KIRK YILLIK TECRİT HAYATINDAN SONRA TAHTINA KAVUŞAN SULTAN: II. SÜLEYMAN

somuncubaba-226-02.süleyman

Kösem Sultan’la Hatice Turhan Sultan’ın İktidar Mücadelesi ve II. Süleyman

Yaygın kanaate göre 15 Nisan 1642/15 Muharrem 1052’de İstanbul’da dünyaya gelen Sultan II. Süleyman, Osmanlı padişahlarının 20.si, İslâm halifelerinin ise 85.sidir. Babası Sultan İbrahim, annesi Saliha Dilâşûb Sultan’dır. II. Süleyman’ın babası Sultan İbrahim tahttan indirildiği zaman II. Süleyman henüz altı yaşındaydı. II. Süleyman’la, üvey kardeşi IV. Mehmed arasında sadece üç buçuk ay yaş farkı vardı. Fakat taht ağabeyine düşmüştü.

Üvey ağabeyi IV. Mehmed’in saltanatının ilk yıllarında Kösem Sultan ile Hatice Turhan Sultan arasındaki iktidar mücadelesi sırasında II. Süleyman’ın adının taht için geçmesi ona fazlasıyla pahalıya mal olmuştur. IV. Mehmet tahta çıkınca II. Süleyman diğer şehzade kardeşleri Ahmet ve Selim ile birlikte Şimşirlik Kasrı’nda bir çeşit hapis hayatı yaşamak mecburiyetinde bırakılmıştır. Sultan IV. Mehmed’in 1683’teki Viyana Kuşatması bozgunla sonuçlanınca ne yazık ki milletin canını sıkan toprak kayıpları da beraberinde gelmiştir. Bu durum saray çevresinde de bir hayli hoşnutsuzluk meydana getirmiştir.

 

            Kırk Senelik Tecrit Hayatından Sonra Gelen Sultanlık(!) yahut Kaderin Cilvesi

Sultan IV. Mehmed’in aşırı av merakı onun devlet işleriyle gereğince ve yeterince ilgilenmemesi sonucunu doğurmuş, bu durum devlet erkânı ve halk nezdinde ağır eleştirilere neden olmuştur. Bunun yanında 39 yıllık iktidarının son dört yılında işler iyice kötüleşmiş, Macaristan’da mağlup olan ordu ayaklanmış, devletin ileri gelenleri IV. Mehmed’in tahttan uzaklaştırılmasını sesli bir biçimde telaffuz etmeye başlamışlardır. Ardından ordunun, ulema ve devlet ricalinin isteğiyle II. Süleyman’ın tahta çıkarılması kararlaştırılmıştır. Tahttan indirileceğini anlayan IV. Mehmed, oğlu II. Mustafa’yı tahta geçirmeye çalışsa da bunda muvaffak olamamıştır. Neticede II. Süleyman, üvey abisinin ardından tahta çıkmıştır.

Kırk senelik hapis hayatından sonra tahta oturan II. Süleyman, fazlasıyla şüpheci bir insandı; daha doğrusu sarayda yaşananlar onu bu hâle getirmişti. Kendisini şimşirlikteki karanlık odasından alıp tahtın olduğu yere götürmek isteyenlere öncelikle inanmamış, kendisini öldüreceklerini sanarak şöyle demiştir: “İzâlemiz emrolunduysa söyle, iki rekât namaz kılayım. Kırk yıldır her gün ölmektense bir gün evvel ölmek yeğdir, bir can içün ne bu çektiğimiz korku.” Bu sözlerin ardından da ağlamaya başlamıştır. Darüssaade Ağası yeni padişahın ayaklarına kapanıp “Estağfurullah hâşâ ki size bir kast oluna, taht kurulmuş, cümle kulların size bakar.” deyince biraz olsun rahatlamış, fakat şüpheleri tahta oturana kadar bertaraf olmamıştır. O sırada Sultan II. Süleyman’ın üzerinde sadece kırmızı bir atlas entari, ayaklarında ise çizme vardı. Hemen bir samur kürk giydirilerek Sofa Köşkü’ndeki havuz başında tahta oturtuldu. Cülus töreni atılan toplarla şehre bildirilirken bu sefer de IV. Mehmed ve oğulları şimşirliğe kapatılmıştır. II. Süleyman şimşirlikteki kardeşi ve kader arkadaşı Ahmed’i oradan çıkararak haremde ferah bir yere yerleştirmiştir. Sonra da Eski Saray’da bulunan validesi Dilâşûb Sultan’ı tertip ettiği valide alayıyla Topkapı Sarayı’na getirmiştir.

Sultan II. Süleyman, kaderin cilvesi olarak, IV. Mehmed’le aralarında sadece üç buçuk ay yaş farkı olmasına rağmen tahta çıkmak için kırk seneye yakın bir süre beklemek zorunda kalmıştır. Hatta tahta çıkma umutlarını tamamen yitirdiği bir zamanda tahta davet edilmiştir.

