GERÇEK DİNDARLIK

somuncubaba-227-13-m.soysaldı

Son zamanlarda birçok İslâmî kavramda büyük bir anlam kayması meydana geldiğini görmekteyiz. Anlam kaymasına uğrayan kavramlardan biri de dindarlık kavramıdır. Dolayısıyla bu yazımızda özellikle dindar kavramı üzerinde durup gerçek dindarlık ne demektir, gerçek dindarın temel özellikleri nelerdir, bunları ayet ve hadisler ışığında açıklamaya çalışacağız.

Din, insanın yaratıcısıyla, çevresinde birlikte yaşadığı hemcinsleriyle ve kâinattaki bütün varlıklarla olan ilişkisini düzenleyen ilahî değerler ve kanunlar manzumesidir.

Dindar insan ise canlı cansız bütün varlıklarla ilişkisini ilahî kanunlar çerçevesinde kuran ve devam ettiren insandır.

O halde gerçek dindar insan kimdir ve nasıl olmalıdır?

  1. Dindar İnsan, Sağlam ve Kuvvetli Bir İmana Sahiptir

Gerçek dindarın ilk özelliği sağlam ve kuvvetli bir imana sahip olmaktır. Zira dindar insan neye, niçin inanması gerektiğini iyi bilen ve imanı, akıl, mantık ve bilgi temeline bağlı olan insandır. Dolayısıyla imanında asla şek ve şüpheye yer yoktur. Çevresinden duyduğu yanlış fikir ve düşünceler asla onun imanına zarar veremez. Çünkü onun imanı bilgi temeline bağlı olduğu için doğruyu yanlıştan kolaylıkla ayırt edebilir. Kur’an ve sünnete uygun olan fikir ve düşünceleri kabul eder, aykırı olanları ise reddeder.

  1. Dindar İnsan, Kuvvetli İmanı ile Salih Ameller İşler

Gerçek dindar, inandığı İslâmî hakikatleri hayatında yaşamaya çalışır. İnsanın bu dünyada mutluluğu ve ahirette ebedi kurtuluşa erişmesinin ancak salih amel işlemekle olacağını bilir ve salih amellerini artırmaya çalışır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de nerede imandan bahsediliyorsa hemen ardından salih amel işlemek zikredilmektedir. Nitekim Kur’an’da 56 yerde iman ve salih amel birlikte bulunmaktadır. Genellikle “iman eden ve salih amel işleyenler[1] şeklinde geçmektedir. Bu da iman ve salih amelin et ve tırnak gibi birbiriyle iç içe ayrılmaz iki hakikat olduğunu göstermektedir. Amelsiz iman meyvesiz ağaca benzer. Meyvesiz ağacın nasıl faydası yoksa amelsiz iman da insanın kurtuluşu için yeterli olmayabilir. Onun için imanı salih amellerle takviye etmeli kuvvetlendirilmelidir.

  1. Dindar İnsan, İnsanlara Faydalı Olmaya Çalışır Asla Kimseye Eliyle Diliyle Zarar Vermez

Gerçek dindar, daima çevresindeki insanlara faydası dokunan onlara asla eliyle diliyle zarar vermeyen insandır. Çünkü Allah Rasûlü, gerçek Müslümanı “Gerçek Müslüman eliyle diliyle insanlara zarar vermeyen kişidir.”[2] şeklinde tanımlamaktadır. Hakiki dindar insan, insanlara zarar vermediği gibi daima insanlara yardım eden ve toplumda faydalı bir birey olmaya çalışan kişidir. Zira o İslâm Peygamberi’nin “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.”[3] buyurduğunu çok iyi bilir ve bunu hayatının her anında uygulamaya çalışır.

  1. Dindar İnsan, Denge ve İtidal Sahibidir

Gerçek dindar, hal ve hareketlerinde dengeli ve mutedil davranan insandır. Çünkü İslâm dini denge ve itidal dinidir. İfrat ve tefridi yasaklar. Her konuda mutedil davranmayı emreder. Yüce Allah israfı ve cimriliği haram kılmış ve harcamada orta yolu takip etmeyi, mutedil davranmayı emretmiştir:

“(Hakiki müminler), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.”[4]

Hz. Peygamber (s.a.v.) de bir hadis-i şeriflerinde “İşlerin en hayırlısı orta olanıdır.”[5] buyurmak suretiyle her konuda dengeli davranmayı tavsiye etmiştir. O halde dini hayatımızda daima itidal ve dengeli hareket etmeyi esas almalıyız ve asla ifrat ve tefrite düşmemeliyiz.

  1. Dindar İnsan, Kendini Din Polisi Gibi Görmemelidir

İnsan, kalplerin ne gizlediğini asla bilemez. Dolayısıyla dindar insan, kalplerin derinliklerini araştırmakla görevli değildir. Zahire göre hükmetmeli ve müminlere karşı hüsn-i zanda bulunmalıdır. Medine Dönemi’nde Hz. Peygamber (s.a.v.)’e Allah tarafından kimlerin münafık olduğu bildirilmişti. O kimlerin münafık olduğunu çok iyi biliyordu. Buna rağmen onları deşifre etmemiş, onları kınayarak cezalandırma ve toplumdan dışlama yönüne gitmemiştir. Bilakis onlara Müslüman muamelesi yapmış ve hatalarından ve günahlarından tövbe etmeleri için fırsat tanımıştır.

