DUÂNIN ÂDÂBI

somuncubaba-226-duanınadabı

Her şeyin bir usûl ve âdâbı olduğu gibi duânın da bir âdâbı ve usûlü vardır. Âyet ve hadislerde belirtilen duânın bu usûl ve âdâbına uyulduğunda şüphesiz onun kabul olma ihtimali de artacaktır. Bu anlamda duâ iki başlık altında incelenir: Bunlardan biri fiili duâdır. Fiili duânın âdâbı işin gereğini yapmaktır. Öğrenci sınava girecekse sınav için gerekli çalışmaları yapmalıdır. Yani öğrencinin esas duâsı gireceği sınav için gereğini yapmasıdır. İşi olmayan kişinin iş aramak için gayret sarf etmesi de fiili bir duâdır. Bu anlamda fiili duâyı inanan inanmayan herkes yapmaktadır. Bizim burada esas bahsedeceğimiz sözlü duânın âdâbıdır. Âyet ve hadislerden hareketle sözlü duânın âdâbları şöyle sayılabilir:

  1. Öncelikle Allahu Teâlâ’dan dinin meşrû saydığı şeyler istenmelidir. Dinin yasak kıldığı şeyleri istemek câiz değildir. Bununla beraber hem dünyalık hem de âhiretle ilgili nimetler istenebilir. Allahu Teâlâ sadece dünyalık isteyip de âhireti unutanları eleştirmektedir: “İnsanlardan öyleleri var ki, “Ey Rabb’imiz! Bize dünyada ver.” derler. Böyle kimselerin âhiretten hiç nasîbi yoktur.
    Onlardan bir kısmı da, “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!” derler. İşte onlar için, kazandıklarından büyük bir nasip vardır. (Şüphesiz) Allah’ın hesâbı çok sür’atlidir.”[i]
  2. Haram lokmadan sakınmak gerekmektedir. Allah Rasûlü bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Ey İnsanlar! Şüphesiz ki Allah, tayyibdir. Tayyibden başka bir şey kabul etmez. Allah, mü’minlere de Rasûllere emrettiği şeyleri emir ederek: ‘(Ey Rasûller! Helâl olan şeylerden yiyin ve sâlih amellerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı pekâlâ bilirim.’ (Başka bir âyette): ‘(Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların helâl hoş olanlarından yiyin.’[ii] buyurmuştur.” dedi. Sonra şunları söyledi: ‘Bir kimse (Hak yolunda) uzun sefere çıkar, saç­ları dağılmış, toza toprağa bulanmış bir halde ellerini semâya uzatarak ‘Yâ Rabbî, yâ Rabbî!’ diye duâ eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram (hâsılı) kendisi haramla beslenmiş olursa böylesinin duâsı nasıl kabul edilir?”[iii]
  3. Sadece sıkıntılı anlarda değil her an duâ etmek gerekmektedir. Bolluk zamanında duâ etmek sıkıntılı anlarda yapılan duânın kabul olmasını sağlamaktadır. Rasûlullah şöyle buyurdu: “Sıkıntılı ve ıstıraplı anlarda duâsının kabul edilmesi her kimi sevindirirse, bolluk ve ferahlık zamanlarında duâsını çoğaltsın.”[iv] Sadece sıkıntılı zamanlarda duâ edenler, Rabb’imiz tarafından şöyle eleştirilmektedir: “İnsana bir nimet verdiğimiz zaman (bizden) yüz çevirir ve yan çizer. Fakat ona bir şer dokunduğu zaman da yalvarıp durur.”[v]
  4. Mümkünse mübârek vakitleri gözetmek. Ramazan ayı, Kadir Gecesi, Cuma günü, Arefe günü, seher vakitleri gibi.
  5. Mümkünse mübârek mekânları gözetmek. Mekke, Mescid-i Haram, Medine-i Münevvere, Mescid-i Nebî, Mescid-i Aksâ, Arafat, Müzdelife, Mina ve Allah’ın evleri olan mescitler gibi.
  6. Duâda mümkünse kıbleye doğru yönelmek, abdestli olmak ve duâ anında elleri açmak muteberdir. Enes b. Mâlik’in haber verdiğine göre Allah Rasûlü ellerini kaldırdığını, hattâ o kadar ki iki koltuk altının beyazlığının göründüğünü haber vermektedir.[vi] Ayrıca duâdan sonra da “Âmin!” diyerek elleri yüze sürmek gerekmektedir. Ebû Musbıh el-Makrâî dedi ki: Biz sahâbî olan ve sözle­rin en güzelini söyleyen Ebû Zuheyr en-Numeyrî ile beraber oturur­duk. Bizden birisi duâ etti mi; “(Duânı) âminle bitir. Gerçekten âmin, sayfanın üzerine vurulan mühür gibidir.” derdi. Ebû Zuheyr dedi ki: “Size bundan bahsedeyim mi? Bir gece Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte (dı­şarıya) çıkmıştık. Devamlı ve ısrarla duâ eden bir adamın yanına gel­dik. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) durup onu dinlemeye başladı ve “Eğer mühürlerse cennetti kazandı.” dedi. Cemâatten birisi “Ne ile mühürleyecek?” diye sordu. “Âmin ile…” diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.)’e soru soran kimse gitti (ve o duâ eden) adama va­rıp dedi ki, “Ey filân, âmin ile bitir ve müsterih ol.”[vii]
  7. Kısık bir sesle duâ etmek gerekir. “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice duâ edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.”[viii] Rabb’imiz bize bizden daha yakındır. “Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana duâ ettiği vakit duâ edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.”[ix] Ebû Mûsâ el-Eş’arî (ra) şöyle demiştir: Bizler Peygamber (s.a.v.)’in beraberinde bir seferde bulunduğumuzda yüksek bir yere çık­tığımız zaman yüksek sesle tekbir getirirdik. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), “Nefislerinize acıyınız (yavaş tekbir getiriniz). Çünkü sizler ne bir sağırı çağırıyorsunuz, ne de bir gâibe sesleniyorsunuz. Muhakkak ki sizler iyi işiten, mükemmel gören ve size çok yakın olan Allah’a duâ ediyorsunuz.” buyurdu.[x] Ayrıca Rabb’imiz Zekeriyâ (a.s.)’nın çocuk sahibi olmak için yaptığı duâdan bahsederken de şöyle demektedir: “Hani o, Rabbine kısık bir sesle yalvarmıştı.”[xi]
  8. Allah’ın isimleriyle duâ etmek gerekir. Rabb’imiz şöyle buyurmaktadır: “En güzel isimler (el-esmâü’l-hüsnâ) Allah’ındır. O halde O’na o güzel isimlerle duâ edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezâsına çarptırılacaklardır.”[xii] Enes b. Mâlik (r.a.)’ten rivâyet edildiğine göre: O, Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte otururken adamın biri namaz kılı­yordu. Adam (namazdan) sonra, “Ey Allah’ım! Hamd ancak sanadır senden başka ilah yoktur. Gökleri ve yeri yaratan, bol bol veren (sensin) ey celâl ve ikrâm sahi­bi! Ey Hayy (diri) ve kayyûm!’ diyerek senden istiyorum.” diye duâ et­ti. (Bunu duyan) Rasûlullah, “Şüphesiz Allah’a kendisi ile duâ edildiği zaman mutlakâ ka­bul ettiği ve istenildiğinde verdiği ism-i âzam ile duâ etti.” buyurdu.[xiii]
  9. Öncesinde Allah’a hamd ve Peygamber (s.a.v.)’ine salât ve selâm getirmek. Fedâle b. Ubeyd’den (r.a.) rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), mescitte otururken bir adam geldi, namaz kıldı, sonra şöyle duâ etti: “Allah’ım beni bağışla bana acı.” Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) “Ey namaz kılan acele ettin, namaz kılıp oturduğun vakit Allah’a lâyık olduğu şekilde hamdet, sonra bana salât ve selam et, sonra da yapacağın duâyı yap.” Bundan sonra başka biri namaz kıldı. Namazdan sonra Allah’a hamdetti ve Peygamber (s.a.v.)’e salât ve selam getirdi. Başka bir şey yapmadı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), o kimseye şöyle buyurdu: “Ey namaz kılan kimse! Duâ et duân kabul edilsin.”[xiv]
  10. Duâda kararlı olmak gerekmektedir. Ebû Hureyre’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu: “Sakın sizin biriniz ‘Yâ Allah! Dilersen beni mağfiret eyle! Yâ Allah! Dilersen bana merhamet eyle!’ diye duâ etmesin. Duâda kararlı olsun ve kesin ifadeler kullansın!’ Çünkü şüphesiz Allah için hiçbir zorlayıcı yoktur!”[xv]
  11. Acele etmemek, ama kesin kabul olacağına inanarak duâ etmek gerekir. Ebû Hureyre’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah, “Sizden her birinizin duâsına acele etmediği takdirde icâbet olunur: İnsan (acele edip): ‘Duâ ettim de kabul olunmadı.’ der.” buyurdu.[xvi]

