Aşırı Yeme-İçme Alışkanlığının Obezliğe Sebep Olması

Doyduktan sonra yeme-içmeye devam eden, bunu alışkanlık haline getiren bir kimsenin haram bir fiil irtikâp ettiğini söyleyebilir miyiz?

Genel bir kaide olarak, Şer’an izin verilmiş, hakkında şer’i bir yasak veya kısıtlama konulmamış davranışların helal olduğu söylenebilir.[1] Şu hadiste bu izah ışığında değerlendirilebilir: “Helal, Allah’ın kitabında helal kıldığı, haram da Allah’ın kitabında haram kıldığı şeylerdir. Hakkında bir şey söylemedikleri ise sizin için affedip serbest bıraktıklarıdır.[2]

Kanun koyucunun (şâri) bilerek bıraktığı bazı serbest (mübah ve cevaz) sahalardaki fiiller de dâhil olmak üzere her alanda hükmü bulunmaktadır.[3] Fakih, bir şeyin hükmü hakkında nass veya icmada bir delil bulur. Delil bulamadığı takdirde ictihad ederek, onu şer’i bir delille helal veya haramdan birisine katar.[4] Bunun anlamı yeni meselelerin hükmünün içtihatla tesbit ediliyor olmasıdır. Bununla birlikte fakihler naslarda açık bir şekilde hükmü bildirilmeyen bir konuda ictihad sonucu ulaştıkları neticeye haram-helal tabirlerini kullanmaktan kaçınmışlardır. İbrahim en-Nehai’nin ve İmam Malik’in yaklaşımlarını kaydetmiştik. Helal kılma yetkisi mutlak anlamda sadece Allah’ındır. Hiçbir kimsenin muayyen bir şey hakkında Yüce Allah’ın bu husustaki hükmünü haber vermiş olması hali müstesna, bunu açıkça ifade etme yetkisi yoktur. İctihad ile haram olduğu kanaatine ulaşan kişi: “Ben bunu çirkin görüyorum.” demelidir.”[5] Şariin bir hususu açıkça yasaklaması ile fakihlerin o yasağa yorum getirmeleri arasında fark vardır. Hanefi fıkıh literatüründe haramdan ayrı olarak tahrimen mekruh, tenzihen mekruh, caiz değildir, doğru değildir gibi tabirlerin kullanılması, bu farklılığı vurgulamaktadır.[6]

Serahsî, Mevsilî, İbn Nuceym gibi fakihler doyduktan sonra yeme içmeye devamı alışkanlık haline getirmenin haram olduğunu zikr etmişlerdir. Müelliflerin beslenme konusunda o satırları yazdığı esnada şişmanlık muhtemelen toplumda önemli sağlık sorunu sayılmamaktadır. İllet olarak israf, hastalık ve mala zarar vermeyi göstermektedirler. Serahsî’nin ifadelerinden, açıkça konuyla ilgili haram tabirini kullansa da, konunun ahlaki olduğu haram ve cezalandırma ifadelerinin daha çok uhrevi cezaları ifade ettiği kanaati akla gelmektedir.

Konuyla alakalı istidlal edilen ayetlerde “yiyiniz-içiniz fakat israf et-meyiniz” beyanı açıktır. Yeme-içme meşru olmak ve israf etmemekle sınırlandırılmıştır. Buradan nehiy açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Fakat israf umumidir. Ölçü belirsiz kalmaktadır. Yine israfı izah için kullanılan zarar ve hastalık da geneldir. Belki zarar bir yere kadar anlaşılır, belirlenir. Hastalık kavramı/illeti açık bir şekilde ortaya çıkana veya tıbben teşhis edilene kadar anlaşılabilecek bir durum değildir. Bir kişiye tedavi olduğu doktoru az yemesin önermişse o halde bazı şeyleri zaten terk etmesi gerekir ki bu da elinde olmayan bir durumdur. Bahsi geçen ayet, bazı müelliflerin izah ettikleri gibi doyuncaya kadar yeme-içmeyi hastalık sebebiyle sedd-i zerai kabilinden değerlendirilebilir. Neticede doymak, hastalanmak vs. daha çok insanın kendi iradesi ve tespitiyle bilinen bir durumdur. Bu, dışarıdan tespiti zor bir durumdur. Nehyi dikkate aldığımız takdirde obezliğe sebep olacak bir beslenme tarzı en azından mahzurludur.

