ES-SEYYİD OSMAN HULÛSİ DARENDEVÎ (K.S.)

somuncubaba-227-04-hulusiefendi

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.) 22 Ramazan 1331/12 Ağustos 1914’te Pazartesi sabahı Darende’de doğdu.[1] Babası Şeyh-zâde sülalesinden es-Seyyid Hasan Feyzi Efendi’dir. Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin soyu Somuncu Baba lakabıyla tanınan Hamid Hamideddin-i Velî’ye dayandığından dolayı şeyh-zâde olarak bilinmektedir. Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin dedesi es-Seyyid Ahmed Hilmi Efendi uzun süre Şeyh Hamid-i Velî Camii imam hatipliği görevinde bulunmuştur. Ahmed Hilmi Efendi aynı zamanda Hamid-i Velî Zaviyesi şeyhidir. Ondan sonra bu görevi Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin babası Hasan Feyzi Efendi üstlenmiştir. Daha önce Halvetiyye’ye müntesip olan Hasan Feyzi Efendi’nin İhramcı-zâde İsmail Hakkı Efendi’nin müridi ve yakın dostu olduğu da kaydedilmektedir. Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin annesi Fatma Hanım büyük mutasavvıflardan biri olan Taceddin-i Velî soyundandır. Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin soy şeceresi hem baba hem de anne tarafından Hz. Peygamber (s.a.v.)’in torunu Hz. Hüseyin (r.a.)’e kadar uzanmaktadır. Dolayısıyla o, 36. kuşaktan seyyiddir.

Çocuk denilebilecek yaşlarında babasını ziyarete gelen İhramcı-zâde İsmail Hakkı Efendi’yle tanışarak onun pek çok iltifatına mazhar oldu. İhramcı-zâde, küçük yaşlarındayken ona bazı mânevî işaretlerde bulundu.

Osman Hulûsi Efendi (k.s.), babasından Kur’an öğrenerek başladığı eğitimine Hacılar Şeyhli Mahallesi Camii Medresesi’nde devam etti. Buradan Dutluk Sıbyan Mektebi’ne geçti. Daha sonra yeni alfabeyle öğretim yapan Cumhuriyet İlkokulu’na kaydolarak 1929’da buradan mezun oldu. Resmî eğitimini bu safhada noktalayan Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin ilim öğrenme merakı her zaman tezahür etti. Bunun bir göstergesi olarak Arapça ve Farsçayı öğrendi.

Osman Hulûsi Efendi (k.s.) Emsile, Binâ, Maksûd, Avâmil, İzhâr, Kâfiye, Câmî Şerhi vs. pek çok Arapça eseri hocasından okuduğunu hatta Tefsir, Mantık ve Meâni’ye dair dersleri de tahsil ettiğini belirtmektedir. Bu durum onun medrese usûlüne göre zâhir ilimlerine dair pek çok dersi aldığını göstermektedir. Dolayısıyla onu ilmî ve edebî kişiliğinin temelinde oldukça sağlam altyapıya sahip olduğu aşikârdır.

Pek çok edebî eseri mütalaa ederek edebiyat alanında bilgisini artırdı. Onun edebiyata vukufiyetini Dîvân’ındaki şiirleri, hutbeleri ve mektuplarından tespit etmek mümkündür. Hece ve aruz vezniyle pek çok türde şiirler yazdı. Hutbelerinde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerini manzum hâle getirerek aktardı. Mensur anlatımlarında da edebî bir dil kullandığı görülmektedir.

Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin kitaplara ve ilme merakı yaşadığı bölgeye göre oldukça büyük sayılabilecek bir kütüphaneye sahip olmasını sağladı. Kütüphanesinde eski-yeni basma ve yazma 10.000 civarında eser mevcuttur. Bazı eserlerin ünik/nadir nüshaları sadece bu kütüphanededir. Onun kitaplara bu ilgisini şu ifadelerinde çok açık bir şekilde tespit etmek mümkündür:

“Okumanın hududu yoktur. İnsan okudukça öğreniyor, öğrendikçe cemiyete faydalı oluyor. Çok sevdiğim okuma yüzünden kazandığım bütün parayı kitaba yatırdım. Bütün günümü bunları okumakla geçiriyorum.”