 

Cülus Bahşişi İsyanları ve Akabinde Gerçekleşen Sancak Vakası

  1. Süleyman 1 Aralık 1687’de Eyüp Sultan Camii’nde kılıç kuşanmış, ertesi gün Ayasofya Camii’nde ilk Cuma selâmlığına çıkmıştır. Böylece tahta geçiş süreci adet olduğu üzere tamamlanmıştır.

“IV. Mehmed’in hal’i ve II. Süleyman’ın tahta çıkmasıyla İstanbul’da karışıklıklar baş göstermiş ve asker cülus bahşişi istemiştir. Ancak hazinede para kalmaması yüzünden cülus bahşişini ödemeye imkân yoktu. Cülus bahşişine karşılık olmak üzere askerlerin maaşlarına zam yapılmak istendi. Sipahiler bunu kabul edip zamlı maaşlarını almaya başladılar. Ancak bazı yeniçeriler bunu kabul etmediler ve cülus bahşişi almakta direndiler. 4 Aralık 1687’de bütün ocaklılar bir araya gelerek bahşişlerini istediler. Bunun üzerine ocakların bahşişleri dağıtıldı. Yeniçeri Ağası Harputlu Ali Ağa Padişah’tan aldığı hatt-ı hümayunla ocak zorbalarını temizlemeye başladı. Bunun üzerine yeni bir ayaklanma daha çıktı ve Köprülü Fazıl Mustafa Paşa sürgün edildi, Ali Ağa da zorbalara bir fenalık yapmayacağına dair söz vermesi üzerine yine ağalıkta bırakıldı. Daha sonra çıkan olaylarla da Sadrazam Siyavuş Paşa azledildi. Siyavuş Paşa daha sonra zorbalar tarafından öldürülmüştür. Ayaklananların başı olan Hacı Ali kendisini Yeniçeri Ağası tayin etmiştir. İsyancılar bu sefer de esnafa saldırmaya, dükkânları yağmalamaya başladılar. Bu sırada esnafın biri bir sırığın ucuna beyaz mendil bağlayarak “Ümmet-i Muhammed’den olan sancak dibine gelsin!” diye bağırdı ve halk Sancak-ı Şerif’in çıktığını zannederek, dükkânlarını kapadı ve ayaklananlarla mücadeleye başladı. 5-6 bin kişiyi bulan bu topluluk saraya gelerek isyancı zannettikleri Kapıcılar kethüdasını öldürdüler ve Padişah’tan Sancak-ı Şerif’in çıkarılmasını istediler. Padişah bunu kabul ederek, Sancak-ı Şerif’i sarayın orta kapısı önüne çıkarttı. Halkla beraber ayaklananlar da sancağın altına davet edildi. Halk ve ayaklananların büyük bir kısmı sancağın altında toplandı. Padişah zorbaların bertaraf edildiğini bildirince sancağın altındaki halk dağıldı. İsyancı başı Hacı Ali, Bosna valiliğine tayin edildiyse de bu görevi kabul etmedi. Bir müddet sonra da öldürüldü. Ayaklananların elebaşlarından Deli Piri ve Tekeli Ahmed de öldürüldü. Daha sonra olayın ikinci ve üçüncü derecedeki elebaşları temizlendi.”(http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=339)

Bahsi geçen “Kutsal Sancak” savaşlarda ve isyanları bastırmada, kutsallığına inanıldığı için çıkarılırdı. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in savaşlarda kullandığına inanılan bu sancağı Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Kutsal Emanetler’le beraber getirdiği söylenir.

Görüldüğü üzere Sultan II. Süleyman’ın saltanatının ilk dört ayında payitaht merkezi olan İstanbul’da sıkıntılı bir dönem yaşanmıştır. Büyük bir kargaşa hüküm sürmüştür. Zorba insanlar devlete ve halka zor günler yaşatmıştır. Daha sonra zor da olsa bu zorbalıklar bertaraf edilmiştir. Bu yetmezmiş gibi Eğri, İstolni, Belgrad, Lipova, İlok, Varad, Lugoş, Munkacs, Derbend, Gradişka, Seddülislâm, Eski ve Yeni Obraca kaleleri Avusturya’nın kontrolüne geçmiştir. Bunun yanında Yunanistan’daki İstefe, Bosna’daki Knin? kaleleri Venediklilerce zabdedilmiştir. Avusturya ve müttefikleriyle barış girişimi sonuç vermemiştir.

Belgrad’ın düşmesi Avrupalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688’de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz Zaferi’ni kazandılar. 1689 yılı yazında Sultan II. Süleyman, Avusturya Seferi’ne çıktı. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki yenilenmiş Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690’da Gladova ve Orsova’yı geri aldı. Kanije 11 Temmuz 1690’da düşmanın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri 8 Ekim 1690’da Belgrad’ı geri almayı başardı. Böylece Tuna Hattı yeniden kurulmuş oldu. Bu da orduya büyük bir özgüven sağladı.