Nesefi Maide Suresi’nin 4. ayetinde geçen tayyibat kelimesi hakkında şu açıklamayı yapmıştır: “Tayyibat, habis olmayan ya da Kitab, sünnet, icma veya kıyasta haram olduğu hakkında bilgi olmayan her şey.”[7]

Çağdaş İslâm Hukuku müellifleri, şişmanlık konusuyla doğrudan bağlantı kurmaksızın sağlığa zararlı şeylerle beslenmenin haram olduğunu belirtmektedirler. Onların bu konuda verdikleri bazı örnekler zaten naslarda haram olduğu belirtilen leş, akıtılmış kan, domuz eti vb. şeylerdir. Müelliflerin kimi yerlerde belirttikleri haram kılmada zararın bir illet olarak tespit edilebileceği de ifade edilmiş olmaktadır. İslâm hukukçuları, bir fiilin din, can, akıl, ırz ve malı koruma şeklinde formüle edilen dinin temel amaçlarına zarar vermesini, haram kılınmasının temel sebebi ve açıklaması (illeti ve hikmeti) olarak kabul etmişlerdir.[8] Obezlik teşhisi konulan birisinin sağlığını kaybetmekle karşı karşıya kaldığı açıktır.

Beslenmeyle ilgi kuracağımız, bir başka konu zaruret halidir. Zaruret halinde insan sağlığını korumak için gerekirse haram kılınmış bir şeyi de yer içer. Yeme içmeyi terk ederek ölürse günahkâr olur. Buna binaen, sağlığı korumak imkânlar varken de düşünülmelidir. Beslenmenin amacı, insanın sağlığını korumak, sağlıklı yaşamasını temin etmektir.[9] Sağlığını kaybetmeye sebep olacaksa doyduktan sonra yeme-içmeye devamın mahzurlu olduğu söylenebilir.

Kaynak eserlerde sağlık konusunda verilen örneklerden birisi tuz ve toprak tüketimidir: Tuz gibi, yenmesi mutad hale gelen inorganik maddeler, sağlık sorunu olmayan kimseler yiyebilir. Sağlığına zararlı olacaksa bu maddelerin yenilmesi caiz görülmemiştir.[10] Fetvada anlatılan tuz normal şartlarda helal bir gıdadır. Fakat mesela tuz ölçüsüz alınması neticesinde insana zarar vermektedir. Bu konuyu inceleyenlerden Kahraman, “sağlık sorunu oluşturmayacak kimseler açısından”[11] kaydını ilave etmiştir. Bu ifade gıdaların alındığı miktar bakımından önemlidir. Fazla tuz tüketimi yüksek tansiyona sebep olabilir.[12]

Aşırı beslenmeyle alaka kurulabilecek örneklerden birisi de şudur: Eti yenen evcil hayvanlara leş gibi aynıyla necis şeyler ve hayvan atıkları yedirmek, hayvanları bunlardan imal edilen yemlerle beslemek dinen caiz değildir. Zira hayvan ürünlerinden yapılan yemler, insan sağlığına zararlıdır.[13] Bu fetvada hayvan yemlerinin hükmü insanın sağlığını koruması bakımından izah edilmektedir.

İnsan sağlığının korunması ile sağlıklı beslenme arasındaki irtibata dair bir örnek de yağlarla alakalıdır. Nebati yağlarda, insan bünyesini ve sağlığını bozacak kimyasallar kullanılmışsa bu ürünlerin kullanılması mekruhtur. Katkı maddesi olarak kullanılan madde sebebiyle gıda sağlığa zararlı bir mahiyet kazanmışsa bu gıdanın yenmesinin caiz olmadığı söylenebilir.[14] Aynı şekilde, mahiyeti ve kazanma şekli bakımından helal olan şey fazla yenilip-içilmesi sebebiyle bünyeye zarar verecekse onun da caiz olmadığı söylenebilir.