Osman Hulûsi Efendi (k.s.) gençlik yıllarında babasının teşvikiyle bazı zanaat ve sanatları öğrendi. Bu yıllarda ticaretle meşgul oldu. Ancak ticaretin kendisini çok meşgul ettiğini, ibadet ve ilimden alıkoyduğunu belirterek bu işi bıraktı. Çünkü ona göre hiçbir iş ibadetten önemli değildi.

1945 yılında Darende’de tifo salgını meydana geldi. O günün şartlarında bu tür hastalıklarla mücadele ve tedavi imkânı oldukça kısıtlıydı. Söz konusu salgında Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin babası Hasan Feyzi ve abisi Ahmed Nuri Efendiler hastalığın pençesinden kurtulamayarak vefat ettiler (1945). Aynı hastalığa duçar olan Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin bu durumu kendisine iletilen pîri İhramcı-zâde İsmail Hakkı Efendi: “Hulûsi bizim gözümüzün bebeğidir, gömleğimizi satar oğlumuzu tedavi ettiririz.” diyerek onun Sivas’a getirilerek tedavi ettirilmesini sağladı.

1945’te Hasan Feyzi Efendi’nin vefatıyla boşalan Hamid-i Velî Camii imametine Kangal’ın Kalkım köyünde imam olan büyük oğlu Ahmed Nuri Efendi (Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin abisi) getirildi. 40 gün süreyle bu görevi yerine getiren Ahmed Nuri Efendi, babasının vefatına neden olan hastalıktan dolayı vefat edince Osman Hulûsi Efendi (k.s.) Hamid-i Velî Camii imam-hatipliğiyle görevlendirildi. Çünkü bu caminin imameti Hamid-i Velî’nin (Somuncu Baba) soyundan gelenler tarafından yürütülmekteydi. Bir müddet bu görevi fahri olarak yürüten es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.) 05.08.1953’te resmî imam-hatip statüsüyle 42 yıl yürüttüğü bu görevini yaş haddinden 01.07.1987’de re’sen emekliye ayrılıncaya kadar sürdürdü.

Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin hayatını hayır işlerine vakfettiğini söylemek abartı olmasa gerektir. Çünkü Darende’de hayır olarak değerlendirilebilecek her adımda ya onun bizzat kendisi veya teşvikini görmek mümkündür. Onun hayır işleri sadece Darende ile sınırlı kalmamıştır. Cami, köprü, okul, sağlık kuruluşları, kütüphane vs. pek çok müessesenin yapımında hem maddî hem de mânevî gücüyle destekçi oldu. Tasavvufî anlayışın temelinde yer alan insanı yüceltme amacına hizmet etmek üzere etrafında oluşan halkaya zâhir ve bâtın ilminden imkânlar sunmak için çok gayret sarfetti.

Osman Hulûsi Efendi (k.s.) inandığı doğruları ve güzellikleri etrafındaki insanlarla paylaşmasını bilen bir rûh hâline sahipti.

Osman Hulûsi Efendi (k.s.) 1990’ın Mayıs ayında müzdarip olduğu hastalık sebebiyle hastaneye yatırıldı. 25 günlük tedavi sürecinde iyileşme anlamında ilerleme kaydedilemedi. Bu zaman zarfında hasta hâliyle ziyaretine gelen misafirlerine ve dostlarına yakın alâka gösterdi. Izdıraplı hâline rağmen hastalığın çilelerini sabırla karşıladı. 14 Haziran 1990 Perşembe günü dâr-ı bekâya göçtü. Cenazesi İstanbul’daki hastaneden alınarak Darende’ye getirildi. Burada yaptırdığı Darende İmam Hatip Lisesi avlusunda binlerce kişinin katılımıyla oğlu Hamideddin Ateş’in kıldırdığı cenaze namazından sonra imamlığını uzun yıllar yaptığı ettiği Hamid-i Velî Camii’nin haziresine defnedildi. Allah (c.c.) onun ruhunu şâd eylesin ve rahmetiyle muamele etsin.

Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin Eserleri

Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin kitap boyutunda üç eseri elimizde bulunmaktadır.