Sonuç olarak, Müslüman, Allah’ın rızâsına uygun bir hayat yaşamalı ve haram lokmadan sakınmalıdır. Duâya başlamadan evvel abdestli olmak muteberdir. Duâ yaparken kıbleye dönmek, ihlaslı ve bilinçli bir şekilde duâ yapmak, elleri yukarı kaldırıp avuçları açmak, kısık bir sesle ve yalvararak duâ etmek, meşrû şeyler istemek, besmele, hamdele ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’e salavât ile başladıktan sonra, duâda esmâ-i hüsnâ’ya yer vermek, vakitlerin ve mekânların en fazîletlisini seçerek duâ etmek, duâdan sonra elleri yüze sürmek, âmin diyerek sonlandırmak gerekmektedir.

Selam ve duâ ile…

[i] 2/Bakara, 200-202.

[ii] 23/Mü’minûn, 51.

[iii] Müslim, Zekât, 65 (1015).

[iv] Tirmizî, Deavât, 9 (3382).

[v] 41/Fussılet, 51.

[vi] Buhârî, Deavât, 22 (6341).

[vii] Ebû Dâvûd, Salât, 167, 168 (938).

[viii] 7/Â’râf, 55.

[ix] 2/Bakara, 186.

[x] Buhârî, Tevhîd, 9 (7386).

[xi] 19/Meryem, 3.

[xii] 7/A’râf, 180.

[xiii] Ebû Dâvûd, Vitr, 23 (1495).

[xiv] Tirmizî, Deavât, 65 (3475).

[xv] Buhârî, Deavât, 20 (6339).

[xvi] Buhârî, Deavât, 21 (6340).

Sayfayı Paylaş