Sigara hakkındaki değerlendirmelerden konumuzla alakalı bir izah bulabiliriz. Sigara içmeye israf, zarar ve nafaka yükümlülüğü bakımından yaklaşılabilir. Zarar çeşitli naslarla yasaklanmıştır. Sigara içen kişi, kendisi, eşi ve çocuklarının nafakasını bu hususta harcamaktadır. Bu israftır. Bu sebeplerle harama yakın mekruh olarak değerlendirilebilir. Fakat bedene verdiği zarar kesinlik kazanmışsa, sigara harcamaları nafaka yükümlülüğünü etkiliyor onu asli ihtiyaçlarından fedakârlık yapmaya zorluyorsa haram olduğu söylenebilir.[15] Aynı şekilde bedenine, çevresine ve ülkesine zarar verecek şekilde yeme-içme en azından kaçınılması gereken bir davranıştır.

Yeme içme miktarıyla alakalı fıkıh kitaplarında, sağlığını korumak ve ibadet edebilmek ifadeleri öne çıkmaktadır. İnsanın ölmeyecek kadar, ibadet etmesine güç verecek kadar yeme içmesi asgari sınırdır. Çünkü bu ibadete vesiledir. Diğer taraftan sağlıklı bir şekilde hayatını idame ettirmelidir. Bu iki durum farz kavramıyla da ifade edilmektedir.

Apaydın yenilecek şeyler konusunda haramları şu taksime tabi tutmaktadır: Ümmetin ittifak ettiği haramlar. Bunlar ayetle sabittir. Haklarında icma vardır. Hadislerde geçen bazı haramlar sırtlanın yenilmesi gibi haklarında ihtilaf bulunan haramlardır. Diğer bir grup da ictihadî haramlardır. Fukahanın mevcut haramlardan hareketle ulaştığı haramlardır.[16] Obezliğin bazı açılardan bu üçüncü haram grubu içerisinde değerlendirilmesi mümkündür. Bu taksimatta, yenilip içilmesi tartışılan şeyler mahiyet olarak ele alınmıştır. Obezliğe sebebiyet veren şeyler ise aslen meşru, fakat neticeleri itibariyle mahzurludur. Bu haliyle konu ictihadî bir konudur.

Doktorun lüzum görmesi üzerine yenilmesi ve içilmesi mübah bazı gıdalar, bazı hastalara mekruh veya haram olabilir. Doktor tavsiyesi perhiz veya diyete uymak, uymamanın yol açacağı neticelere göre dini bir önem taşır.[17] Aldığı fazla gıda veya beslenme yöntemi sebebiyle sağlığına zarar veren kimselere dinen sakıncalı durumda olduklarının hatırlatması mümkündür. Bazı kişilerin beslenme kurallarına uymaksızın, hastalıklara maruz kalmaları ve güya teslimiyetçi bir tavırla, “Ne yapayım elimde değil!” şeklindeki mazeret beyanı sonucu değiştirmez. Herkese gücü oranında sorumluluk verilmiştir.[18] Allah kâinata sünnetullah denilen kurallar koymuştur.[19] Birçok şey sebep-sonuç ilişkisi içerisindedir. Bu sistem içerisinde insan fiillerinden sorumludur.[20] İnsan tercihi sonucu yaptığı hayır ve şer her şeyin karşılığını görecektir. Bunu sadece bir ahiret tablosu olarak görmek de isabetli olmayacaktır. Pekala, aşırı yeme-içme alışkanlığının obezliğe sebep olması gibi yapılan fiillerin bazı neticeleri daha dünyada bizzat görülecektir. Yine, “Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.”[21] Sağlığın bozulması, çevrenin tahrip edilmesi, bazı hayvan ve bitki türlerinin ölümü, besin zincirindeki halkaların kopması, salgın hastalıklar insanların bir kısım tercihleri sonucudur. Sağlığın kaybı tedavi, masraf, güç kaybı, yorgunluk ve meşguliyet anlamında bir musibet olarak düşünülebilir. Musibet ayette kesb, kazanç olarak ifade edilmektedir. Kişi plansız, kararsız ve sebepleri ihmal ederek çalışmakla hastalığı bir yevmiye gibi kazanmaktadır. İnsanın yaptıklarının çoğunu da Allah affettiğini beyan etmektedir. İnsan bedeni bazı hastalıkları telafi edecek bir yapıdadır. Sağlıksız beslenmelerine rağmen bazı kişilerin kendilerini rahat hissetmeleri onları yanıltmamalıdır. Bir noktadan sonra vücut hastalıklara yenik düşmektedir. İnsan duygularına bir noktaya kadar hâkim olabilir. Öfke buna bir örnektir. Ayette öfkesini yutanlar övülmüştür.[22] İnsan iradeli bir varlık olması sebebiyle, yeme-içme konusunda bu iradesinin gereğini yapmalı, sağlığını korumalıdır.