  1. Dîvân-ı Hulûsi-i Darendevî
  2. Mektûbât-ı Hulûsi-i Darendevî
  3. Şeyh Hamid-i Velî Camii Minberinden Hutbeler

Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin Tasavvufî Görüşleri

Osman Hulûsi Efendi (k.s.), Allah (c.c.)’a ve Rasûlullah (s.a.v.)’a itaatın takip ettikleri tasavvufî yolun temel ilkeleri olduğunu belirtmektedir. Ona göre bu iki temele dayanmayan veya bunları yerine getirmeyen kişinin sufî olması bir tarafa Müslüman olma iddiası beyhudedir.

Osman Hulûsi Efendi (k.s.), Hz. Peygaber (s.a.v.)’e itaatın ancak onun sünnetine ittiba ile gerçekleşeceğini ifade eder. Müslümanların yaptıkları ibadetlerin kemâli ve kabulü Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sünnetlerine riayetle mümkündür. Çünkü bu ibadetlerin ilk hakikî uygulayıcısı Hz. Peygamber (s.a.v.)’dir.

Osman Hulûsi Efendi (k.s.) şeriat, tarikat, hakikat ve marifet şeklinde tarif edilen Hak’ka vuslatın dört temeline vurgu yaparak bütün bu yolların neticede tevhîde uzandığını ifade etmektedir. O bir dörtlüğünde bu gerçeği şöyle açıklamaktadır:

Şeriat, tarikat resm-i râhımız

Hakikat marifet izz ü câhımız

Tevhiddir hısnımız Hak penâhımız

Sanma bizi yoldan sapanlardanız

İslâm’ın özü tevhiddir. Tasavvufî terbiyenin varmak istediği hedef de tevhidin hakikatıdır. Bütün sûfîler yapıp-etmelerini veya diğer bir deyişle mânevî amellerini bu amaca göre tanzim etmişlerdir. Osman Hulûsi Efendi (k.s.) bir hutbesinde dinin özünün tevhid olduğuna şöyle dikkat çekmektedir:

“İslâm dininin diğer bir adı da “tevhid dini”dir. Çünkü Allah (c.c.)’ın birliği esasına dayanır. Bu isim aynı zamanda cemiyetin hayat ve saadet kaynağı olan birlik ve beraberlik kaidesine ve bunun önemine işaret eder…”

Osman Hulûsi Efendi (k.s.) İlâhî muhabbet ve aşkın Allah (c.c.)’ın rızasını elde etmenin temeli olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla aşk yaratılışın özünde var olup her hayrın harcı ve amacıdır.

Osman Hulûsi Efendi (k.s.) kalp ve niyet temizliği üzerinde önemle durmaktadır. Ona göre bütün hareketlerimizin kaynağı niyetimiz, kalbimiz ve ruhsal temayüllerimizdir. İnsanların kıymeti vücudunun gücü, kılık kıyafetinin gösterişiyle değil iyi niyeti ve temiz kalpli olmasıyla ölçülür. Temiz kalbe sahip olmak ahlâkı güzelleştirip fiilleri ve hareketleri düzeltir.

Seher vaktinin uyanık geçirilerek değerlendirilmesine işaret eden Osman Hulûsi Efendi (k.s.) bu zaman diliminde yapılan zikirlerin ve duaların makbul olacağını belirtmektedir.

Ona göre gönül Allah (c.c.)’ın tecelligâhıdır. Bu sebeple gönül kırıcı olmak iyi bir şey değildir. Gönüllerde yer etmek onlarda güzel izler bırakmak faziletli bir haslettir.

Tasavvufî terbiye ve eğitim almak üzere bir mürşide bağlanan sûfînin mânevî seyri esnasında çektiği çilelere ve tercih ettiği fakra sabretmesi yolculuğunda mesafe almasını sağlayacak önemli bir husustur. Hem maddî hem mânevî bazı sıkıntılara sabırla tahammül eden dervîş bunun karşılığını mânevî seyrinde yüksek derecelere çıkarak alır. Çünkü sûfî dünyevî kaygılarından kurtulduğu zaman Allah (c.c.)’a vuslata ulaşabilir. Yine o mânevî seyrinde darlığa düştüğü kabz hâline sabrettiği zaman bastı elde edebilir.

 

[1] Bu makale Prof. Dr. Kadir Özköse ve Prof. Dr. H. İbrahim Şimşek’in Nasihat Yayınları’ndan neşredilen Altın Silsileden Altın Halkalar kitabının 445-466. sayfalarından özetlenmiştir.

Sayfayı Paylaş