salankamen’de şehid düşmesi ve ordunun dağılması üzerine, Arabacı Ali Paşa’yı sadrazamlığa tayin etmiştir.

Sultan II. Ahmed, Arabacı Ali Paşa’yı sadrazam yaparken ona özellikle ordunun başına geçerek askerleri toparlamasını ve düzene sokmasını şart koşmuştur. Padişah bu şarta rağmen yeni sadrazamın sefere çıkmadığını öğrenince “Bak Paşa, sana devlet işlerini doğrulukla yapasın, harbe gidesin, dedim. Gitmedin. Hizmetinde bulunan çalışkan kulları yakasından tutup zorla dışarı atmak cesaretini gösterdin. Ağalara araba gönderdin, yeniçeriler ayaklandı dedin. Ben de zorba aradım. Meğer zorbaların başı senmişsin!” diyerek Arabacı Ali Paşa’yı sertçe azarlamıştır. Bu sözlerden sonra onu azlederek yerine Merzifonlu Çalık Ali Paşa’yı getirmiştir. Merzifonlu Çalık Hacı Ali Paşa, II. Ahmed saltanatında, 27 Mart 1692 – 27 Mart 1693 tarihleri arasında bir yıl bir gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’dan sonra Merzifon’un çıkardığı ikinci sadrazamdır. II. Ahmed, son olarak da Bozoklu Mustafa Paşa ve Sürmeli Ali Paşa’yı sadrazamlığa getirmiştir.

 

Bozgun Yıllarının Sultanı II. Ahmed ve Salankamen Muharebesi

Salankamen Muharebesi, Sultan II. Ahmed döneminin en mühim ve acıklı hadiselerinden biridir.  Bu savaşta Avusturya ordusunun başında Ludwig, Osmanlı ordusunun başında ise Fazıl Mustafa Paşa bulunuyordu. Bununla ilgili sözü Vehbi Tülek’e verelim:

“Padişah II. Ahmed Han, Fazıl Mustafa Paşa için şöyle dua ediyordu: -Mustafa’m, seni Cenab-ı Bârî’ye emanet eyledim, yakında yeni fütuhatlarla döner ve rikab-ı hümayunuma yüz sürersin inşaallah, dedi. Ordu Sofya’ya, buradan da devam edip Belgrad’a geldi ve Sava Nehri’nin karşı yakasına geçmek için bir seyyar köprü kuruldu. Fakat askerin az bir kısmı henüz karşı sahile geçmişti ki, yağan şiddetli yağmurların tesiriyle Tuna ve Sava nehirleri taştı. Seyyar köprü yıkıldı. Askerin yarısı da diğer yakada kaldı. Fazıl Mustafa Paşa’nın buna çok canı sıkıldı. Çatışma çok kanlı oldu Osmanlı ordusunun Macaristan üzerine doğru hareket ettiğini haber alan Avusturyalılar, Prens Baden kumandasında kalabalık bir ordu ile harekete geçmişlerdi. Bu sıralarda Osmanlı ordusunun bulunduğu Salankamen’e geldiler ve hiç vakit kaybetmeden saldırıya geçtiler. Fazıl Mustafa Paşa, mevcut askeri ile Avusturya ordusunun hücumuna karşılık verdi. Çatışma çok kanlı oldu.

Osmanlı ordusunun esas kısmı, taşan nehrin karşı sahilinde kalmıştı. Düşmanla karşı karşıya kalan kısmı ise, tecrübesiz ve sayıca çok azdı. Buna rağmen düşman hücumunu püskürtmeyi başardılar. Fakat Prens Baden, ertesi gün, aldığı takviye kuvvetlerle ani bir baskın yaptı. Fazıl Mustafa Paşa, daha önceden siperlerin önüne toplar yerleştirmiş olduğundan, düşman kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Buna rağmen Prens Baden ısrarla hücumlarına devam ediyordu. Avusturya süvarileri, Anadolu beylerbeyi Kemankeş Ahmet Paşa kumandasındaki Anadolu sipahilerine şiddetle saldırdılar.