İlim talebi her Müslüman’a farzdır.”[23] hadisinin izahı olarak haramı helalden ayırmayı bilecek kadar ilim farzdır.[24] Bu bilgiden hareketle, kişinin sağlığını koruyacak kadar beslenme kurallarını bilmesinin gerekli olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç

Bedeni ve sağlığı insana emanettir. Naslarda insanın sağlık emanetine karşı itinalı muamele etmesi gerektiği belirtilmiştir. İnsan helal şeylerle beslenmelidir. Yeme içmesinde ölçülü olmalıdır. Doyduktan sonra yeme ve içme sağlık kaybına sebep olacaksa, haram olarak değerlendirilmiştir. Bu bir içtihat olsa bile isabet tarafı dikkate alınarak böylesi bir hükmü hafife almaktan ısrarla kaçınılmalıdır. Obezite ile alakalı uzmanların, diyetisyenlerin ve diğer ilgili ilim adamlarının tesbitleri dikkate alınmalıdır. Dünyanın sınırlı imkânları ve artan nüfus düşünüldüğünde konunun ne kadar vahim olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Dengeli beslenmemenin sonuçları itibariyle çevreye de zararları bulunmaktadır. Çünkü İslâm’ın ölçülerinden sapıldığı zaman yapılan fiilin haram olması konunun uhrevî, iman boyutunu teşkil etmektedir. Haram fiililerin yapılmasının insanın bireysel hayatını fizikî bakımından etkilemesinin yanında genel olarak toplumsal zararları da bulunmaktadır.

Dipnotlar

*Doç. Dr. Halis DEMİR

[1] Mansur b. Muhammed Semʻânî (ö. 489/1096), Kavâtiüʻl-edillefî’l-usûl, (nşr. M. Hasan İsmâîl), Beyrut, 1997, I, 24. Mahmûd b. Zeyd Lâmişî (ö. 522/1128), Kitâb fi usûli’l-fıkh, (nşr. Abdulmecîd Türkî), Beyrut, 1995, 61; Semerkandî, I, 147-148; Ali b. Muhammed Cürcânî (ö. 816/1413), et-Ta’rîfât, Daru’l-kütübü’l-ilmiyye, Beyrut, “Helâl” md; Konevi, 281; Bardakoğlu, İslam’da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, II, 228; Erdoğan, Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, s. 136; M. KavvasKal’aci, H. Sadık, MucemuLugatu’l- Fukaha, Beyrut: Daru’n-nefais, 1985, 184; Sa’di Ebu Ceyb, 99.

[2] Buhari, “Tefsir”, 99; Müslim, “Zekât”, 24; Tirmizî, “Libas”, 6; İbn Mace, “Et’ıme”, 60.

[3] Koca, “Helâl”, DİA, XVII, 175.

