Bin Yıllık Gelenek ve 15 Temmuz

somuncubaba-225-06bin_yillik_gelenek

Anadolu’nun vatan olmasında Orta Asya bozkırından yeşeren manevî iklimin rolünü asla inkâr edemeyiz. Vatan, toprak parçasına akıtılan kan, dökülen ter, verilen kutsal mücadele ile şekillenir.
Ahmet Yesevî Hazretleri, Hazreti Peygamber (s.a.v.)’den aldığı kutlu çağrıyı, manzumeleri ile “Hikmete” dönüştürdü. Keşif ve keramet ikliminde, beşerin karanlık dünyasına çağlar boyu ışık oldu. Beden yorulunca, ruh nasıl bir dinlenme atmosferi ararsa, maneviyatta ilelebet ruhun neşe ve yaşam kaynağı olmaya çalışır. Madde şekilse, ruh onun anavatanıdır. Adım adım arar, yorulmak bilmez. Yaşlandıkça, dinçleşir, yoruldum sandıkça manevî bir pırıltı olur akar.
Bir ülkenin kalkınmışlığı, gayri safiye endeksli olduğu kadar, manevî dinamiklerinin güçlü olmasına da bağlıdır. Yakın zamanda yaşadığımız, 15 Temmuz, bir milletin yeniden dirilişinin ve dik duruşunun soylu haykırışı olmuştur. Dış tehditler ne pahasına olursa olsun püskürtülür. Yediden yetmişe bir karşı tavır sergilenir. Ancak düşman içinize sızmış, sizden gibi görünüp, sizin gönül ve mana dilinizi kullanıyorsa, karşı koyma refleksi zayıflar. Tereddüt içinizi bir kunduz gibi kemirir. İç dünyanızda gelgitler âdeta cirit atar. Ancak kanla sulanmış, maneviyat erlerinin kadim bekçiliğini yaptığı bu güzel ülke üzerinde içte ve dışta tezgâhlanan oyunlar, o akşam büyük bir kahramanlık örneği olarak geri püskürtüldü. Cumhurbaşkanımızın, halkı meydanlara çağırmasıyla, hiçbir tereddüte mahal bırakmadan, abdestler alındı, helallikler dilendi. Milletin tankını, uçağını yine bu milletin üzerine süren soysuz ve hain FETÖ kalkışmasına, bu millet iradeden çelik olup direndi.
Üstat Necip Fazıl, Tohum adlı piyesinde Ferhat Bey’in ağzından, sanki bugünü anlatırcasına: “Biz burada muharebe etmiyoruz. Muharebe dediğimiz, tüfeği olana karşı tüfekle, mızraklıya karşı mızrakla ve tırnakla dövüşene karşı tırnakla yapılan şeydir. Onun için her hayvan, kendi cinsindeki hayvanla en güzel boğuşur. Onlar üzerimize hortumla ateş sıkıyor. Bizim sırtımızda gömleğimiz bile yok. Ateş geldiği zaman sırtımızda bir patiskanın bile mukavemetini bulamıyor. Biz burada muharebe etmiyoruz. Bir sivrisinekle bir ejderhayı dövüştürmek gibi sihirbaz işine benzer bir tecrübe yapıyoruz. Ateşi kanla söndürmek, çeliği etle köreltmek ve maddeyi ruhla durdurmak gayretindeyiz. Bırakın, içimizden kim ne dilerse yapsın!” diyerek adeta o geceyi resmeder. Kurtuluş Savaşı’nda kazmasını, küreğini yedi düvelin saldırısına karşı koymuş bu millet, 15 Temmuz’da yeniden o günleri yaşadı. Yer değişiyor, tarih değişiyor, millî birlik ve beraberliğimizi ölümsüzleştirecek ana damar asla yok olmuyor, filiz buldukça mana semasına doğru dal budak salıyordu.
İstiklal Şairi Akif’in diliyle, istikbalimiz hiçbir zaman çiğnenmedi, asla çiğnetmeyecek bu asil millet, dercesine, soylu nidasını tüm dünyaya haykırdı.
Dün hangi millî ve manevî değerler için, canını seve seve feda emişse bu millet, bugün de yine aynı ruh ve mana değerleri için destan yazmıştı. Çanakkale’de, parmağını kaybettiği için, tetiği bulamayan Mehmetçiğimiz, yüzyıl geçse de aynı ruh ve heyecanla 15 Temmuz’da, ihanet şebekesinin uçağı millete zarar vermesin diye, balya balya samanını yakmıştı. Tankı çıplak eliyle durdurmaya çalışırken, uçağa da levye fırlatarak, şehadet mertebesine erişmenin lezzetini ve gücünü çoktan yaşamaya başlamıştı. Biliyordu ki korkaklar, zafer tâkı yapamazlar. Yine biliyordu ki korkaklar her gün ölür, ama kahramanlar bir kere ölürdü. Bugünün anısına birçok belediye ve sivil kuruluşlarımız gençliğe rol model olmaları için, ortaokul, lise ve üniversite düzeyinde yarışmalar düzenleyerek, millî heyecanı, birlik ve beraberlik ruhunu zinde tutmaya çalıştılar. Vefanın ve kadirşinaslığın derin ruhunu, önce gönül dünyamızda, sonra eğitim ve kültür ocağımızda alev alev canlandırmaya devam ettiler.