Sultan II. Süleyman’ın döneminde “mangır” adında bakır para kesilerek paranın kıymeti düşürülmüştür. Bu paraya itibar etmeyen tüccarlar İstanbul’a mal sevkiyatını kesince şehirde ciddi bir kıtlık baş göstermiştir. Bunlar yetmezmiş gibi 1688’in Mart’ında İstanbul’un en büyük yangınlarından biri vuku bulmuştur. Bütün bunlar başarısızlıkta pay sahibi olmuştur.

 

  1. Süleyman, Hak ve Hakikat Yolundan Sapmadan Yürümeye Gayret Etmiştir
  2. Süleyman’ın “Hatice Kadın, Behzat Kadın, İvaz Kadın, Süğlün Kadın, Şehsuvar Kadın, Zeynep Kadın” adlarında eşleri vardı. Fakat ömrü boyunca çocuk sahibi olamamıştı.

Osmanlı Devleti’nde padişahlar fevkalâde iyi eğitilirlerdi. II. Süleyman sıkıntılı bir çocukluk hayatı geçirmesine rağmen yine de şahsî eğitimini ihmal etmemiştir. Özel hocalardan dersler almıştır. Hattat Tokatlı Ahmed Efendi’den sülüs ve nesih hattını öğrenmiştir. Bu eğitimin yansıması olarak da yazısının çok güzel olduğu söylenirdi.

Sultan II. Süleyman’ın Hak ve hakikat yolundan hiçbir şekilde sapmadan, sırat-ı müstakim üzere yürüyen dindar bir padişah olduğu, namazlarını hiç aksatmadığı, Peygamberimiz’e büyük bir muhabbetle bağlı olduğu zamanın tarihçileri tarafından hep söylenir. Onun içindir ki şahsî hayatında hep sükûnet ve ağırbaşlılık hâkim olmuştur.

Yaşadığı zamanın önemli tarih kaynaklarından biri olan Silahtar Tarihi’nde II. Süleyman’a dair şu satırlar dikkat çeker: “Orta boylu, yassı bağırlı, şekil ve şemaili güzel, beyaz ve değirme çehreli, doğan burunlu, kara gözlü, siyah gür sakallı ve biraz şişmanca idi. Vakur ve heybetli olup güzel ahlâklıydı. Hüsn-i muamele sahibiydi. Halim ve selimdi. Lisanı tatlı, dindar, kadirşinas ve cömert, hakka kail, adle mail bir padişahtı. Sırat-ı müstakime salik olup beş vakit namaza ve sünnet-i seniyyeye uymaya titizdi.”

Dönemindeki karışıklıklardan dolayı imar ve inşa faaliyetlerine zaman ve imkân bulamayan II. Süleyman yine de Fener Kulesi’yle birlikte İzmir’de bir cami inşa ettirmiştir. Sultan II. Süleyman Dönemi’nin önemli hadiselerinden biri Yavuz Sultan Selim zamanından beri Ortodoksların elinde bulunan Kudüs’teki Kıyâme (Kamâme) Kilisesi’nin anahtarının Katolikler’e (Fransızlara) verilmesidir.  II. Süleyman, XIV. Louis’nin ricası üzerine ve de Rusların Osmanlı aleyhine hareketleri yüzünden böyle bir tasarrufta bulunmuştur.  Yine 11 Temmuz 1688 tarihinde meydana gelen İzmir depreminde burçları yıkılan Sancakburnu Kalesi, II. Süleyman tarafından tamir ettirilmiştir.  Bunların yanında 7-8 Haziran 1690’da Eyüp yangınında zarar gören Eyüp Sultan Camii bu dönemde onarılmıştır. Öte yandan Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, II. Süleyman’ın kısa süren saltanatında, 25 Ekim 1689-19 Ağustos 1691 tarihleri arasında bir yıl, dokuz ay, yirmi beş gün sadrazamlık yapmıştır.

 

Sultan II. Süleyman Kırk Yıl Beklediği Tahtta Ancak Dört Yıl Durabildi

Padişahlıktan umudunu kestiği bir zamanda Osmanlı tahtına oturan Sultan II. Süleyman, dört yıl (3 sene, 8 ay, 2 gün) gibi kısa bir süre padişahlık yapmıştır. Bunun son iki yılını da yatak hastası olarak geçirmiştir. Zira vücudunun karın kısmında su toplanması illetinden muzdaripti.  22 Haziran 1691 günü Edirne’de vefat etmiştir. Öldüğünde 49 yaşındaydı. Naşı İstanbul’a getirilerek cenaze namazı Alay Köşkü’nde kılınmış, 24 Haziran’da da Süleymaniye Camii yanındaki Kanunî Sultan Süleyman türbesine defnedilmiştir.

Sayfayı Paylaş