Bir savaşta sahabe-i kiramdan biri kahramanca çarpışır, sonunda karşısındaki kâfiri yere yatırır ve kılıcını boynuna indirir. O sırada kâfir; “Allah’tan başka ilah yoktur.” diyerek şehadet getirir. Ancak bu şehadeti kafasının gövdesinden ayrılmasına engel olamamıştır.

Bu durumu öğrenen Allah Rasûlü çok üzülüp hiddetlenip kızar. O sahabi: “Ey Allah’ın Rasûlü! Adam benimle sonuna kadar mücadele etti, eğer fırsat bulsaydı beni öldürecekti. Sonunda ölüm korkusuyla şehadet getirdi.” demesine rağmen. Allah Rasûlü: “Kalbini yarıp da baktın mı? Kalbini yarıp da baktın mı? Kalbini yarıp da baktın mı?” diye üç defa aynı sözü tekrarlamıştır.[6] Demek ki, insanları kâfir, müşrik ve münafık diyerek dışlamak ve âdeta dinden aforoz etmek, din polisi gibi davranmak gerçek dindar Müslümanın yapacağı bir iş değildir. Zira insanları hatalarından dolayı hor görüp dışlayarak onları İslâm’a kazandırmak mümkün değildir.

  1. Dindar İnsan, Başkalarıyla Değil Kendi Nefsiyle Uğraşır

Gerçek dindar, başkalarının imanı, ibadeti, hata ve günahlarıyla ilgilenmez. Kendi hata ve günahlarını görüp düzelmeye çalışır. Yani kendi nefsiyle mücadele eder. Çünkü insanın ilk ve en önemli düşmanı nefsidir. Nitekim Yüce Allah, nefsi şöyle vasıflandırmaktadır: “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbimin acıyıp koruması başka.[7]

Kendi nefsiyle uğraşıp hatalarını ve günahlarını fark ederek onları düzeltmeye çalışan insan, çevresindeki insanların hatalarıyla uğraşacak vakti ve fırsatı bulamaz.

  1. Dindar insan, riya ve gösterişten kaçınır

Gerçek dindar, riya ve gösterişin insanın salih amellerini yakıp bitirdiğini, yok ettiğini bilir ve yaptığı amelleri sırf Allah rızası için yapar. Riyanın gizli şirk olduğunu bilir, kendini ve amellerini riyadan uzak tutar. Yaptığı hayır ve hasenatı, ibadetleri Allah rızası için yapar ve insanlardan bir beklenti içerisinde olmaz. Yaptığı iyilikleri insanların başına kakmaz. Zira başa kakmak, insanlara eziyet vermek amellerin boşa çıkmasını sağlar. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah, “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın.[8] buyurarak yapılan iyiliği insanların başına kakarak eziyet vermeyi yasaklamaktadır. Gerçek dindar olan insan, “Sağ elin verdiğini sol elden gizlemeye çalışır.”[9] ve bu derece hassas davranır.

  1. Dindar İnsan, Dindarlığını Rant Aracı Kılmaz

Gerçek dindar, dini ve dindarlığı bir rant elde etme aracı olarak kullanmaz. Dini ve dindarlığını kullanarak bir menfaat temin eden insan, mutlaka bunun hesabını Allahu Teâlâ’ya verecektir. Gerçek manada dindar olan insan, fani dünyanın geçici ve değersiz cam parçaları mesabesinde olan şeyleri, ahiretin elmas değerindeki nimetlerine tercih etmez.

  1. Dindar İnsan, Ölümü Asla Aklından Çıkarmaz ve Ona Göre Hareket Eder

Gerçek dindar, ölümün doğum gibi her canlının başına gelecek bir hakikat olduğunu bilir ve ölümden sonraki hesaba ve ebedi olan ahiret hayatına şüphesiz inanır. Bu dünyada yaptıklarından dolayı hesap gününde Allah’ın huzurunda hesap vereceğini bilir ve ona göre davranır. Nitekim Yüce Allah, “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.”[10] buyurmuştur.

  1. Dindar İnsan, Kul Hakkına Girmekten Sakınır

Gerçek dindar, insanlara zulüm ve haksızlık yapmaktan, kul hakkına girmekten çekinir. Çünkü Allah Teâlâ’nın kul hakkıyla huzuruna gelen kulunu asla affetmeyeceğini bilir. Ona göre hal ve hareketlerine çeki düzen verir. Hiç kimseye haksızlık yapmaz. İnsanlara hak ve adalet ölçüleri içerisinde davranır.

Ne mutlu Allah’a kuvvetli bir iman ile bağlanıp gerçek dindarın özellikleriyle muttasıf olup hayatını ona göre sürdüren insanlara!

 

[1] 29/Ankebut, 7.

[2] Buhârî, Îmân, 4-5, Rikâk, 26; Müslim, Îmân, 64-65.

[3] İbn-i Hacer, el-Metâlibu’l-Âliye, I, 264.

[4] 25/Furkan, 67.

[5] Aclûnî, Keşfü’l-Hafa, I, 448.

[6] Bz., İbn Mace, Fiten, 1; İbn Kesir, Tefsîru Kur’ani’l-Azîm, 1:539.

[7] 12/Yusuf, 53.

[8] 2/Bakara, 264.

[9] Buhârî, Ezan, 36.

[10] 99/Zilzâl, 7-8.

Sayfayı Paylaş