[4] Davudoğlu, Sahîh-i Müslim Terceme ve Şerhi, VIII, 83.

[5] Muhammed b. Ahmed Kurtubi (ö. 671/1273), el-Câmi fi’ahkâmi’l-Kur’ân, 2. baskı, Daru’l-kutubü’l-mısriyye, 1964, 20 cüz/10 cilt, X,196. Mekruh için bkz. Bkz. Sadruşşerîa, s. 453; Koca,Mekruh”, DİA, İstanbul, 2003, XXVIII, 582-583.

[6] Bardakoğlu, Helaller ve Haramlar, II, 31.

[7] Nesefî, I, 379. 5/Maide, 4.

[8] Koca, “Haram”, DİA, XVII, 101.

[9] Ömer Nasûhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, Bilmen Yayınevi, İstanbul, ts, s. 446; Yusuf-Karadavi, İslâm’da Helal ve Haram, trc. Ramazan Nazlı, İstanbul: Hilal yayınları, ts., s. 36; Kaya, 19-20; Kahraman, “Gıda Ürünlerinde Helal ve Haram Belirleme Yöntemi”, s. 466.

[10] Bilmen, Büyükİslâm İlmihali, 446; Karaman, Helaller ve Haramlar, 15; Bardakoğlu, Haram-lar ve Helaller, II, 33; Okur, s. 9; Kahraman, “Gıda Ürünlerinde Helal ve Haram Belirle-me Yöntemi”, 467.

[11] Kahraman, “Gıda Ürünlerinde Helal ve Haram Belirleme Yöntemi”, 467.

[12] Garipağaoğlu, s. 393.

[13] Adnan Koşum, “Üretimde Beslenme ve Helallik”, Günümüzde Helal Gıda Sempozyumu (26-28 Kasım 2011 Afyonkarahisar), DİB, Ankara 2013, s. 397. Bu izahların dayanağı şu hadislerdir: “Rasûlullah pislik yemeye dadanmış deveye binmeyi yasakladı.” Ebu Davud, “Cihad”, 47; Tirmizî, “Et’ime”, 24; Nesâî, Ahmed b. Şuayb (ö. 303/916), Sünen, Çağrı yayınları: İstanbul 1992; “Dahaya”, 43,44; İbn Mace, “Zebaih”, 11. Bir başka hadis şöyledir: “Rasûlullah dışkı yeme alışkanlığı olan inek ya da davarın (cellale) sütünü içmeyi yasakladı.” Ebu Davud, “Et’ıme”, 24; Tirmizî, “Et’ıme”, 24; Nesai, “Dahaya”, 43; İbn Mace, “Zebaih”, 11.

[14] Hamza Aktan, “Hakkında Nas Olmayan Gıda Maddelerinin Dini Hükmünün Belirlen-mesi”, Günümüzde Helal Gıda Sempozyumu (26-28 Kasım 2011 Afyonkarahisar), DİB, An-kara 2013, s. 69.

[15] Bardakoğlu, Haramlar ve Helaller, II, 68-76.

[16] Apaydın, Tebliğ Müzakeresi, Günümüzde Helal Gıda Sempozyumu, s. 88.

[17] Uludağ, İslâm’da Emir ve Yasakların Hikmetleri, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1989, s. 124.

[18] 2/Bakara, 286. bkz. 2/Bakara, 233; 6/En’am, 152; 7/A’raf, 42; 23/Mü’minun, 62.

[19] Bkz. İbn Manzur, “snn” md.; M. Fuâd Abdülbâkî, el-Muʻcemü’l-müfehreslielfâzi’l-Kur’âni’l-Kerîm, İstanbul 1990,”snn” md.; Sünnetullah için bkz., İlyas Çelebi, “Sünnetullah”, DİA, İstanbul, 2010, XXXVIII, 160.

[20] 99/Zilzal, 7-8.

[21] 42/Şura, 30.

[22] 3/Al-i İmran, 134.

[23] İbn Mace, “İman”, 17.

[24] Mevsilî, IV, 428.

Sayfayı Paylaş