Seksen Birinci Hutbe

somuncubaba somuncu baba hulusi efendi

Ey Cemâat-i Müslimîn!
Şu okuduğum âyet-i kerîmede, ahlâk-ı hamîdenin, insanî huyların en yüksek esasları öğretiliyor. Bakınız, Cenâb-ı Hak Sevgili Peygamber’ine hitâb ederek ne buyuruyor:
“Habibim! Halkın güzel huylarını iyi işlerini kabul et. Onları, Kur’ân’ın ahkâmıyla akl-ı selimin irşâdıyla emr eyle, câhil ve haksız kimselerden de yüz çevir.” (Bkz. 7/Araf, 199.)
Hak Teâlâ’nın Fahr-i âlem Efendimiz’e olan bu emirleri, biz ümmetlerine de şamildir. Biz de akraba ve taallukatımızın, eşimizin, dostumuzun göze görünen güzel huylarını alacağız. Birbirimize kolaylık göstermek, özür dileyen din kardeşlerimizin özrünü kabul etmek, asla katı yürekli ve sert muamele ile karşılamamak en mukaddes vazifemizdir. Yekdiğerimize karşı yaptığımız ufak tefek saygısızlıkları afv etmek, küçük bir kusuru ise büyüte büyüte bir fitne bir fesad hâline getirmek, Hazret-i Kur’ân’ın, akl-ı selîmin kabul etmeyeceği çirkin bir harekettir. Mevzumuz olan “huzû’l-afv” âyet-i kerîmesi nazil olduğu vakit Rasûl-i Ekrem Efendimiz bunun mana-yı şerifini Cebrail (a.s.)’dan sormuştu. O da biraz sonra şu vahyi getirmiş şu cevabı tebliğ etmişti:
“Ya Muhammed, Sana gelmeyen kimseye senin gidip ziyaret etmeni, seni mahrum edene senin esirgemeyip vermeni, sana kötülük edene senin iyilik etmeni Cenâb-ı Hak emrediyor.”
Âyet-i kerîmenin bu tefsirinden üç türlü kötülüğün, üç nev’i iyilikle karşılanmasını öğreniyoruz. Fakat böyle bir mukabele nefsimize çok güç gelir değil mi? Hiç şüphesiz ki gelmeyene gitmek, vermeyene vermek, kötülük edene iyilik etmek herkesin kârı değildir. Bu güçlüğü iftihâm ederek (anlayarak), er kişi olmanın yolunu da Cenâb-ı Hak bize bunun altındaki âyet-i kerîmede öğretiyor. Manâ-yı şerîfi: “Şayet şeytanın iğvâsı, nefsinin tuğyanı sebebiyle bu ahlâkî vazifelerin îfâsı gücünüze gider de titizlenirseniz Allah (c.c)’a sığınınız; ‘Neûzü bi’llâh!’ deyiniz.” buyuruyor. Cenâb-ı Hak’tan yardım dileyerek, nefsimizin gururuna galebe ederek, herhalde bu ahlâkî vazîfeleri îfâya mecburuz.
Peygamberimiz’in dördüncü derecede gelen torunu Ca’fer-i Sâdık Hazretleri buyurmuşlar ki: “Kur’ân-ı Kerîm’de bu âyetten daha ziyâde mekârim-i ahlâkı kendisinde toplayan hiçbir âyet bilmiyorum.”
Ekmel-i mevcudat olan Peygamberimiz’in ahlâken en yüksek seciyede bulunduğunu, “Habibim, sen muhakkak ahlâken en yüksek payede yaratıldın.” (68/Kalem, 4.) âyet-i kerîmesi de bize haber veriyor. Bu hulk-ı azîm ile murâd da “Huzû’l-âfva” âyet-i kerîmesiyle tâlim buyuruları hasâil-i hamidedir denilebilir.
Şu halde ey mü’minler, birbirimizi candan sevelim birbirimize ziyarette bulunalım. İleri geri kusurlarımıza bakmayalım. Birbirimize elimizden gelen iyiliği esirgemeyelim. Kur’ân-ı Kerîm’in emri budur. Akl-ı selîmin irşadı böyledir. Ve’l-hâsıl, insanın insanlığı kılık kıyafetiyle değil, kalbinin salâh ve fesâdıyla ölçülür.

Sayfayı Paylaş