Daha önce böyle bir savaş görmemiş olan Anadolu askeri, bu saldırı karşısında dağıldı. Bu hâli karşıdan takip eden Fazıl Mustafa Paşa, -Gayri iş bize düştü, diyerek Kapıkulu süvarilerinin başına geçti. Serdar-ı Ekrem’in elinde kılıç, en ön safta düşmana hücum ettiğini gören asker bir anda gayrete geldi ve hızla saldırıya geçti. Fazıl Ahmet Paşa, kendisini tamamen kaptırmış, düşman alaylarını bozarak, parçalayarak ilerliyordu. Bir kurşunla şehit düştü! Orduyu gayrete getiren, vezirin cesareti ve ordunun başına geçmesi idi. Gaziler onun arkasında büyük bir şevk ve imanla ileri atılmışlardı. Artık Avusturyalılar için kurtuluş çaresi kalmamıştı. Fakat tam bu sırada, hain bir kurşun, kahraman vezir Fazıl Mustafa Paşa’nın tertemiz alnına isabet etti ve o anda şehit düştü. Diğer kumandanların çabası netice vermedi ve asker dağılmaya başladı. Durumu fark eden Prens Baden, derhal toparlanıp karşı saldırıya geçti ve Osmanlı ordusu tarihinin en büyük mağlubiyetlerinden birini aldı.”(1)

 

Sultan II. Ahmed, Başta Şiir Olmak Üzere, Güzel Sanatlara Hayranlık Duyardı

Sultan II. Ahmed, sanatı ve sanatçıyı seven sanatkâr ruhlu bir padişahtı. Güzel yazı yazma yeteneğinin üst düzeyde olduğu söylenir. Bu yeteneğinin yansıması olarak değişik hatlarda birçok Kur’an-ı Kerim yazmıştır. Bu arada müzikten ve şiirden hoşlanırdı. Sultan şairlerimizden biri olan II. Ahmed, mahlas kullanmamış, “Ahmed” ismiyle şiirler kaleme almıştır. Aşağıdaki gazelin onun kaleminden çıktığı söylenir:  “Kaşların ya’sına didim olayın kurban ana, /Hışm ile dilber didi lâyık mı ol kurban ana//Sîne sahrasında ektim çün muhabbet tohmını, /Dembedem yağdursa ta’n mı gözlerim bârân ana//Hey kıyamet gönlüme sorma hisâbın zülfünün /Elli bin yıldan uzundur bu şeb-i hicran ana//Zülf-ı nakkaşı suya bir akş ider ki reşk ider/Mânî-i Çin yazduğu nakş-ı nigâristan ana//Canlar oda atmasun yazuktur ol sayyada deyin/Yüzin acun kim ola can ü gönül hayran ana//Ahmed içtin çevrini çekmez dir imiş müddeî,/Ol  seni candan sever yaraşmaz ol bühtan ana.” Şiirin günümüzdeki anlamı şöyledir: “Dedim: Kaşlarının yayına kurban olayım /O dilber hışm ile dedi ki: Lâyık mı o kurban ona//Sîne sahrasına muhabbet tohumu ektim/Gözlerim (onu sulamak için) durmadan yağmur yağdırsa buna şaşmayın//Ey kıyamet (günü) onun saçlarının hesabını gönlüme sorma /Bu ayrılık gecesi elli bin yıldan uzun gelir//Saçları suya öyle nakışlar işler ki,/Çinli ressam Manî bile onu kıskançlıkla seyreder//O zalim avcıya deyin ki, yazıktır, canları ateşe atmasın,/Onun yüzünü açın ki can ve gönül ona hayran olsun//Ahmed için rakib “sevgilinin çevrini çekemez” diyormuş/Bu iftira yersizdir. O seni candan seviyor.”

 

            Sultan II. Ahmed Döneminde Yaşananlardan Bir Kesit

İç ve dış karışıklıkların olduğu bir dönemde padişah olan II. Ahmed toprak düzenini değiştirerek eyalet topraklarının işleme hakkının babadan oğula geçmesine izin vermiştir.

Osmanlı Devleti’nde her zaman önemli işlere ve zaferlere imza atan Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa, Salankamen Muharebesi’nde zafere ramak kala şehit edilmiştir.

