Otuz Yedinci Hutbe

somuncubaba somuncu baba hulusi efendi

Muhterem Cemâat-i Müslimîn!
Allah’a şükürler olsun bu sene de Ramazan-ı Şerîf’e erişmiş bulunuyoruz. Bu akşamdan i’tibâren gecelerimizi nurlandırmağa başlamış bulunan bu mübarek ay; kalplerimize huzur, ruhlarımıza sürür, gözlerimize nur getirecek, bizleri doğru yola ebedî saadete iletecektir, İnşâallâh… Ramazan-ı Şerîf hepimize mübarek olsun.
Ramazan, bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahlardan yıkanma ayıdır. Ramazan, kararan ruhlarımızı arıtma ayıdır. Ramazan, katılaşan kalplerimizi yumuşatma ayıdır. Ramazan, dargınların barışma ayıdır. Ramazan korkularımızdan kurtulma, umduklarımıza kavuşma ayıdır.
Bu ayda mü’minler sırf Allah (c.c)’ın rızâsını kazanabilmek için, yemelerini, içmelerini terk ederek, büyük bir coşkunluk içerisinde her zamankinden daha çok Allah’a yönelir. Gündüzleri oruç tutarak, vakit buldukça Kur’ân okuyarak, mukabele dinleyerek, geceleri terâvîh kılarak, hep Allah’ı anar, Allah’ı tesbîh eder, Allah’a şükür ederler, günahlarının bağışlanmasını Allah’tan dilerler.
Açlığın, susuzluğun kalpleri yumuşatması, ruhları inceltmesi sebebiyle, yoksulları, kimsesizleri daha çok düşünür, düşkünlere, fakirlere, hayır cem’iyyetlerine olan yardımını daha da artırırlar. Zenginlerimiz zekât dağıtmalarını bu aya rast getirir, bi’l-hâssa yetim yavruların Ramazan Bayramı’nı neş’e içerisinde, sürür içerisinde geçirmelerini sağlamış olurlar. Mü’minlerle dolup taşan camilerde gündüzleri okunan mukabeleleri, geceleri kılınan terâvîhler, zarif sülün endamlarıyla göklere yükselen minarelerin pırıl pırıl kandilleri, sahurlar, iftarlar…
Dünyâ gailesinin bin bir çeşit yükü altında ezilen, bunalan ruhlarımıza ferahlık, serinlik bahş ederler. Gören gözler, duyan kalpler, Ramazan hilâlinin ufkumuza doğduğu andan itibaren, kâinatta bir değişiklik sezerler. Bu şerefli ayın sahurlarında başka, şafaklarında başka, öğlenlerinde, ikindilerinde başka, hele iftar zamanında başka bir neş’e vardır. O iftar zamanı ki çoluk çocuğuyla bütün aile sofranın başında toplanır. Gözler parlar, yüzler neş’eli. Orucun verdiği hassâsiyyet içerisinde dudaklarda dualar… Duygular saf… Emeller dilekler yalnız Allah (c.c)’ın rızâsı… İşte bu an, insan ruhunun dünyâda duyabileceği en büyük neş’e anı, yaşayabileceği en mes’ûd zamandır. Bu neş’eyi, mü’min kalpleri saran bu ilâhî havayı sâdece büyükler değil, henüz oruç tutma çağına gelmemiş çocuklar bile duyarlar. Onlar, hiçbir günahın en ufak bir lekesini bile taşımayan saf, temiz kalplerinde uyanan sıcak, samîmî bir duygu ile ana ve babalarından sahura kaldırılmalarını, oruç tutmalarına izin verilmesini yalvarırlar, dilekleri kabul olunmazsa direnirler, ağlarlar.
“Sizden evvelkilere olduğu gibi size de oruç farz kılındı.” (2/Bakara, 183.) âyet-i kerîmesiyle bizlere farz olan oruç, ibâdetlerimizin Allah katında en kıymetlisidir. Çünkü oruç, içine riya karışmayan tek ibâdettir. Diğer yönden, uzun yaz günlerinde kızgın güneş altında orak vururken, taş kırar, duvar örerken, açlığın, susuzluğun doğuracağı ızdırâblara ancak Allah (c.c) için katlanılabilir. İşte bunun içindir ki Cenâb-ı Hak bir kudsî hadîsinde “Oruç benim içindir, mükâfatını ben vereceğim.” buyurmuştur. Bir mü’min için bu müjdeden daha büyük bir saadet olur mu? Bu ilâhî müjdenin, şahıslarında tecellîsini sağlayabilenlere ne mutlu.

Sayfayı Paylaş