15 Temmuz, bugüne kadar yazılmamış destanın diğer adı oldu. Yaşlısı, genci, kadını erkeği o gün meydanlarda, bu zalim ve acımasız Belâm tipli habis ruhları yok etmek için, cansiperane mücadele etti. Şehadet, bir nefes kadar yakındı. Ölümsüzlüğü yaşayan bu millet, ölüme bir gül bahçesine girercesine tebessüm ederek girdi. Korkudan ve panikten hiç eser yoktu. Zira sonumuz ya şehit olacak, ya gazi idi. Erol Olçak Abimiz ve oğlu Abdullah Tayyip, şehitlerin efendisi Hz. Hamza’ya doğru koşmuşlardı. Fanî hayattan bakî hayata bir köprü olup aktılar. İlhan Varank Beyefendi, fani akademik unvanını bir tarafa bırakmış, baki olan şehitlik unvanına doğru yol almıştı. Malatyalı hemşerimiz, tankın önüne yatmış, kafasının üzerinden geçecek paletleri ani bir kararla hesaplayarak, şehitlik şerbetini içersem, fani bedenim acı çekmesin demişti.
Morglarda yakınlarını arayanların ortak sözü, hepsi tarihî bir görevi yapmış olmanın haklı gururu ile “Selam olsun size ey cennet ehli!” müjdesine kavuşmuş bahtiyarlar zümresine dâhil olmak için, sonsuz bir yolculuğa çıkmışlardı. Bir milletin yeniden var oluşunun, destansı bir kahramanlık öyküsüdür 15 Temmuz…
Milletin iradesine konulan ipoteğin, yine millet eliyle sökülüp atılması oldu 15 Temmuz. 1960 ihtilali ile Adnan Menderes’i asan vesayet sistemi, 12 Eylül ile tazecik canları darağacına göndermişti. Artık milletimizin feraseti açılmış, dostu düşmandan ayırt etmeyi öğrenmişti. 15 Temmuz, yeni bir millî mücadelenin soylu haykırışı oldu. Liderini ve ülkesini asla teslim etmeyecekti, etmedi de…
FETÖ, bu sırıtkan yüzü ve maskeli çehresi ile ne yapmaya çalıştı?
1- Milletin bin yıllık manevî dinamiklerini tahrip etti.
2- Kadim kültürümüzün temel değerlerini, hoca efendi kavramıyla hocalık sıfatını, mahrem imam safsatası ile imamlık müessesesini, himmet parası kalpazanlığı ile irşat kutbumuzun sönmeyen yıldızı büyüklerimizin himmet kelimesini yerle bir etti.
3- En önemlisi de, maneviyat dünyamızın tüm inanç ve hamiyet duygusunu tahrip etti. İnsanlar herhangi bir yardım kampanyasına şüphe ile bakar oldular.
4- Anadolu’yu bir baştan bir başa kuşatan mana ocaklarımızı ve insan yetiştiren diğer kurumlarımızı şüpheli hale getirdiler. Samimi ve istikamet üzere olan tüm gönüllü kuruluşlara, ya bunlar da dış bağlantılı bir örgüt çıkarsa diye şüphe tohumları ektiler.
5- Bir aile içinde en doğal kullandığımız abilik kelimesini dahi iğdiş ettiler. Zira hep ben bilmem abim bilir diye farklı bir itaat ve bağlılık dini oluşturdular.
6- Diyanet’in FETÖ hakkında hazırladıkları raporu dikkatle incelemek gerekir. Daha neleri tahrip ettikleri açık bir şekilde görülür.
7- Mesih, kurtarıcı, şefaat, hamiyet, gayret gibi ne kadar dinî inanç ve değerlerimiz varsa hepsini tartışılır hale soktular. Bin yıllık geleneği bozmaya, insanları kadim ruh kökünden uzaklaştırmaya çalıştılar.
8- Millete hizmet adı altında hep 2 Z formülü (zengin ve zeki) mecraya yatırım yaptılar. Muhtaç ve kimsesizleri bir yük ve kambur gördüler.
Bir şeyin şüyuu, vukuundan beter değil mi? Ancak bu kadar ustaca, milletin ve kurumların içine sinsice sokularak tahrip etmeye çalıştıkları, bu mukaddes değerlerimize yapılan saldırıların, inşallah “Güneş balçıkla sıvanmaz!” diyerek boşa çıktığını hatırlatalım.
Milletin bekası ve selameti için, 15 Temmuz’u her türlü kurum ve kuruşlarımızda değişik faaliyetler ile canlı tutmaya çalışmak, millî ve insanî görev olduğunu akıldan çıkarmayalım. Bin yıllık Yesevî geleneğinin irfanî hakikati, Anadolu’yu yaşanır bir yurt yapmış, kökü derinlerde bir mana iklimine taşımıştı. Bu kutlu dava için, “Ölürsem şehit, yaşarsam gazi olurum.” diyen, ‘Asım’ın Nesli’ bu aziz gençliği, vatan sathında her dem yeşertmek için yeni fidanlar dikip, can suyu olamaya çalışmalıyız.
İslâm’ın hakikat güneşi, gönülleri dün olduğu gibi, bugün de aydınlatmaya devam ediyor.

Sayfayı Paylaş