Bu dönemde Varat Kalesi, Avusturyalıların eline geçmiştir. Öte yandan bir süre devam eden Trablusşam, Sayda ve Beyrut’taki karışıklıklar bertaraf edilmiştir.

1693’te Belgrat’ı kuşatan Avusturyalılar Osmanlı ordusunun geldiğini haber alınca muhasarayı kaldırarak geri çekilmişlerdir. Yine o yıllarda, 1694’te şehir topa tutularak Varadin Muhasarası başlamıştır. Kaleye yardım gelmeyince, buna bir de şiddetli yağmurlar eklenince başarı elde edilememiştir. Böylelikle ordumuz Belgrat’a çekilmek mecburiyetinde kalmış, neticede savaşı Avusturya ordusu kazanmıştır.

  1. Ahmed’in saltanatı sırasındaki olumsuzluklardan biri de İstanbul’daki Cibali, Ayazma Kapısı ve Bedesten yangınlarıdır. Yine o dönemde 1691’de Mısır Çarşısı yanmıştır.
  2. Ahmed zamanında Doğu illerinde karışıklıklar baş göstermekteydi. Suriye’de Sürhanoğulları ve Manoğulları başkaldırmışlardı. Irak ve Hicaz bölgelerinde isyanlar çıkmaktaydı. Anadolu’da eşkıyalık artmıştı. Bursa’dan kalabalık bir derviş grubuyla Edirne’ye gelen, Niyazi Mısrî ve mehdilik iddiasıyla ortaya çıkan biri, iç karışıklıklara sebep olmuştu.

 

Kafeslerde Geçen Buhranlı Bir Hayatın Tahtla Neticelenmesi

Hassas bir insan olan, memleket meselelerini daima şahsî meselelerin üstünde tutan II. Ahmed, Sakız Adası’nın Osmanlı’nın elinden çıkmasına çok üzülmüş bir padişahımızdı. Sakız Adası’nın Venedikliler tarafından işgal edilmesi üzerine hayal kırıklığına uğrayan II. Ahmed, Osmanlı sınırlarına bu kadar yakın bir adanın Venediklilerin eline geçmesini haber alınca Belgrat’ta bulunan Serdar-ı Ekrem Ali Paşa’ya bir hatt-ı hümâyûn ile hitâben “Mademki Sakız düşman elindedir, bütün Ungurus (Macaristan) memleketini fethetsen makbulüm değildir” demiştir. Sakız Adası’nın işgali üzerine gönderdiği son hatt-ı hümâyûnda devamla üslûbunu sertleştirerek “Sakız ahvâli derûnumu yaktı. Teshiri muradımdır. İcap edenlerle görüşüp ne yapmak lazımsa bildiresin. Bu kış Sakız elde edilmezse, şöyle bilin ki bütün reisleri katlederim!” diyerek tekrar bir fetih emreylemiştir. Bu da gösteriyor ki Sakız Adası’nın kaybedilişi onun için sıradan bir üzüntü değildir. Sakız’ın kaybedilişi padişahın hastalığını iyice artırmış, yataklara düşmesine sebep olmuştur. Fakat daha sonra Osmanlı filosunun karşı harekâtı sonucu 22 Şubat 1695’te adaya asker çıkarılmış ve kale kolayca teslim alınmıştır. Fetihten iki hafta önce vefat eden padişah bu güzel haberi alamamıştır.

Kafeste geçen zorlu yılların ardından tahta çıkan Sultan II. Ahmed, 6 Şubat 1695’te henüz 52 yaşındayken, yine ağabeyi II. Süleyman gibi ödem (istiska) hastalığından Edirne’de vefat etmiştir. II. Ahmed’in naaşı Edirne’den İstanbul’a getirilerek Kanunî Sultan Süleyman Han’ın türbesine defnedilmiştir. Akabinde yerine yeğeni II. Mustafa Han tahta çıkmıştır. Rabbim cümlesine rahmet eylesin. Ruhları şâd, mekânları cennet olsun.

            Dipnot: 1) https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek/220578.aspx

Sayfayı Paylaş