Beslenme ve İbadet

somuncubaba-222-07beslenme

İnsan, Allah’a ibadet etmesi için yaratılmıştır. Nitekim Konuyla ilgili bir âyetin meali şöyledir: “Ben cinleri ve insanları (başka bir hikmete değil) ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.[1] İbadet hayatın aslî gayesidir. Yeme-içme vb. şeylerle hayatı korumak ise bunun için birer vesiledir.

Beslenme ile ibadet arasında dolaylı olarak ilişki kurulabilir. Bir âyet-i kerime mealen şöyledir: “Şüphesiz Allah, inanıp salih ameller işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkâr edenler ise (dünya zevklerinden) yararlanırlar ve hayvanların yediği gibi yerler. Onların kalacakları yer ateştir.[2] Salih amel kişinin, Allah’ın rızasına uygun davranması olup “dünya ve ahirette ceza veya mükâfat konusu olan her türlü işi ve davranışı ifade eder.”[3] Salih amel, bedenini sağlıklı tutacak uygun gıdalarla beslenme anlamı taşıyacak şekilde de izah edilebilir. Çünkü insana emanet olarak verilen bedeni korumak, hakkın rızasına uygun bir amel sayılabilir. İnkârcılar bir ölçü ve prensip içerisinde beslenmemişlerdir. Benzetmeden müşriklerin meşru ölçüleri ve sağlıklarını dikkate almadan yedikleri ve içtikleri anlaşılmaktadır. Bu şekilde intizamsız beslenme insana zarar verir. Helal gıdaların yenilmesi sevap, yasak edilmiş gıdaların yenilip içilmesi günah kazandırır. Haram gıdaların yenmesi cehenneme, helal gıda ile beslenme cennete girmeye vesile olabilmektedir.[4] Buradan hareketle gıdaların dünya ve ahireti ilgilendiren iki önemli hasleti olduğu söylenebilir.”[5] Aynı şekilde, ölçüsüz ve dengesiz hatta sağlığın kaybedilmesine sebebiyet verecek tarzda beslenmek mahzurlu bir davranış sayılabilir.

İnsan yaptığı her şeyin ahirette karşılığını görecek, hesabını verecektir: “Sonra, andolsun, o gün elbet ve elbet size ni’met (ler) sorulacakdır.[6] Sağlık, ibadet yapacak ve temel ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayacak kadar yeme-içme nimettir. Bu netice, yeme-içmede ölçü ve dikkati beraberinde getirmektedir. Tasarruflarının hesabını vereceğinin bilincinde olmak, tükettiklerimizden ne kadarının gerçek ihtiyacımız olduğunu düşünmek, dolayısıyla bizim bilinçli bir tüketici olmamızı beraberinde getirecektir.[7]

Serahsî izahta bulunmaksızın şu âyet ile fazla yeme içme ve ahiret hayatı arasında irtibat kurmaktadır. Söz konusu âyet şudur:

(Ey Muhammed!) Bizim adımıza de ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlar için (ahirette) bir iyilik vardır. Allah’ın yeryüzü geniştir. Sabredenlere mükâfatları elbette hesapsız olarak verilir.”[8] Konumuz bakımından âyeti kerimede geçen sabır, ihsan ve hesap kelimelerinin üzerinde durulması gerekmektedir: İhsan en güzel yapmak anlamında bir sıfattır. Allah’ın emrine uygun olarak en güzel şekilde davranmak takdir edilmiştir. Sabır, genel olarak iyilik ve lütufta bulunmak, bir işi en güzel şekilde yapmak, Allah’a ihlâs ile kulluk etmek anlamlarında kullanılmaktadır.[9] Sabır, Allah’ın rızasına göre amel, beslenmede dengeli, tutarlı, ölçülü ve sağlıklı olmak, iradeli davranmak anlamına gelebilir. Hesaplı, düzenli bir hayatın sonucu, fazla fazla mükâfattır. Elbette, Allah’ın haram kıldığı şeyleri yeme-içmeyi terk konusunda olduğu gibi, ihtiyaç fazlası yeme-içmeyi terk de sabrı gerektirmektedir. En güzel şekilde beslenme insanın sağlığını koruyacağı tarzda olanıdır. Hesaplı, ölçülü ve itinalı beslenmenin sonucunda ahirette her türlü nimetin sınırsız olarak takdim edileceği bir cennet hayatı gelecektir. Bu bir teşviktir.

Peygamberlere helal gıda ile beslenmeleri ve salih amel işlemeleri emredilmiştir.[10] Buradan bir anlamda bugün bir sosyal vakıa olarak insanın vücut sağlığını koruyacak şekilde beslenmesinin emredildiği istidlal edilebilir. Helal-haram ölçüsüne riâyet etmeyen bir kimsenin, ibadetlerinde itinalı olsa bile dualarının Allah katında bir değer taşıyamayacağı ifade edilmiştir.[11]

Beslenme konusunda haram ve helal sınırına riâyet etmek, kulluğun bir gereği, tabi tutulduğumuz imtihanın bir parçasıdır.[12]

Beslenme ve Sağlık

İnsan, beden ve ruh sağlığını korumakla yükümlüdür. Sağlıklı bir vücut için, dengeli ve yeterli bir beslenmeye ihtiyaç vardır.[13] Rasûlullah’ın insanların çoğunun sıhhat ve zaman konusunda aldandığını bildirmesi[14] beslenme konusunda itinalı davranmak gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir. İnsanın helal haram ölçüsüne riâyet etmemek suretiyle nefsine uyması ve kendisine zarar vermesi sıhhat bakımından aldanmak olarak anlaşılabilir. Ölçülü yememesi sonucu zamanla sağlığını kaybetmekle karşı karşıya kalmak şeklinde izah edilebilir. Çünkü ölçüsüz yeme-içme alışkanlığından dolayı bazı hastalıklar zamanla ortaya çıkmakta, bunlar zamanla teşhis edilebilmektedir. Bir hastalığın teşhis aşamasından önce insan henüz durumu fark etmediği ve sağlıklı olduğu zannıyla hayata devam ettiği için, yani hastalığı fark edemediği için aldanmaktadır.

Konuyla irtibat kurabileceğimiz bir hadis mealen şöyledir. “Sizden biri güven içerisinde(emin), bedeni afiyette, günlük rızkı da yanı başında sabahlarsa dünya ona verilmiş gibidir.[15] Hadisten açıkça anlaşılacağı gibi, dengeli beslenen insan sağlıklı olur, vazifelerini rahatlıkla yerine getirir, mutlu olur, çevresine de huzur yansıtır. Bedenin afiyette olmasının şartlarından birisi ölçülü, itinalı ve öğün, istirahat vb. zaman dilimlerine dikkat ederek yemek içmektir.

Konuyla ilgili bir başka hadis ise mealen şöyledir: “Sağlıklı mü’min Allah’a zayıf mü’minden daha sevimlidir.”[16] Sağlıklı insan, ihtiyaçlarını kendi kendine görür, Allah’a karşı ibadetlerini rahatlıkla ifa edebilir. Bir izaha göre, ibadete vesile olan şey de ibadettir.[17] Kuvvetli Müslüman cihada süratli ve ibadetlerde dinç olur.[18] Kişi düzenli, sağlıklı ve ölçülü beslenirse kuvvetli olur. Allah’ın sevdiği bir kul olmak her mü’minin arzu edeceği bir vasıftır.

Rasûlullah sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemine değinen uyarıları olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.) sürekli geceleri namaz kılan, gündüzleri de oruç tutan Abdullah b. Amr’ı bu uygulamasına karşı ikaz etmiştir. “Nefsinin, sende hakkı vardır. Ailenin sende hakkı vardır. Her hak sahibinin hakkını ver.” buyurmuştur.[19] Hadiste önce insanın kendisine karşı vazifesi hatırlatılmaktadır. Çünkü insana bedeni emanettir. Sürekli ibadet eden bir kimse sağlığını kaybedebilir. İbadet konusunda bile müntesiplerine ölçülü davranılması gerektiğini tavsiye eden bir dinin, ölçülü yeme içme sağlıklı beslenme konusuna ilgisiz kalması düşünülemez. Bu hadisin bir başka rivâyetinde şu ifade bulunmaktadır: “Nefsin bineğindir. Ona itina ile davran. Onu aç bırakma.”[20] Bu olayda Abdullah b. Amr, sürekli oruç tutması sebebiyle “aç kalma” şeklindeki ikaza muhatab olmuştur. Buna karşılık, fazla yeme içme neticesinde kişi sağlığını kaybedecek duruma gelecekse aynı ikazın içerisine girebilir. Hadiste beslenme ve sağlık irtibatı bir temsille anlatılmaktadır. İnsan bedenini ehliyetli, tecrübeli ve dikkatli bir kaptan gibi kullanmalıdır. İhtiyaçlarını göz ardı etmemeli, fakat sağlığını da korumalıdır. “itinalı” davranmasından dolaylı olarak sağlıklı bir hayat sürecek şekilde yeme-içme anlaşılabilir.

İnsanın bedenini korumasıyla alaka kurulabilecek iki kavram da intihar[21] ve ölüm orucudur. Rasûlullah intihar eden bir kişinin cenaze namazını kılmamıştır.”[22] İntihar eden kişi ahirette cezalandırılacaktır.[23] Bir gaye için ölünceye kadar yeme-içmeyi boykot etmek, sürekli aç durmak şeklinde ifade edilen ölüm orucu da caiz değildir.[24] Ölüm orucu tavrı, insanın sağlığını kaybetmesine sebep olan bir davranıştır.[25] İnsanın sağlığını ihmal edecek ve kendisin zarar verecek şekilde beslenmesi hoş görülmemiştir. Örneklerin yeme-içmeyi terk şeklinde olması önceki dönemlerle alakalıdır. Günümüzde ise fazla yeme içmenin getirdiği sorunlar müdahale etmeyi gerektirecek boyutlara ulaşmıştır.

Sağlığın korunması noktasında yenilen şeylerin miktarı, öğün vakti, acıkmadan yeme vb. konularda hatırda tutulması gerekir.

Beslenme ile sağlıklı olmak arasındaki irtibat açıktır. Bu sebeple, aç kalma, yetersiz yeme-içme vb. sebeplerle yemeyi terk nasıl hoş karşılanmıyorsa; aynı şekilde fazla yeme-içmeyi alışkanlık haline getirerek sağlığını kaybetmek de aynı şekilde uygun olmayan davranışlardır.

Dipnot
*Doç. Dr. Halis DEMİR

[1] Zariyat, 51/56. Bakara,2/155; Kehf, 18/7; Mülk 67/2.

[2] Muhammed, 47/12.

[3] Süleyman Uludağ, “Amel-i Salih”, DİA, İstanbul, 1991, III, 13-16.

[4] Bkz. Bakara, 2/82; A’raf, 7/42.

[5] Kaya, s. 23.

[6] Tekasur, 102/8.

[7] Orhan Çeker, “Gıda Felsefemiz”, 1. Ulusal Helal ve Sağlıklı Gıda Kongresi (19-20 Kasım 2011), Ankara, s. 24.

[8] Zümer, 39/10.

[9] Mustafa Çağrıcı, “Sabır”, DİA, İstanbul 2008, XXXV, 337-339.

[10] Bkz. Mü’minun, 23/51.

[11] Müslim, “Zekât”, 19.

[12] Ferhat Koca, “Haram”, DİA, İstanbul 1997, XVII, 101; Okur, s. 9.

[13] H. Hüseyin Gündüz, “Gıda Katkı Maddeleri ve Riskleri”, İslam Fıkhı Açısından Helal Gıda Sempozyumu, (3-4 Haziran 2009), s. 75.

[14] Abdullah b. AbdirrahmânDârimî (ö. 255/868), Sünen,İstanbul: Çağrı Yay., 1992, Rikak”, 1, 2; Tirmizî, “Zühd”, 1.

[15] İbn Mace, “Zühd”, 9; Tirmizî, “Zühd”, 34, “Menakıb”, 8.

[16] Müslim, “Kader”, 34.

[17] Mecdüddîn Abdullah Mevsilî (683/1285), el-İhtiyârlitaʻlîli’l-Muhtâr, Beyrut: Daru’l-erkam, ts., c. IV, s. 431.

[18] Davudoğlu, Müslim Şerhi, X, 650.

[19] Buhari, “Savm”, 51; Müslim, “Sıyam”, 32; Ebu Davud, “Kıyamu’l-leyl”, 27.

[20] Müslim, “Zühd ve’r-rekaik”,16.

[21] Hayati Hökelekli, “İntihar”, DİA, İstanbul 2000, XXII, 351-353.

[22] Müslim, “Cenaiz”, 107; Tirmizî, “Cenaiz”, 68.

[23] Buhari, “Tıbb”,56; Müslim, “İman”, 175.

[24] Hayreddin Karaman, İslamın Işığında Günün Meseleleri, İz Yay., İstanbul 2004, I, 190.

[25] Çayıroğlu, s. 72-73.

Sayfayı Paylaş